1
Ey insanlar! O Rabbinize karşı gelmekten sakının ki, sizi (insan türünü) bir tek nefisten (nefsi vahide denilen bir hücreden) yaratmıştır ve ondan da (onun türünden, aynı öz ve maddesinden de) eşini yaratmıştır. Ve o ikisinden (o her iki eş hücreden) de (biyolojik bir süreçle) birçok erkek ve kadın türetip yaymıştır. Ve (Allah hakkı için) deyip adını anarak birbirinize karşı istekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve rahimlerin hakkını (anne baba, aile ve akraba hukukunu) ihlâlden de sakınınız. Şüphesiz Allah, (her an) üzerinizde gözetleyicidir. *
2
Bir de (baliğ ve reşit olduklarında bakım ve gözetiminizde bulunan) yetimlere (yani sahipsiz kimselerden yönetiminize verilenlerin hakkı olan) mallarını (tastamam) verin (malları yeterli değilse devlet bütçesinden de onlara her türlü yardımı sağlayın) ve (hakkınız olmayan mallara tecavüz edip de) temizi kirli ile (helâl malınızı haramla) değişmeyin. Ayrıca, onların (o kimsesiz yetimlerin ve mağdurların) mallarını kendi malınıza katarak yemeyin. Şüphesiz böyle yapmanız büyük bir vebaldir. (*)
3
Ve eğer (bakım ve himayeniz altında bulunan) yetimler (kimsesizler) hakkında (eşitlik ve sosyal) adaleti yerine getirmemekten (onların haklarını korumamak ve kendilerine gereken bakım ve hizmeti sunamamaktan) endişe ediyorsanız, bir şekilde (bu sorunun çözümü için) uygun olan (ekonomik ve biyolojik bakımdan muhtaç, kimsesiz ve korumasız o yetimler sahibi dul) kadınlardan da (istemeleri hâlinde) ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. (Böylece himayenize aldığınız o yetim ve kimsesiz çocukların tümü sizin çocuklarınız sayılacağından aralarında adil ve eşit davranmanız daha kolay olur.) Ve eğer (bu durumda çok çocuklu olacağınız için, evlatlık edindiğiniz o yetim çocuklar arasında da) adaleti (hakkaniyet ve eşitliği) sağlayamamaktan endişe ederseniz, o zaman (birden fazla yetim sahibi kadınlarla hiç evlenmeyin) sadece bir eşle (yetim sahibi bir kadınla) veya (varsa) sözleşmelerinizin sahip olduğu (sözlü olarak evlenme sözünü verdiğiniz) ile (evlenin). Bu (tek eşli kalmanız ve o yetim çocukların anneleriyle evlenmemeniz), adaletten ayrılmamanız (ve kalabalık bir aile yüzünden güç bir duruma düşmemeniz) için en uygun olanıdır. *
4
(Nikâhladığınız) kadınlara da mehirlerini gönül hoşluğuyla bir hak olarak verin. Eğer kendi arzularıyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, ondan afiyetle yiyin. *
5
Ve Allah’ın koruyasınız diye sizin sorumluluğunuza bıraktığı malları sefih (muhakeme yeteneği zayıf, akli dengesi yerinde olmayan) kimselere, (reşit olmayanlara) vermeyin (emanet etmeyin); ama bu mallarla onların geçimlerini karşılayın, onları giydirin ve onlarla güzel/nazik bir şekilde konuşun.
6
Artık yetimleri, evlilik çağına gelinceye kadar (gözetip) deneyin! Eğer kendilerinde bir “rüşd” (fiziki ve akli olgunlaşma) görürseniz, hemen onlara mallarını (geri) verin (teslim edin). Ve büyüyecekler (de mallarını bizden alacaklar) diye israfla (meşru-kanuni harcama sınırını aşarak), alelacele ile onları sakın yemeyin! (Yetîmin malını idâre eden, emek veren fakat) zengin olan kimse ise, böylece (onun malını yemekten) kaçınsın! (O velîlerden) fakir olan kimse ise, artık (emeğinin ve hizmetinin karşılığı kadar) marufa (meşru kanuni harcamaya) uygun bir şekilde yesin! Sonunda onlara mallarını teslîm ettiğiniz zaman da (bunu belgelendirmek üzere, en az iki) şâhit bulundurun. Fakat (bütün şâhitlerin ötesinde, asıl dikkat etmeniz gereken bir şâhit var) Allah’ın hesap soracak olması, (her şeye) yeter! *
7
Anne babanın ve (yakın) akrabanın (vefatla) geride bıraktıkları mallarda erkek mirasçılar için pay vardır; anne babanın ve (yakın) akrabanın vefatla geride bıraktıkları mallarda–o mallar az olsun çok olsun– kadın mirasçılar için de yine pay vardır. Bunlar, Allah tarafından takdir edilmiş (ve mirasçıya mutlaka verilmesi gereken) paylardır. *
8
Miras taksiminde (mirasçı olmayan) hısımlar (akrabalar), öksüzler ve yoksullar hazır bulunursa (yaşıyorlarsa), onları da rızıklandırın (rızıklarını da verin). Ve (daima) kendilerine gönül alıcı, güzel söz söyleyin. *
9
(Kendileri ölüp de) arkalarında kendi haklarını koruyamayacak kadar (küçük ve) zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde (onların büyümesi ve yetişmesi konusunda), onlar için endişe edenler, (empati kurarak yetimlere) haksızlık yapmaktan öyle korksunlar. Allah’a (Allah’ın emirlerine) karşı gelmekten sakınsınlar ve mutlaka doğru şahitlik edip, doğru söz söylesinler!
