2
2 , 3. (Ey insanlar, gerçekleri, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilahi düzeni) açıklayan (dinin bütün hükümlerini ortaya koyan) bu Kitab’a (Kur’an’a) kasem ederim ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça (fasih ve kusursuz bir dile sahip) bir Kur’an (okunan bir kitap) kılmışızdır.*
3
2 , 3. (Ey insanlar, gerçekleri, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilahi düzeni) açıklayan (dinin bütün hükümlerini ortaya koyan) bu Kitab’a (Kur’an’a) kasem ederim ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça (fasih ve kusursuz bir dile sahip) bir Kur’an (okunan bir kitap) kılmışızdır.*
4
Ve şüphesiz o (Kur’an), katımızda bulunan bütün vahiylerin kaynağında (bizim ilmimizde) mevcuttur. Çok yücedir, (insanlığı dünya ve ahirette kurtuluşa ulaştıracak doğru) hüküm (ve hikmet) içeriklidir. *
5
(Ey inkârcılar!) Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, bu zikri (bilgi, öğüt, doğru hüküm ve derin hikmetlerle dolu Kur’an’ı) size ulaştırmaktan vaz mı geçelim? (Bu mümkün değil!)
6
Oysa daha önce gelip geçmiş topluluklar içinde (mesajlarımızı tebliğ etmek için) nice peygamberler de göndermiştik.
7
(Ama mesajlarımızın tebliğini yapmak üzere) onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki o’nunla alay etmiş olmasınlar. *
8
(Reulüm! Bu yüzden) biz de onlardan (o seninle alay edip haddi aşanlardan) daha güçlü (daha zorba) olanları da (haddi aşıp peygamberlerle alay ettikleri yüzünden) yıkıma uğrattık. Nitekim (Kur’an’da buna benzer) öncekilerin örneği de geçmiştir.
9
Ve (ey Resulüm!) Kuşkusuz eğer onlara (müşriklere), “Gökleri ve yeri (evreni) kim yaratmıştır?” diye soracak olursan; “Elbette onları mutlak galip olan, her şeyi bilen (Allah) yaratmıştır’diyeceklerdir.
10
O (Allah) ki, yeryüzünü, sizin (huzur ve güven içinde yerleşip yaşayabilmeniz) için yaşam alanı hâline getirmiş (orayı yaşam için tarıma elverişli ovalar, iskâna uygun araziler vs. hâline getirmiş) ve istediğiniz yere (kolaylıkla) ulaşasınız diye orada size yollar var etmiştir.
11
Ve O (zatım olan Allah) ki, gökten (bulutlardan) bir ölçü ile suyu indirmekte olan ve neticede (o suyu indirmekte olan) biz (nasıl) onunla ölü (bitkileri kurumuş) toprağa hayat veriyorsak, siz de böyle (öldükten sonra) yeniden (diriltilip) çıkarılacaksınız. *
12
Ve O (Allah) ki, bütün çiftleri (erkek-dişi, artı-eksi, pozitif-negatif ve zıt kutuplu, ama birbirleriyle uyumlu, birbirlerini tamamlayan bir bütün hâlinde) yaratmıştır. Ve sizin için (denizlerde) gemilerden ve (karada) hayvanlardan binmekte olduğunuz şeyler (binekler) kılmıştır. *
13
Ki, sırtlarına kurulasınız (binesiniz), sonra onlara kurulduğunuz (bindiğiniz) zaman, Rabbinizin verdiği nimeti anasınız ve şöyle diyesiniz: “Emrimiz altına almaya gücümüz yetmediği hâlde, bunları bize musahhar eden Allah, münezzeh ve yücedir.”
14
Ve (hesap vermek üzere) elbette biz (sonunda) Rabbimize döneceğiz” diyesiniz.
