Ana SayfaMealler › İhsan Aktaş
İA

İhsan Aktaş

İhsan Aktaş
İhsan Aktaş meali ile okumaya başla
Kasas 1 / 88
1
Tâ. Sîn. Mîm. *
İ. Aktaş 28:1
2
Şunlar, (doğru yolu gösteren, hakkı batıldan ayıran, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî mesaj ve düzeni) açıklayan kitabın (Kur’an’ın) ayetleridir.
İ. Aktaş 28:2
3
(Ey Resulüm!) İman edecek bir toplum için Musa’nın Firavun ile yaptığı mücadelenin bir kısmını sana, gerçek şekliyle, doğru olarak anlatacağız.
İ. Aktaş 28:3
4
Firavun (malum) arzda (Mısır toprağında) gerçekten zorbaca baskı kurmuş (ileride kendisine karşı muhalif bir güç oluşmasın diye) halkını çeşitli zümrelere (kastlara) bölmüştü. Onlardan bir sınıfı (köle gibi kullanarak) zayıf ve güçsüz düşürmek istiyor, (bu yüzden erkek) çocuklarını öldürüp kadınlarını (kız çocuklarını) da sağ bırakıyordu; şüphesiz o bozgunculuk yapanlardandı.*
İ. Aktaş 28:4
5
Biz de yeryüzünde ezilenlere (temel hak ve hürriyetleri yok sayılan güçsüzlere, baskıcı, zâlim idareler altında ezilip sömürülenlere) lütufta bulunmak, onları önderler (söz sahibi) yapmak ve (ezen, sömüren, zulmeden, güçsüzleri köle yapan azgın kimselerin topraklarına) varis kılmak istiyorduk.*
İ. Aktaş 28:5
6
Ve (yine istiyorduk ki) yeryüzünde onları (o ezilen, sömürülen, her türlü şiddet ve baskıya maruz kalanları) kudret sahibi kılalım ve onların eliyle (o azgın, zalim, despot ve diktatör) Firavun’a, Hâmân’a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri gösterelim.
İ. Aktaş 28:6
7
Ve (Musa doğduğu zaman) Musa’nın annesine, “Onu emzir, (Firavun’un askerleri tarafından) başına bir şey (zarar) gelmesinden korktuğun zaman onu (sağlam bir sandık içinde) ırmağa (Nil’e) bırak, (boğulmasından) korkma ve üzülme. Şüphesiz biz onu (sağ salim) sana döndüreceğiz ve onu gönderilen (elçiler)den kılacağız”diye (zihnine) ilham ettik.*
İ. Aktaş 28:7
8
Nihayet (annesi su kaçırmayacak bir sandık içinde Musa’yı Nil Nehri’ne bırakınca) Firavun ailesi kendilerine düşman ve dert kaynağı olacak olan onu (o çocuğu Nil Nehri kıyısında bir sandık içinde) bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Hâmân ve onların askerleri (sürekli) hata eden (yanlış işler yapan) kimseler olmuşlardı. *
İ. Aktaş 28:8
9
Firavun’un (kendisinden çocuğu olmayan) karısı (sandıkta bir çocuk olduğunu görünce kocasına) şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin! Bakarsın bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” (Resulüm!) Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. *
İ. Aktaş 28:9
10
Musa’nın annesinin yüreği (çocuğundan başka bütün düşüncülerden) bomboş bir hâlde kaldı. Eğer (vaadimize) inananlardan olması için gönlünü (sabırla) bağlamış (pekiştirmiş) olmasaydık neredeyse onu (çocuğun durumunu) açığa vuracaktı.
İ. Aktaş 28:10
11
Ve (Musa sandık içinde nehire bırakıldıktan sonra) annesi, onun (Musa’nın) ablasına: “Onu (sahil boyunca) takip et” dedi ve ablası da, onlardan (Firavun yandaşlarından) kimseye farkettirmeden, onu uzaktan gözetledi.
İ. Aktaş 28:11
12
Ve onu (Musa’yı) daha ilk günden (sarayda onu emzirmek için çağrılan) bütün kadınları emmekten alıkoyduk. (Durumu takip eden ve bunu öğrenen ablası onlara) “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi.
İ. Aktaş 28:12
13
Böylece onu annesine geri verdik ki, annesinin gözü (ve gönlü) aydın olsun, artık üzülmesin ve tam manasıyla bilsin ki, Allah’ın va’di haktır, mutlaka yerine gelir. Ama yine insanların çoğu (bunu) bilmezler.