10
Şüphesiz yetimlerin (sahipsiz ve çaresiz kimselerin) mallarını haksız yere yiyenler, karınlarında ancak ateş yerler, (o mallar, karınlarında ateştir adeta) ve onlar, alevli bir ateşe atılacaklardır.
11
Allah (miras konusunda) çocuklarınız hakkında, (evlendiklerinde eşinin, bütün çocuklarının ve ev masrafının tümünü karşılamakla yükümlü bulunan) erkeğe, (kendisinin, eşinin, çocuklarının ve hiçbir kimsenin geçimini sağlamakla mükellef bulunmayan) iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer (geride kalan çocuklar iki ya da) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer bir tek kız ise (mirasın) yarısı onundur. Eğer çocuğu (erkek- kız) varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer onun (ölenin) kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. Bu hüküm, ölenin yaptığı vasiyetin yerine getirilmesinden veya (varsa) borçların ödenmesinden sonra kalan mal içindir. Babalarınız ve oğullarınız (konusunda), siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah’tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, Alim (hakkıyla bilen)dir, Hakîm (her konuda) doğru hüküm verendir.*
12
Ve eğer (vefat eden) hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları malın yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıkları malın dörtte biri sizindir. Bu paylaştırma, (vefat eden hanımlarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi yahut (varsa) borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer (vefat ettiğinizde) çocuğunuz yoksa, bırakmış olduğunuz terekenin tümünden dörtte biri onların (kadınların)dır, fakat eğer çocuğunuz varsa o takdirde bırakmış olduğunuz terekenin tümünden sekizde biri onların (kadınların)dır. Yine (bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden veya/varsa/ borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası yoksa ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa ona altıda bir (1/6) düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin, yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden veya (varsa) borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bu size) Allah’tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır. *
13
İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve (ve tebliğ hususunda) Resulü’ne itaat ederse, Allah onu, altlarından (içlerinden) ırmaklar akan, içinde (ebedî) kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük bir başarıdır.
14
Her kim de Allah’a ve (tebliğ hususunda) Resulü’ne isyan edip O’nun (Allah’ın) sınırlarını aşarsa, (kafasına göre; din kuralları uydurur, dine ekleme ve çıkarma yapmya çalışır, varislere hak ettikleri payları vermezse; Allah) onu içinde (dilediği vakte kadar) kalacağı ateşe sokar. Onun için (o cismani azabın yanı sıra) alçaltıcı (ruhani) bir azap da vardır.
15
Kadınlarınızdan (aralarında) çirkin işi (seviciliği) yapmakta olan kadınlara gelince, aranızdan onların işlediği suça şahit olan dört kişi çağırın, bunlar ona şahitlik yaparlarsa, çirkin işi (seviciliği) yapan kadınları (vazgeçmemeleri halinde) ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara (tövbe etmeleri suretiyle) bir kapı açıncaya kadar, (bu çirkin işi yapmamaları için) evler(in)de (gözetim altında, ıslah evlerinde) tutun.
16
Ve içinizden iki erkek (aralarında) o çirkin işi (eşcinselliği) yaparsa, onlara eziyet edin. Eğer bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, merhamet edendir.*
17
Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilgisizlikle kötülükte bulunup sonra derhal (o işlediği kötülüklerden) tövbe edenlerin tövbesidir. İşte onlardır Allah’ın, tövbelerini kabul ettiği kişiler. Ve Allah (her şeyi) bilendir, (doğru) hüküm verendir.*
18
Yoksa sürekli kötülük yapıp dururken ölümün eşiğine gelince: “Şimdi (o kötülüklerden) tövbe ettim” diyenler ile inkârcı olarak ölenlerin tövbesi geçerli değildir. Biz, işte böylelerine şiddetli bir azap hazırlamış (olacağ)ız.
19
Ey iman etmiş olanlar! (Yakınlarınızdan eşleri vefat eden) kadınlara, (cahiliye döneminde olduğu gibi sanki miras malıymışlar gibi) zorla sahiplenmeniz, (kendilerine mehir ödemeden nikâhlamanız veya mehirlerini alarak başka biriyle evlenmeye zorlamanız ya da tüm mallarına varis olabilmeniz için ölünceye kadar evlenmelerine engel olmanız) size (asla) helal değildir ve (boşanmayı gerektiren) açık bir hayasızlık (iffetsizlik gibi kötü bir şey) yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları (asla) sıkıştırmayın. Ve (daima) onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da, Allah (sizin için) onda pek çok hayır yaratmış olur. *
20
Ve eğer bir eş yerine başka bir eş almak isterseniz, (boşanmak suretiyle mevcut eşten ayrılıp, başka biriyle evlenmek isterseniz) onlardan (boşamak istediğiniz mevcut eşlerden) birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan (asla) hiçbir şeyi geri almayın. Yoksa (ona) iftira atarak ve açık bir günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?
