1
Ey Peygamber! (İnkârcılarla yaptığın antlaşmaları bozmak hususunda) Allah’a karşı gelmekten sakın (antlaşmalara sadık kal); inkâr edenlere ve ikiyüzlülere de uyma (onların arzularına uyup ta, görevini yerine getirmekten çekinme)! Şüphesiz Allah (her şeyi) bilendir, doğru hüküm verendir. (*)
2
Ve (sadece) Rabbinden sana vahyedilene (Kur’an’a) uy, kuşkusuz (ey insanlar,) Allah yaptığınız her şeyden tam haberdardır.*
3
Ve (her girişiminde ve her süreçte yalnız) Allah’a dayanıp güven. Ve Allah, dayanılıp güvenilecek (ve işlerin kendisine havale edileceği merci) olarak yeter.
4
Allah (aynı anda) bir kimsenin içinde (beyninde) iki akıldan (iki zıt fikirden, iki inançtan) bir şey oluşturmamıştır ve zihar yaptığınız (kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız) eşlerinizi de anneleriniz (gibi haram) kılmamıştır. Evlâtlık olarak iddia ettikleriniz de (öz) çocuklarınız yapmamıştır. Bunlar ağızlarınızda dolaşan (hiçbir hüküm ifade etmeyen) sözlerinizdir, Allah ise (sadece) hakkı söyler ve doğru yolu gösterir. *
5
Onları (evlâtlık olarak iddia ettiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın (soybağını karıştırıp bozmayın). Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, o takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda ise size vebal yok; fakat gönüllerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah (çok) bağışlayandır, (çok) merhamet edendir.*
6
Peygamber, inanan kimselere kendi öz canlarından daha yakındır (her konuda onların maddi ve manevi sorunları ile herkesten önce kendisi ilgilenmelidir). Onun eşleri de iman edenlerin (manevi) analarıdır. Aralarında akrabalık bağı bulunanlar ise, Allah’ın Kitab’ına (Kur’an’a) göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar (önceliklidirler). Ancak velilerinize yapacağınız iyilik (vasiyet) hariç. İşte bunlar (bu hükümler), bu kitapta yazılmıştır.*
7
Ve biz vaktiyle peygamberlerden (hem tebliğ vazîfelerini yerine getirmeleri hem de birbirlerini tasdik etmeleri için) misak (söz) almıştık. Senden de ve Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa’dan da. (Evet) onların hepsinden sağlam bir söz almıştık.*
8
(Allah bu sözü), doğru kişilerin doğruluklarını sorgulasın diye (almıştı). Ve (hesap günü geldiğinde doğru dürüst olmayan) inkârcılar için de acıklı bir azap hazırlamış (olacak)tır.*
9
Ey inanmış olanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani (Hendek savaşında sizi yok etmek için Mekke’den saldırıya geçen müşrikler ile sizinle yaptıkları antlaşmayı bozan ve size ihanet eden onların Medine’de bulunan müttefik inkârcı) ordular (saldırmak üzere) size gelmişti de, biz onların üzerine (şiddetli) bir kasırga ve görmediğiniz (manevi) ordular salıvermiştik. Ve (zatım olan) Allah ne yapmakta olduğunuzu görüyordu.*
10
O vakit onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan (vadinin üstünden ve altından saldırmak için) gelmişlerdi. O zaman gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah hakkında (yardımı hususunda) türlü türlü (olumsuz) şeyler düşünüyordunuz! (*)
11
İşte orada, mü’minler (bu çetin şartlarla) denendiler ve sarsıldıkça sarsılıp, şiddetle silkelendiler.
12
Ve o zaman, münafıklar (ikiyüzlüler) ile gönüllerinde (manevi) hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: (Mü’minlerin gönüllerine de şüphe ve nifak düşürmek amacıyla) "Meğer Allah ve Resulü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar!’’ diyorlardı.
13
Yine o vakit onlardan (o ikiyüzlülerden) bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin için burada durcak bir yer yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek (saldırganlara karşı çarpışmamak için) Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi (böyle bir mazeretleri yoktu). Onlar sadece kaçmak istiyorlardı. (*)
14
Ve eğer (Medine’nin) her yanından üzerlerine girilip saldırılsaydı, sonra kendilerinden fitne çıkarmaları (halka baskı ve işkence yapmaları, mü’minlere ihanet edip saldırganlarla ittifak yapmaları vs.) istenseydi, (ikiyüzlüler) tereddüt etmeden hemen bunu yapmaktan geri kalmazlardı.
15
Hâlbuki muhakkak onlar, daha önce (peygambere biat ederlerken) ne olursa olsun (saldırgan) düşman karşısında geriye dönüp kaçmayacaklarına dair Allah adına kesin söz vermişlerdi. Oysa Allah’a verilen söz, sorumluluk gerektirir (o sözü verenler mutlaka ondan sorguya çekilirler).
16
(Onlara) de ki: "(Tabii bir ölümle) ölmekten yahut (savunma savaşında) öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size hiçbir fayda veremez; ve o vakit bile yine az bir zaman yaşamış olursunuz (çünkü her canlının sonu ölümdür.)’’
