2
2 - 3. Rumlar (Bizanslılar, İran’lılara/Pers İmparatorluğuna) en yakın yerde (bölgede) yenildiler. Oysa onlar (bu) yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.
3
2 - 3. Rumlar (Bizanslılar, İran’lılara/Pers İmparatorluğuna) en yakın yerde (bölgede) yenildiler. Oysa onlar (bu) yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.
4
Birkaç yıl içinde. (Ama) bundan önce de bundan sonra da emir (buyruk, takdir) Allah’a aittir. Ve o gün mü’minler sevinecekler. *
5
(Bu da) Allah’ın yardımıyla (olacaktır). O, (yardım) isteyene (çalışana, gereğini yapıp hak edene) yardım eder. O, güçlüdür, merhamet edendir.*
6
(Bu yardım), Allah’ın (gereğini yapıp hak edenlere) sözüdür. Allah, vaadinden asla dönmez (sözünü bozmaz). Fakat (Allah hakkında gerçek bilgiye sahip olmadıklarından) insanların çoğu (bunu) bilmez.
7
Onlar (sadece) dünya hayatının görünen yüzünü bilirler (varlığın sadece maddî yönüyle ilgilenirler. Evrenin değişmez ilkelerini ve temel yasalarını kavramaz, eşya ve olayların ardında yatan hikmet ve hakîkatleri düşünmezler. Onun içindir ki, her şeyin dünyada başlayıp dünyada bittiğini sanırlar; asıl yaşanacak hayat olan) âhiretten (görünmeyen öteki hayattan) ise, tamamen habersiz ve ona karşı ilgisizdirler.
8
Onlar, kendi nefislerinin (yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmezler mi? Hem Allah, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi (bütün evreni) ancak hak (şaşmaz ve asla değişmez kurallar) ile ve belirli bir süre için yaratmıştır. Ve şüphe yok ki, insanlardan birçoğu, Rablerine kavuşmayı (ahireti) inkâr etmetedirler.
9
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin (yaptıkları zulüm ve kötülükler yüzünden) nasıl bir sona uğradıklarına baksınlar. Onlar ki daha kudretliydiler, yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı ve dünyayı daha fazla imar etmişlerdi. Onlara da elçileri (açık) deliller getirmişti. Allah (bununla) onlara zulmetmiyordu, fakat onlar (inkâr, zulüm, azgınlık ve isyan edip hakka karşı direndikleri için) kendi kendilerine zulmediyorlardı*
10
Sonra (azgınlık, zulüm ve) kötülük yapanların vardıkları sonuç, ancak Allah’ın ayetlerini yalanlamak ve eğlenceye almak olmuştur.
11
Allah mahlukatı başlangıçta yaratıyor, (yaratmaya aralıksız devam ediyor ve ölümden) sonra yeniden diriltecek. Sonra (ahirette hesaba çekilmek üzere) ona döndürüleceksiniz. *
12
Ve kıyamet koptuğu gün (zaman), suçlular tüm umutlarını yitirecekler. *
13
Ve onların (Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler ve özellikler yükleyerek) ortak koştuklarından kendilerine şefaat (yardım edecek) kimse olmayacak ve o (zaman Allah’a) koştukları ortakları inkâr ederler (tanımazlar).*
14
Ve kıyametin kopacağı gün, (mü’min-inkârcı, suçlu-suçsuz, zalim-mazlum, haklı-haksız, iyi-kötü) birbirlerinden ayrılacaklardır.*
15
Fakat (dünyadayken) iman edip (aynı zamanda bu imanın gereği olarak insanlara ve çevreye de güven verip), salih (güzel, iyi ve yararlı) işler yapmış olanlar (erdemli kimseler) cennet bahçelerinde ağırlanarak neşelenirler.*
16
Ama (hakikati) inkâr edip, ayetlerimizi (mesajlarımızı) ve ahiret buluşmasını yalanlamış olanlar ise; işte onlar da (o gün) azap içinde hazır tutulurlar.
