Ana SayfaMealler › İhsan Aktaş
İA

İhsan Aktaş

İhsan Aktaş
İhsan Aktaş meali ile okumaya başla
Fussilet 1 / 54
1
Hâ mîm. *
İ. Aktaş 41:1
2
(Bu Kur’an,) Rahman (merhameti sınırsız olan), Rahim olan (merhamet eden) Allah’tan indirilmedir.
İ. Aktaş 41:2
3
Bu, öyle bir kitaptır ki, ayetleri (taşıdığı mesajları) öğrenmek (kavramak) isteyen (herhangi) bir toplum için Arapça (fesih, kusursuz bir dil ile) bir Kur’an olarak açıklanmıştır.
İ. Aktaş 41:3
4
(Bu kitap, tüm insanlığı ilahi rahmet ile) müjdelemek ve (zalimleri, hak, hukuk tanımayanları, kötülük yapanları ve insanlığa karşı suç işleyenleri bekleyen kötü akıbete karşı) uyarmak için (gönderilmiştir). Ama ne var ki, onların çoğu (ondan) yüz çevirip onu dinlemek (bile) istemiyorlar.
İ. Aktaş 41:4
5
Ve (inkâra şartlanmış olanlar) dediler ki: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz (akıl merkezi olan beyinlerimiz) kılıflar içinde, kulaklarımızda bir ağırlık ve seninle bizim aramızda (manevi) bir perde var. Sen (bildiğini) yap, biz de (bildiğimizi) yaparız." *
İ. Aktaş 41:5
6
(Resulüm!) De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Şu kadar ki, bana ilahınızın ancak tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Ona yönelerek kendinizi düzeltin! O’ndan af dileyin! (O’na) eş koşanların (müşriklerin) ise vay haline!
İ. Aktaş 41:6
7
Onlar ki, (toplumun yoksul, muhtaç ve işsizlerine) zekât vermezler (maddi yardım ve destekte bulunmazlar). Ve ahiret (gerçeğini de örtbas edip) inkâr ederler.
İ. Aktaş 41:7
8
Şüphesiz iman edip doğru ve güzel işler yapmış olanlar (dürüst ve erdemli kimseler) için, kesintisiz bir mükâfat (olan cennet ve nimetleri) vardır. *
İ. Aktaş 41:8
9
(Resulüm!) De ki: “Gerçekten siz, (gaz ve toz bulutu hâlinde bulunan semaya yönelip yaratılış yasasına boyun eğmesi için emir buyurduğu andan itibaren güneş sistemiyle beraber) yerküreyi iki evrede yaratmış olanı inkâr ediyor ve ona birtakım eşler (rakip güçler) mi koşuyorsunuz? Hâlbuki O, âlemlerin (gözle görülen ve görülmeyen tüm yaratıkların, kâinatın) Rabbidir.” *
İ. Aktaş 41:9
10
Ve (iki evrede yerküreyi yaratıktan sonra) orada, onun üzerinden (kökleri yer kabuğunun derinliklerine kadar inen) ağır baskılar (hem kıtaların çarpışmasıyla, hem de yer kabuğundaki volkanik patlamalarla denge unsuru olan dağlar) oluşturmuş, orada bereket (bolluk, işlevlilik) meydana getirmiş ve oranın gıdalarını (dengeli ve ölçülü olarak) isteyenler (gıdaya ihtiyacı olan yaratıklar) için eşitçe olmak üzere (yerkürenin önceki iki evresiyle birlikte bütün bunları) dört evrede takdir etmiştir. *
İ. Aktaş 41:10
11
Ve (daha önce evreni yaratmak için) duhan (gaz ve toz bulutu) hâlinde bulunan semaya (uzaya) yönelmiş, ona ve (henüz sema gibi gaz hâlinde bulunan) yerküreye “İster istemez, (kâinata koymuş olduğu yaratılış yasasına, boyun eğerek varlık sahnesine) gelin!” diye buyurmuştu. İkisi de (yaratılış yasasına boyun eğerek kendilerine has bir iletişim şekli olan hâl dliyle) bizler boyun eğerek (işte varlık sahnesine) geldik’’ demişlerdi. (*)
İ. Aktaş 41:11
12
Derken (zatım olan Allah) onları yedi sema olarak iki evrede (yaratıp) düzenlemiş ve her birine kendi yasasını vahyetmiştir. Ve (bu yedi semayı düzenledikten sonra) biz dünya semasını da (dünya ve güneş sisteminin içinde bulunduğu uzay mekânı da) ışık yansıtanlarla (gezegenler ve uydularla) donattık, (oranın düzen ve dengesini) bozmaktan da koruduk; işte bu (harika sistem), mutlak galip olanın, (her şeyi) bilenin (Allah’ın) takdiridir. (*)
İ. Aktaş 41:12
13
Eğer (bütün bu kozmik gerçeklere rağmen) yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin helâkine yol açan) yıldırımına benzer bir yıldırımla (afetle) uyardım.*
İ. Aktaş 41:13
14
Hani onlardan önce de onlardan sonra da; “Allah’tan başkasına ibadet/kulluk ve kölelik etmeyin (kimsenin kul ve kölesi olmayın)” diye elçiler geldiği vakit dediler ki: “Eğer Rabbimiz dileseydi, (iman etmemiz için) elbette (bizim gibi birer beşer olan sizi değil) bize melekleri elçi olarak indirirdi! Şüphesiz biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi, inkâr edicileriz.”*
İ. Aktaş 41:14
15
Ad (kavmin)e gelince; onlar (hak hukuk tanımaz bir hâlde) yeryüzünde büyüklük tasladılar ve ’Bizden daha güçlü kim var?’ dediler. Kendilerini yaratmış olan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu bilmediler mi? Oysa onlar ayetlerimizi (mesajlarımızı) inkâr ediyorlardı. (*)
İ. Aktaş 41:15
16
Neticede (o büyüklük taslayan zalim ve azgın kavmin) üzerine (o felaket günlerinde) art arda şiddetli soğuk bir kasırga gönderdik ve böylece onlara dünya hayatında rüsvaylık azabını tattırdık. Ahiret azabı ise çok daha rüsvay edicidir. Ve onlara asla yardım edilmez. *
İ. Aktaş 41:16
17
Ve Semûd’a gelince; biz onlara (mesajlarımızla) doğru yolu gösterdik. Ama onlar körlüğü (inkâr, azgınlık ve sapıklığı) hidayete tercih ettiler. Neticede, bizzat işledikleri kötülükler sebebiyle başlarına yıldırım gibi inen alçaltıcı bir azap kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi.
