2
(İndirmekte olduğumuz) o kitap (hâlinde yazılan Kur’an), onda asla şüphe yoktur. (O bütün insanları ve özellikle) muttakileri (kötülüklerden sakınıp arınmak isteyen erkek ve kadınları) doğru yola ileten bir kılavuzdur. *
3
Onlar (o muttakiler) ki, (vahiy ile bildirilen) gayba (duyu organlarıyla algılanmayana) da inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan (fakir, yoksul, işsiz ve toplumun muhtaç kesimine)de infak ederler. (*)
4
Yine o (muttakiler) ki, sana indirilene (Kur’an’a) ve senden önce de indirilmiş olana (bütün ilahi kitaplara) iman ederler ve ahirete (hesap gününe) de kesinkes inanırlar.
5
İşte onlar (kötülüklerden sakınıp arınmak isteyen o erkek ve kadınlar), Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
6
(Resulüm!) Şüphesiz o (kendi özgür iradeleriyle) inkâr etmiş olanları (Ebu Cehil ve Ebu Lehep gibileri) uyarsan da uyarmasan da (kibirleri, inatları ve azgınlıkları sebebiyle) onlar için birdir, artık onlar (o hakikati inkâra şartlanmış olanlar) inanmazlar. *
7
Allah onların (o kendi özgür iradeleriyle inkâr etmiş olanların iman etmediklerine dair melekler âleminde tanınmaları için) kalbleri (onların akıl merkezi olan beyinleri) ve (gerçekleri dinlemek istemediklerinden) kulakları üzerine hatm (manevi izler) oluşturmuş, (tebliğ edilen gerçekleri de görmeye çalışmadıklarından) gözleri üzerinde de (sanki) bir çeşit (manevi) perde bulunur. Ve (doğruyu bulmak için akıllarını çalıştırmadıklarından ahirette) onlar için büyük bir azap vardır. *
8
(Ayrıca) İnsanlardan öyleleri vardır ki, ’’Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’’ derler. Hâlbuki onlar, iman eden kimseler değiller.
9
Onlar (kendi akıllarınca sanıyorlar ki) Allah’ı ve o iman etmiş olanları aldatırlar. Hâlbuki onlar bunun farkına varmadan ancak kendilerini aldatırlar.
10
Onların kalblerinde (akıl ve gönüllerinde Kur’an’ın inmesi ve Müslümanlığın güçlenmesi sebebiyle) maraz (rahatsızlık, korku, panik, endişe ve üzüntü) vardır. Allah da (git gide İslâm dinini güçlendirmek suretiyle) onların bu hastalıklarını daha da artırmaktadır. (Ayrıca, inandık) sözlerinde yalan söyledikleri sebebiyle de (ahirette) onlara elim bir azap vardır. *
11
Onlara, yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkarmayın, denildiği zaman, biz yalnızca ıslah edenleriz” derler. *
12
Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat (farkında olup) anlamazlar.
13
Onlara, insanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit bizler sefih olanların (akılsız ve beyinsizlerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz? derler. Bilin ki şüphesiz sefihler (akıl ve beyinlerini çalıştırmayanlar) kendileridir, fakat bunu bilmezler.
14
(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit ‘’Biz de inandık’’ derler. Şeytanlarıyla (kendilerini saptırmaya çalışan şeytan karakterli liderleriyle) baş başa kaldıklarında ise, biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.
15
Allah, (bu alaycı tavırlarından dolayı) onların alaylarına mukabele eder (onları istihza konusu yapar) ve azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken (dönüş yapsınlar diye) yine onlara mühlet verir.*
16
İşte onlar hidayete karşılık sapıklığı değişmişler, ama bu değişimleri onlara kâr getirmemiş ve onlar doğru yolu da bulamamışlardır. *
17
Onların (o münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimsenin misali gibidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde görmez bir hâlde bırakır.
18
(Onlar manen) sağırdırlar (gerçeği dinlemezler), dilsizdirler, (gerçeği söylemezler), kördürler, (gerçeği görmeye çalışmazlar). Bu yüzden onlar (sapıklıklarından) dönmezler.
19
Yahut (onların durumu), gökten (bulutlardan) sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve şimşek bulunan yağmur (a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. Onlar yıldırımlardan dolayı ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah, inkâr edenleri (sonsuz ilim ve kudretiyle) çepeçevre kuşatmıştır.
