1
İnananlar (gerçekten iman edip gereğini yerine getiren erkek ve kadınlar) elbette kurtulmuş (olacak)lardır.
2
Onlar (o inanan erkek ve kadınlar) ki, salâtlarında (Allah’a yönelmelerinde, namaz ve ibadetlerinde, destek olma ve yardımlaşmada, alçak gönüllü, bilinçli ve duyarlılık içinde Allah’a karşı) derin bir saygı duyarlar.*
3
Ve onlar (o inanan erkek ve kadınlar) ki, boş şeylerden (her türlü anlamsız ve faydasız söz ve işlerden) yüz çevirmektedirler.
4
Ve (yine) onlar (o inanan erkek ve kadınlar) ki her zaman (toplumun yoksul, işsiz ve muhtaç kesimine) zekâtlarını vererek (hem servetlerini hem de gönüllerini temizlemeyi) devam ettirirler.
5
Ve onlar (o inanan erkek ve kadınlar) ki edep yerlerini (mahrem yerlerini) koruyan (örten) kimselerdir. (*)
6
Ancak (erkek olsun kadın olsun) eşlerine ya da sözleşmelerinin sahip bulunduklarına (hasta, sakat, özürlü vb. gibi durumlarından dolayı bakım veya tedavileriyle ilgilenen kimselere) karşı (durumları) hariçtir. Şüphesiz (bakım, tedavi veya muayene için ihtiyaç duyulan yerleri bunlara göstermekten dolayı) onlar (o erkek ve kadınlar) kınanmazlar.*
7
Kim de, (erkek olsun kadın olsun) bunun ötesine geçmeye çalışırsa, işte onlar haddi aşanlardır.
8
Ve onlar (o erkek ve kadınlar) ki, (kendilerine tevdi edilen) her türlü emanete ve verdikleri sözlere (ve sözleşme senetlerine) riayet ederler.
9
Yine onlar (o inanan erkek ve kadınlar) ki salâvatını (namaz, ibadet ve kulluk görevlerini, Allah’a yönelmeyi, ona tabi olmayı, destek ve dayanışmayı ve bütün dini vecibelerini yerine getirip Allah’a karşı esas duruşlarını) devamlı korurlar.
10
İşte onlar, (o vasıfları sayılan mü’min erkek ve kadınlar, mutluluk yurduna) varis (sahip) olacak kimselerdir.
11
Onlar (o vasıfları sayılan mü’min erkek ve kadınlar) ki, Firdevse (muhteşem nimetlerle bezenmiş cennetlere) varis olurlar. Onlar orada (hep) kalacaklardır.*
12
Muhakkak ki biz insanı (insan türünü) balçığın (nemli organik ve inorganik toprağın) özünden yaratırız. *
13
Sonra onu sağlam bir karargâhta (ana rahminde) bir nutfe (zigot) olarak oluştururuz.*
14
Sonra, o nutfeyi (zigotu) bir alaka (rahimde asılıp beslenen genetik yapılı embriyo) olarak yaratıyor, sonra o alakayı (embriyoyu) da bir parça et (cenin) olarak yaratıyor, derken o ette de kemikler (iskelet) yaratıyor, nihayet o kemiklere de et (sinir, kas, damar ve deri) giydiriyoruz; sonra da onu başka bir yaratılışla meydana getiriyoruz. İşte takdir edip biçim verenlerin en güzeli (zatım) olan Allah ne yücedir. *
15
Sonra mutlaka sizler, bunun (bu sürecin) ardından elbette ölecek olanlarsınız.
16
Yine kuşku yok ki, Kıyamet Gününde, (hesap vermek üzere mutlaka) diriltileceksiniz.
17
Ve şüphesiz, biz sizin üstünüzde (yedi manyetik sema için) yedi yörünge yarattık. Ve elbette biz, hiçbir yaratıktan habersiz değiliz.*
18
Ve biz, (arzın üstünde ve altında biriken) suyu gökten (buluttan) bir ölçüye (yasaya) göre indirip onu yeryüzünde tutmaktayız (ırmak, göl, kuyu ve menba hâline getiririz). Ve şüphesiz biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.*
19
Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin için hurmalıklardan ve üzüm bağlarından (olduğu gibi) nice cennetleri (her türlü sebze ve meyve) bahçelerini meydane getiririz.
20
Yine (onunla) Tûr-i Sînâ [çevresindeki topraklar]dan çıkan, ürününden (zeytinlerinden) yağ elde edilen ve yiyenlere hoş kokulu, lezzetli bir katık sağlayan ağacı da (yetiştiriyoruz).
21
Davarlarda da sizin için gerçekten (sınırsız kudretimizi gösteren) bir ibret (delil) vardır. Karınlarının içinde olanlardan (sütlerinden) size içiriyoruz; onlarda sizin için daha birçok yararlar da bulunmaktadır. Ve onlardan (etlerinden) yemektesiniz.
22
Bir de (karada) onların ve (denizde) gemilerin üzerinde taşınmaktasınız.
23
Ve muhakkak ki biz Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Onlara:"Ey kavmim!" dedi, "(yalnızca) Allah’a kulluk edin (kimseye kulluk ve kölelik yapmayın), (çünkü) sizin ondan başka tanrınız yoktur! Şu hâlde, (dürüst ve erdemlice bir hayat yaşayarak şirkten, zulümden ve kötülükten) sakınmaz mısınız?”
24
Bunun üzerine kavminin ileri gelenlerinden inkâr etmiş olanlar dediler ki "Bu (Nuh), tıpkı sizin gibi (yaşayan ve sizden hiçbir farkı olmayan) bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün (ve hâkim) olmak istiyor. Ve şayet Allah (elçi göndermek) isteseydi, elbette melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey (hiç) duymadık.*
25
"O, kendisinde delilik bulunan (ve dolayısıyla ne dediğini bilmeyen) bir adamdan başkası değildir, öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım.
26
Nuh, (uzun ve meşakkatli bir mücâdelenin ardından) Rabbim, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et, dedi.
27
(Bunun üzerine) biz de ona: "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle (vahiy yoluyla bildirdiğimiz yöntemlerle) gemiyi yap," diye vahyettik. Ve hükmümüz gerçekleşip de tennür (geminin kazanı) kaynayınca (muhtaç olduğunuz elinizdeki evcil hayvanlardan) «Her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer çift alıp, (inkâr, zulüm ve azgınlıkları sebebiyle) aleyhinde hüküm geçmiş olanların dışında aileni ve iman etmiş edenleri gemiye koy!» ve sakın o zulüm (ve haksızlık) yapmış olanlar için bana başvurma, şüphesiz onlar (tufanda) boğulacaklar! *
28
"(Ey Nuh!) Sen ve seninle beraber olanlar gemiye yerleşir yerleşmez de ki: ’Bütün hamd (övgüler), bizi bu zalimler (ve azgınlar) topluluğundan kurtarmış bulunan Allah’a mahsustur!"
29
Yine de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli (verimli) bir yere (arza) kondur. Ve sen konuk edenlerin en hayırlısısın.
30
(Ey insanlar!) Hiç şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde ibret alınacak) birçok ayetler (mesajlar) vardır. Ve biz gerçekten (elçileri göndermekle kullarımızı) sınavdan geçirmekteyiz.
Sonraki 30 ayet →