İ. Aktaş 41:17
18
İnanmış olup (zulüm, azgınlık ve kötülüklerden) sakınmakta olanları ise kurtardık.
İ. Aktaş 41:18
19
Ve Allah’ın (hak dininin) düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplanacakları gün (ahirette), işte onların hepsi, ateşe bölükler halinde sürülecekler.
İ. Aktaş 41:19
20
Nihayet oraya (ateşin karşısına) geldiklerinde, bizzat kendi kulakları, gözleri ve (hatta) derileri dile gelip (dünyada iken) yaptıkları (çirkin) işlere karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.
İ. Aktaş 41:20
21
Ve (dilleriyle) derilerine: “Aleyhimize (dolayısıyla kendi aleyhinize) niçin şahitlik ettiniz derler. Derileri: “Her şeyi konuşturan (her şeye kendi dilince konuşma yeteneği veren) Allah bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa o yaratmıştı ve (gördüğünüz gibi hesap vermek üzere işte) O’na döndürülmektesiniz” derler.
İ. Aktaş 41:21
22
Oysa siz (dünyada iken uyarıldığınız hâlde) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin (kıyamet gününde) kendi aleyhinize şahitlik eder diye (dünyada kötülükleri işlemekten) hiç sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini (ve dolayısıyla sizi hesaba çekmeyeceğini) de sanıyordunuz (denilecektir).
İ. Aktaş 41:22
23
Ve işte Rabbiniz hakkında taşıdığınız bu düşünce sizi helâk etti (sizi helâke sürükledi). Böylece (bugün) hüsrana uğrayanlardan oldunuz."
İ. Aktaş 41:23
24
(Resulüm!) Eğer onlar (dünyada iken batıl inançlarında ısrar edip) direnirlerse, ateş onlar için kalacak yer olacaktır. Ve eğer (hesap günü) hatalarını düzeltmek (için bir daha dünyaya dönmek) isteseler de kendilerine hatalarını düzeltme fırsatı (dünyaya geri dönme imkânı) verilecek değildir. (*)
İ. Aktaş 41:24
25
Ve biz (iman edenlerin birbirlerine arkadaş olmalarına fırsat verdiğimiz gibi) onlara da (inkâr ve sapıklığı tercih edenlere de kendileri gibi) yakın arkadaş edinmelerine fırsat verdik. (Ama) bunlar da (bu arkadaşlar), onların (o kendilerini arkadaş edindikleri kimselerin) önlerinde ve arkalarında ne varsa yaptıkları her türlü işi süsleyip bezediler. Böylece (inkâr ve sapıklığı tercih eden) cinlerden ve insanlardan gelmiş geçmiş toplumlar hakkında yürürlükte olan o (azaba dair) söz, onlar için de hak oldu. Şüphesiz, onlar hüsrana uğramış kimseler oldular. *
İ. Aktaş 41:25
26
Ve inkâr etmiş olanlar (birbirlerine) dediler ki: "Bu Kur’an’ı dinlemeyin! Ve (okunduğu zaman) onda gürültü yapın (Kur’an’ın sesini boğun) ki, galip gelesiniz." *
İ. Aktaş 41:26
27
İşte (Kur’an’ın dinlenmesini engelleyip) inkâr etmiş olanlara (ahirette) şiddetli bir azap tattıracağız ve onları, (dünyada) yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
İ. Aktaş 41:27
28
İşte bu, (zatım olan) Allah’ın (hak dininin) düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden (ve insanları Kur’an’ı dinlemekten alıkoymalarından) dolayı, orada onlara ceza olarak (Allah’ın dilediği vakte kadar) içinde kalacakları yurt/cehennem vardır. *
İ. Aktaş 41:28
29
Ve (dünyada iken) inkâr etmiş olanlar: «Rabbimiz! Cinlerden (şeytanlardan) ve insanlardan, bizi saptıranları (bugün) bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar» derler.
İ. Aktaş 41:29
30
Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de sonra dosdoğru olmuş olanların (mahşer günü) üzerlerine melekler inerler (ve derler ki:) “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünya hayatında) va’dedilmekte olduğunuz cennetle (bugün) sevinin!” *
İ. Aktaş 41:30