21
Ve onu nasıl (geri) alırsınız ki, birbirinizle içli dışlı olup kaynaşmıştınız. Ve (eşleriniz) sizden (haklarını gözetme konusunda) sağlam bir söz de almışlardı.
22
Ve babalarınızın daha önce (cahiliye devrinde) evlenmiş olduğu kadınlarla da (asla) evlenmeyin, (nikâhlı bulunduklarınızdan da hemen ayrılın) ama geçmişte olanlar (cahiliye devrinde olanlar) geçmişte kalmıştır (siz o devirde onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz). Bu, kesinlikle tiksinti (utanç verici) bir iştir, çirkin bir şeydir ve kötü bir yoldur.
23
(Ey mü’minler!) Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri (kayınvalideleriniz) ve (sonradan evlenerek) kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz (karı koca olduğunuz) kadınlarınızın (önceki kocalarından) olup (şimdi sizin) koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız, size haram kılınmıştır. Ancak onların (anneleriyle) gerdeğe girmeden (önce) boşayıvermişseniz, (bu durumda, yetişkin kızlarıyla evlenmekte) size bir sakınca yoktur. Ve sizin soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi aynı nikâh altında birleştirmeniz haram kılınmıştır (varsa bunlardan hemen ayrılın). Ancak (cahiliye döneminde) geçen geçmiştir (siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz). Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
24
Ayrıca yeminlerinizin (meşru nikâh akdinizin) hak sahibi oldukları (eşleriniz) hariç (evlilik yoluyla) korunmuş (evli bulunan bütün) kadınlar da (size haram kılınmıştır). Bunlar, Allah’ın üzerinize farz kıldığı yasalardır. Bunların (nikâhı haram olanların) dışında kalanlar ise, kendilerine mal varlığınızdan (bir kısmını) vermeniz ve gayrimeşru bir ilişki ile değil de evlilik bağı yolu ile meşru şekilde almak kaydıyla size helal kılınmıştır. O hâlde onlardan hangisinden (nikâh akdiyle) yararlandıysanız, mehrini takdir edildiği şekilde verin. Ve (mehir) takdir edildikten sonra karşılıklı rıza ile (o mehri ayarlamak için) anlaşmanızda size bir vebal yoktur. Şüphesiz Allah; (her şeyi) bilen, (her konuda) doğru hüküm verendir. *
25
Ve sizden her kim, (içinde bulunduğu şartlardan dolayı) muhsen (iffetli, bağımsız, iyi tanınmış, köklü bir aileden gelen ve aklı olgun) mü’min kadınları nikâhlayacak bir genişliğe (servete) güç yetirmiyorsa, o takdirde (bu durumda olmayan, mehir, nefaka ve masrafı az olan) sözleşmenizin hak sahibi olduğu (evlerde hizmetçilik yapan) mü’min kızlarınızdan biriyle (de olur). Allah ise, imanınızı en iyi bilendir; zaten siz hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur) Öyleyse, iffetli ve namuslu olmaları, zina etmemeleri, gizli dost tutmamaları şartıyla ve aynı zamanda ailelerinin iznini alarak onları nikahlayın ve ücretlerini kendilerine güzellikle verin! Fakat (evlendirilmekle) iffetlerini koruma altına aldıktan sonra (akılları olgun olmadığı için) iffetsiz bir davranışta bulunurlarsa, onlara iffetli (ve aklı olgun) kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır (yani 50 kamçı vurulur)! Bu, (kişilerle evlilik) ise, içinizden günaha düşmekten korkanlar için uygundur. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Ayrıca Allah, (çok) bağışlayandır, (çok) merhamet edendir.*
26
Allah size (hükümlerini) bildirmek, sizden öncekilerin (doğru) hayat tarzlarına sizi yöneltmek ve tövbenizi kabul etmek ister; Allah hem (her şeyi) bilendir, hem de (her konuda) doğru hüküm verendir.*
27
Ve (böylece) Allah tövbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar (kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.
28
Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. (Zaten) insan da (fıtratı, tabiatı, sabır ve dayanıklılığı bakımından) zayıf olarak yaratılmıştır.
29
Ey iman etmiş olanlar! Kendiliğinizden anlaşarak yaptığınız bir ticaret olması müstesna, mallarınızı aranızda batıl (hile ve haram yollar)la yemeyin. Ve sakın (haram yemekle) nefislerinizi öldürmeyin (mahvetmeyin). Şüphesiz Allah size çok merhamet edendir.*
30
Ve kim saldırganlık (tecavüz) ve haksızlık yolu ile (gayrimeşru yollarla) bunu yaparsa (insanların malına el uzatırsa) ileride onu ateşe atacağız. Ve bu, Allah için pek kolaydır. *
Sonraki 30 ayet →