17
O hâlde akşam vaktine girdiğinizde (akşam vaktinde) ve sabah vaktine vardığınızda (sabah vaktinde yalnızca) Allah’ı tesbih edin (yalnızca ona kulluk edin).*
18
Göklerde de yerkürede de (her yerde) hamd (bütün övgüler yalnızca) ona mahsustur. Karanlık bastığında da (yatsı vaktinde), öğleye erdiğiniz vakitte de (yalnızca Allah’ı tesbih edin ve ona kulluk edin).*
19
O, cansızdan canlıyı (karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen, fosfor ve sülfür gibi toprakta bulunan ölü elementlerden canlıları) çıkarır (yaratır) ve canlıdan da cansızı (canlıdan cansız gibi olan sperm ve yumurtayı) çıkarır (yaratır). Ve toprağa ölümünden (kuruduktan) sonra (yağmurla adeta) hayat verir; (onda nebatlar bitirir). İşte (diriliş günü) siz de (genetik şifreleri harakete geçirilerek hayat verilen bitkiler gibi yeniden bedensel hayata) böyle çıkarılırsınız.*
20
(Ey insanlar!) Sizi (ilk türünüzü) bir topraktan (balçıktan teşekkül edip nefsi vahide denilen ilk hücreden) yaratmış olması, O’nun (varlığının ve kudretinin) ayetlerindendir; sonra siz, (bir süreç içinde yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz. *
21
Ve kendileri ile sükün bulasınız diye sizin için türünüzden eşler (erkekler ve kadınlar olarak) yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphe yok ki bunda düşünen bir toplum için elbette ayetler (ibret alınacak measajlar) vardır.(*)
22
(Ey insanlar!) Onun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de, gökleri ve yerküreyi (bütün evreni) yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin ayrı (değişik ve farklı) olmasıdır. Kuşkusuz bunda (düşünüp), bilenler için elbette âyetler (ders alınacak mesajlar) vardır.*
23
Ve (yine) onun (Allah’ın kudretinin) delillerinden biri de, gece ve gündüz (gerektiğinde) uyumanız ve onun geniş lûtfundan (geçiminizi) arzulayıp aramanızdır. Şüphesiz bunda, (gerçekleri) dinleyen bir topluluk için ayetler (ders alınacak mesajlar) vardır.
24
Ve size hem korku (yıldırım düşmesi gibi), hem de umut (unsuru) olarak (artı ve eksi elektrik yüklü bulutların birbirleriyle sürtünmesi neticesinde enerji ve bitki örtüsünün yaşaması için gerekli olan nitrojen moleküllerini üreten) şimşeği göstermesi ve gökten (bulutlardan) su indirip onunla ölümünden (kupkuru olmasından) sonra yeryüzünü (toprağı) canlandırması da O’nun (Allah’ın varlığının ve kudretinin) ayetlerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için (ders alınacak) mesajlar vardır. (*)
25
(Ve yine) O’nun (varlığının ve kudretinin) belgelerinden biri de, göğün (uzaydaki bütün gök cisimlerinin) ve yerkürenin (uzayda hareket ettikleri hâlde) onun buyruğuyla (Allah’ın evrende yaratmış olduğu kütle çekim kanunu sebebiyle yörüngelerinden çıkmayarak ayakta) durmasıdır. Sonra da (ahiret günü dirilmek üzere) sizi bir defa çağırınca (diriliş emri verince) hemen (vücudunuzu oluşturan bütün karbonlar bir araya gelip yeniden canlanmak suretiyle) yerden çıkarsınız.
26
Göklerde de (uzayda), yerkürede de (her yerde) olanlar hep onundur. Hepsi de (ister istemez) O’na (onun tekvini iradesine, yaratılış yasasına) boyun eğmektedir. *
27
O, mahlukatı ilk yaratan, (yaratmaya aralıksız devam eden ve ölümden) sonra yeniden diriltendir. O (ikinci yaratma), onun için pek kolaydır. Göklerde ve yerkürede (tecelli eden) en yüce sıfat onundur. O, çok güçlü, (her konuda) doğru hüküm verendir. *
28
(Ey müşrikler! Allah’ın, mülkünde ortağı olmadığını iyice anlamanız için), O, (zatım olan Allah) size kendinizden (o kendi çarpık düzeninizden) bir misal vermektedir: (Bakın!) Size rızık olarak verdiklerimizde (ki, o rızıkların hem paylaşımında hem de insani ve hukukî statüde hepiniz eşitsiniz); sizin sözleşmelerinizin sahip olduğu kimselerden (yönetiminiz altında bulunanlardan) sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sahip) olan, birbirinizden (birbirinizin hakkına dokunmaktan) çekindiğiniz gibi onlardan da çekindiğiniz ortaklar var mıdır (ki, tutup kendi yaratıklarımızı, bazı kullarımızı, bize denk yapıp ortak koşuyorsunuz)? İşte biz, aklını kullanan bir toplum için âyetleri böyle açıklıyoruz. *
29
Aksine (inkâr ederek nefsine) zulmedenler hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi heveslerine uymuşlardır. (İnkâr ve sapıklığı tercih etmeleri yüzünden) Allah’ın sapıklıkta bıraktığı kimseyi kim doğru yola iletebilir? Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.*
30
O hâlde (ey insan!) Sen bir hanif olarak (her türlü bâtıl inanç ve ideolojiden uzaklaşıp bir tek Allah inancına sımsıkı bağlanarak), yüzünü (bütün varlığını, benliğini tam bir samimiyetle bu) dosdoğru (olan evrensel) dine, (Kur’an’ın ortaya koyduğu bu mükemmel inanç sistemine, barış, esenlik ve huzur düzeni İslam’a) çevir ki, Allah, (bütün) insanları onun üzerinde (o saf, temiz, fıtrat dini üzerinde, doğal ve sosyal dengelere uygun şekilde) yaratmıştır. Allah’ın yaratışı (o fıtrat dini) için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler.*
Sonraki 30 ayet →