17
De ki: Eğer Allah (yaptığınız hatalar yüzünden) size bir fenalık (yenilgi) dilese, kim sizi Allah’tan (onun azabından) koruyabilir? Veya (yaptığınız iyilikler nedeniyle) size merhamet etmek istese, (kim O’na engel olabilir?) Ve onlar kendileri için Allah’ın yanı sıra hiçbir veli (sahip, koruyucu) ve hiçbir yardımcı bulamazlar.
18
Allah, içinizden (insanları savunma savaşından) alıkoyanları ve yandaşlarına: «Bize katılın» diyenleri elbette biliyor. Zaten bunların pek azı zora (savunma savaşına) gelir.
19
Size karşı çok cimridir (aç gözlüdür)ler; öte yandan korku (tehlike) gelip çattığı zaman da sanki ölüm tarafından çepeçevre kuşatılmış kimse gibi gözleri dönmüş bir hâlde sana (adeta yalvarırcasına) baktıklarını görürsün; korku geçtiğinde ise, iyiliğe karşı cimrilik edip sivri ve keskin bir dille size hücum ederler. İşte onlar iman etmemişlerdir; Allah da onların (münafıkça) yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Ve bu (münafıkça yapmış oldukları işler), Allah’a göre önemsiz bulunuyor. *
20
Onlar (o ikiyüzlüler, korkudan hâlâ düşman) birliklerin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (tekrar saldırmak üzere düşman) birlikler gelecek olsa, (Medine’yi savunmak yerine) çölde bedevi Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (oradan) sormayı arzularlar. Zaten içinizde olsalar, ancak pek azı (saldırganlara karşı) savaşırlar.
21
(Ey inananlar!) Gerçekten, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe ulaşmayı uman (inanan) ve Allah’ı çok zikredenler için (sarsılmayan imanıyla, tertemiz ahlâkı, fedâkârlığı, cömertliği, şefkati, merhameti, adaleti, kararlılığı ve çalışkanlığıyla kısaca bir hayat boyu yaşadığı kulluğu ile) Allah’ın Resulü’nde (takip edilecek) pek güzel bir örnek vardır.*
22
Mü’minler (Mekke’den gelip Medine’ye saldıran) o birleşik kuvvetleri karşılarında görünce (korkmadılar):" İşte bu, derler, Allah ve Resulünün bize vâd ettiği zafer! Allah da Resulü de elbette doğru söylemişlerdir. Mü’minlerin, (Mekke’den gelip Medine’ye saldıran) o düşman birliklerini görmeleri onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı.
23
Mü’minlerden öyle kimseler vardır ki, Allah’a (onun adına) verdikleri söze daima bağlı kalmışlardır. Onlardan kimi, sözünün gereğini yerine getirdi (ve savunma savaşında şehit oldu), kimisi de (saldırganlara karşı savaşarak şehadet şerbetini içeceği günü sabırsızlıkla) beklemektedir. Ve onlar, (verdikleri sözü) hiçbir zaman (bozup) değiştirmediler (ikiyüzlüler gibi döneklik yapmadılar).*
24
(İnsan bu tür sınamalara tabi tutulmaktadır ki) Allah, sadakat gösterenleri sözlerini tutmalarından dolayı ödüllendirsin, ikiyüzlüleri de - dilerse- azaba uğratsın yahut (pişmanlık duyarlarsa) tövbelerini kabul etsin; Şüphesiz Allah, (çok) bağışlayan, (çok) merhamet edendir.
25
Allah, (Hendek savaşında) inkâr etmiş olanları hiçbir şey elde edemeden öfkeleriyle geri çevirdi. Ve bu suretle (Medine’ye saldıranlara karşı yapılan) savaş konusunda Allah(ın yardımı) müminlere yetti. Ve Allah güçlüdür, mutlak galiptir.
26
Ve (Allah,) Kitap ehlinden (yapılan antlaşmaya ihanet edip Hendek savaşında) onlara (o Medine’ye saldıran Mekkeli putperestlere) arka çıkıp yardım edenleri (müşriklerle birlikte saldırı düzenleyen Beni Kureyza Yahudileri) kalelerinden çıkardı ve gönüllerine korku saldı; böylece siz (saldırmaya devam edenlerden saldırı anında) bir kısmını öldürüyor, diğer bir kısmını da esir alıyordunuz.(*)
27
Ve (daha sonra) Allah, sizi onların (o barış antlaşmasına ihanet edip saldırgan müşriklerle birlikte size saldıranların) topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Ve Allah, her şeye (hakkıyla) gücü yetendir.
28
Ey Peygamber, hanımlarına de ki, "Siz dünya hayatının süsünü istiyorsanız, gelin size bağışta bulunayım (yaşamanız için gerekli olan şeyleri, nafakanızı vereyim) ve sizi güzellikle bırakayım." (*)
29
Ve eğer (dünya refahı yerine) Allah’ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız (ve böylece elinizdekiyle kanaat getiriyorsanız) bilin ki, Allah sizden (sürekli) iyi davrananlara büyük mükâfat hazırlamıştır.
30
Ey Peygamber eşleri! Sizden kim açık bir hayasızlıkta bulunursa, onun azabı, (başka günahkârların azabının) iki katı olur. (Zira peygamberin eşleri bile olsanız ne dünyada, ne de ahirette bir kayırma ve ayırcalık olmadığından) bu Allah’a göre pek basittir.(*)
Sonraki 30 ayet →