20
Şimşek neredeyse gözlerini kapacak (kör edecek). Ne zaman onlar için (etrafı) aydınlatınca, o esnada yürürler, onların üzerine karanlık çökünce de dikilip dururlar. Eğer Allah dileseydi, elbette onların işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. *
21
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratmış olan Rabbinize kulluk edin ki (kötü işleri yapmaktan ve azaptan) korunmuş olasınız.
22
O (Rabbiniz) ki, sizin için yerküreyi bir yerleşme yeri (karar) kıldı, göğü (atmosferi) de (sizi güneşin zararlı ışınlarından, büyük ölçüde meteor taşlarından, dünyanın aşırı ısınması ve aşırı soğumasından koruyan) bir tavan (gibi) yaptı. Gökten de (üstünüzdeki bulutlardan da) su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse (bütün bunları yalnız O’nun yaptığını) biliyor olduğunuz hâlde Allah’a ortaklar koşmayın. *
23
Ve eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizde şüphede iseniz, haydi onun (Kur’an’ın) benzeri bir sûre getirin! Eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri (insanlardan, Kur’an’ın bütün özelliklerini içinde barındıran benzeri bir süre getirdiğinize dair) şahitlerinizi (yardımcı ve konunun uzmanlarını)da çağırın.*
24
Buna rağmen eğer bunu yapmazsanız ki yapamayacaksınız; öyle ise yakacağı (dünyada iken kötülük ve günah işlemiş olan) insanlar ve taşlar olan ateşten sakının! (ki o, hakkı) inkâr edenler için hazırlanmış (olacak)tır.*
25
Ve (Resulüm!) İman edip iyi işler yapmış olan (erkek ve kadın)lara, gerçekten kendileri için altlarından (içlerinden) ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! Orada her defasında ürün (meyveden) onlara rızık olarak verildiğinde: ’’Önceden de bu rızıktan bize verilmişti ’’derler. Hâlbuki bunlar (nimetler) onlara (bazı yönlerden) önceden kendilerine verilmiş nimetlere benzer olarak verilmiştir. Ve kendileri için orada (cennete giren her iki cinsten birbirlerine bahşedilmek üzere) tertemiz eşler olacak ve onlar orada (sürekli) kalacaklardır.*
26
Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmiş olanlara gelince böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. İnkâr etmiş olanlara gelince ‘’Allah bu misalleri vermekle neyi murat eder?’’derler. (Oysa Allah) onunla (hakkı anlamak istemeyen) birçok kimseyi sapıklıkta bulur, (hakkı anlamak isteyen) birçoklarını da doğru yolda bulur. Ama (Allah’ın) onunla sapıklıkta bulduğu fasıklardan (hakkı kabullenmekten kaçınıp yoldan çıkanlardan) başkaları değildir. *
27
Onlar öyle (fasıklardır) ki Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerini bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği (sıla-i rahmi, yakınlarıyla ilgilerini) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar. İşte onlar gerçekten hüsrana (zarara) uğrayanlardır.
28
Allah’ı nasıl inkâr edebilirsiniz ki, siz hepiniz ölüler (cansız elementler) idiniz (içinizde kimin cesedini oluşturacağı çok önceden belirlenmiş bulunan her birinize ait atomlar, hava, su ve toprakta cansız ve dağınık bir halde bulunuyordu.) Derken O, size hayat verdi. (Her biriniz için takdir buyurduğu belli bir süre hayatta kaldıktan) sonra, bu defa (eceliniz gelince) size ölümü verir. (Dünya ile Âhiret arasında bir ara âlem olan Berzah’ta O’nun dilediği kadar ruhen kalırsınız ve çok büyük inkılâpların ardından) O, tekrar sizi hem ruhen hem de bedenen diriltir. Sonra, (hesap vermek üzere) O’na döndürülürsünüz. *
29
O ki; yerkürede ne varsa hepsini sizin için planlayıp takdir etmiştir ve (daha önce) semaya yönelip (plan ve tasarımını uygulayıp) onları (semavi unsurları)da yedi sema (manyetik kuşak) hâlinde düzenlemiş olandır. Ve yalnız odur her şeyi (tastamam ve hakkıyla) bilen. *
30
Hani bir zaman Rabbin meleklere: Şüphesiz ben yeryüzünde (bulunanlardan) bir halîfe kılacak olanım’’ demişti. Onlar da (Ey Rabbimiz!) ‘’Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler dururken, (şu an) orada bozgunculuk çıkarmakta ve kan dökmekte olan (beşer türünden) birini mi halife yaparsın?’’ demişlerdi. Rabbin de onlara’’ şüphesiz ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri biliyorum’’dedi.’’*
Sonraki 30 ayet →