İ. Aktaş 28:13
14
Ve (Musa) erişkinlik dönemini tamamlayıp (aklen ve bedenen) iyice olgunlaşınca, ona üstün bir muhakeme ve (seçip ayırma yeteneği kazandıran) bir bilgi verdik: Ve biz sürekli iyi (ve erdemli) davrananları işte böyle ödüllendiririz .*
İ. Aktaş 28:14
15
Ve (Musa,) halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada dövüşen iki adam buldu. Birisi kendi taraftarı (İsailoğullarından), diğeri ise düşmanlık yapanlardan (Firavun’un adamlarından) idi. Kendi taraftarı olan kimse, düşmanlık yapan kimseye karşı ondan yardım istedi. Musa da (aralarına girerek onları ayırabilmek amacıyla dövüşmeyi bırakmayan ve saldırmaya devam eden) diğerini (o saldırgan kişiyi) itekledi ve (bu itekleme sonucu kalp krizi gibi bir sorun geçiren adamın) ölümüne sebep oldu. (Bunun üzerine büyük bir üzüntü ile Musa) dedi ki: “Bu (dövüş) şeytanın işindendir! Gerçekten o, açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi.*
İ. Aktaş 28:15
16
(Ardından) Rabbim! Doğrusu kendime (çok) yazık ettim. Beni bağışla dedi, Allah da (Musa’nın bilerek onun ölümüne sebep olmadığı için, yaptığı duayı kabul ederek) onu bağışladı. Şüphesiz, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O’dur.
İ. Aktaş 28:16
17
(Musa,)“Rabbim! Bana verdiğin (bu imkân ve) nimetle asla suçlulara (haksızlara) arka çıkıp onları desteklemeyeceğim” dedi.
İ. Aktaş 28:17
18
Böylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen kişi (yine kavgaya tutuşmuş) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: ’Sen açıkca bir azgınsın.
İ. Aktaş 28:18
19
Ne zaman ki (Musa,) ikisine de düşman olan o adamı (kavgadan uzak tutmak amacıyla) def etmeye yeltenince, (kendisini azarlamasından dolayı onun kendi üzerine yürüyeceğini zanneden İsrailî) “Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Demek (sen), arabuluculardan olmayı değil, bu arzda (ülkemizde) bir güç sahibi olmak istiyorsun’’ dedi.*
İ. Aktaş 28:19
20
Ve (bu haberin yayılması üzerine) şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: ‘’Ey Musa! Doğrusu (şehrin) ileri gelenler(i) seni öldürmek için hakkında müzâkere ediyorlar; hemen (bu şehirden) çık; gerçekten ben sana nasihat edenlerdenim’’ dedi.
İ. Aktaş 28:20
21
(Bunun üzerine Musa) korku içinde etrafı gözetleyerek oradan (şehirden) çıktı. “Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar!” dedi.*
İ. Aktaş 28:21
22
(Şehirden çıkıp) Medyen’e doğru yöneldiğinde: “Umarım Rabbim bana doğru yolu gösterir (de Medyen’e giderim)!’’ dedi. *
İ. Aktaş 28:22
23
Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan insanlardan bir topluluk buldu. Onların gerisinde de [hayvanları su başına götürmekten çekinen] iki kadın buldu. (Onlara) dedi ki: Bu durumunuz ne? Çobanlar sürülerini sulamadıkça biz sürülerimizi sulayamayız; babamız ise, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır" dediler.*
İ. Aktaş 28:23
24
Bunun üzerine (Musa hemen müdahale edip) onların yerine (davarlarını) sulayıverdi. Sonra gölgeye çekilerek: ‘’Ey Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (senin lütfuna) muhtacım.’’ dedi.
İ. Aktaş 28:24
25
Ardından çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, utangaç bir şekilde yürüyerek ona geldi. (Musa’ya:) “Babam, bizim için (sürüleri) sulamana karşılık, sana ücret vermek üzere seni davet etmektedir” dedi. (Musa) ona (kızların babasının yanına) geldiğinde, başından geçen olayı ona anlattı. O, ‘’Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi.
İ. Aktaş 28:25
26
İkisinden biri: “Babacığım! Onu ücretle (çoban olarak) tut. Şüphesiz ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır”dedi.
İ. Aktaş 28:26
27
(Babaları) dedi ki: “Şu iki kızımdan birini, sekiz yıl kalarak hizmet etmen karşılığında, sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan bu senin tarafından iyilik olur. Ben sana sıkıntı vermeyi istemem. İnşaallah beni salih (erdemli kimse)lerden bulacaksın.”
İ. Aktaş 28:27
28
(Musa) dedi ki: “Bu, seninle benim aramda bir antlaşmadır. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayayım bana husumet (aleyhime) bir şey yok. Allah, söylediklerimize vekildir.”
İ. Aktaş 28:28
29
Musa, (aralarında konuşulan) süreyi tamamlayıp (evlenmiş olduğu) ailesiyle (Mısır’a doğru) yola çıkınca, Tur’un tarafında bir ateş gördü. Ailesine: “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm” dedi.
İ. Aktaş 28:29
30
Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: “Ey Musa, Âlemlerin Rabbi olan Allah Benim” diye seslenilmişti.*
İ. Aktaş 28:30