15
Böyle iken onlar (Allah’tan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıranlar) tuttular, kullarından bir kısmını (bazı kişileri ve güçleri) O’nun (zatım olan Allah’ın) bir parçası saydılar (ve ona babalık atfettiler). Gerçekten (böyle yapan) insan, besbelli bir nankördür. *
16
Yoksa (ey müşrikler, iddianıza göre) Allah, yarattıklarından kızları evlat edindi de, (kızlardan üstün tuttuğunuz) oğulları size mi seçip ayırdı? *
17
Oysa onlardan (müşriklerden) birine O sınırsız merhamet sahibi olan (Allah) a isnat ettiği bir benzerle (kız çocuğunun doğumuyla) müjde verildiği zaman (o kız çocuğunu o kadar hakir ve bir utanç vesilesi görüyor ki) yüzü, simsiyah kesilir ve öfkesinden yutkunur durur.
18
Ve (o kız çocuğuyla müjdelenen kişi) süs püs içinde yetiştirilip tartışmada (delilini) açıklayamayan (kendini ifade edemeyen) bir evlat mı?’’(der.) *
19
Rahmanın (merhameti sınırsız olan Allah’ın) kulları olan (ve herhangi bir cinsiyet taşımayan) melekleri de dişi olarak nitelediler. Peki! Onlar meleklerin yaratılışını mı gördüler? Onların bu şahitlikleri (meleklerin dişi olduklarına dair söz ve iddiaları) yazılacak (kayda alınacak) ve (bu yüzden hesap günü) sorgulanacaklar.
20
Ve (alay edercesine) ‘’Eğer Rahman (olan Allah, yalnızca kendisine kulluk etmemizi) istemiş, onlara (o taptıklarımıza) kulluk etmezdik” dediler. Onların buna dair (bu konuda) hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylemektedirler. *
21
Yoksa onlara, bundan (Kur’an’dan) önce bir kitap verdik de (bu iddialarında) onlar ona mı tutunup dayanıyorlar?
22
Bilakis (şöyle) dediler: “Gerçekten biz atalarımızı (belli) bir inanç üzerinde bulduk ve (ancak) onların izinden giderek doğru yolu buluyoruz.”
23
Ve (işte) böyle, biz senden önce de hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın (lüks ve refah içinde) şımarmış ileri gelenleri; (halkı sömürerek kurdukları kölelik sisteminin yıkılacağı ve böylece alışageldikleri lüks ve refah dolu yaşantının sona ereceği endişesiyle elçiye) “Doğrusu biz atalarımızı (geleneksel) bir inanç üzerinde bulduk ve biz de onların izinden gitmekteyiz.” demiş olmasınlar. *
24
(Gönderilen uyarıcılardan her biri de şöyle) demişti: “Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden (uydurma din ve düzenden) daha doğru olanını getirmiş olsam da mı? (Yine bana uymaz ve bâtıl yolda inat edeceksiniz?)” Onlar da demişlerdi ki: “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr edicileriz.” *
25
Bunun üzerine, biz de onları (o zalim, azgın ve yalancı kimseleri hak ettikleriyle) cezalandırdık. İşte bak, o (zulmedip hakkı) yalanlayanların (inkâr edenlerin) akıbeti nasıl oldu! *
26
26 , 27. Ve hani bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan (o kulluk ettiklerinizden) uzağım. Ben, yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O doğru yolu gösterecektir.”
27
26 , 27. Ve hani bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan (o kulluk ettiklerinizden) uzağım. Ben, yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O doğru yolu gösterecektir.”
28
Ve (İbrahim) onu, (o tevhit inancını) daha sonra gelenler arasında yaşamaya devam eden bir söz (ilke) olarak yaptı ki onlar (daima o tevhit inancına) dönsünler. *
29
Bilakis, ben şunları da babalarını (atalarını) da kendilerine hak olan (Kitap) ve (onu) açıklayan bir elçi gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim. *
30
Ve onlara hak (bütün gerçekleri açıklayan Kur’an) geldiği zaman: ‘’Bu bir sihir (aldatmaca)dır ve şüphe yok ki, biz onu inkâr edicileriz’’ dediler.
Sonraki 30 ayet →