1
Elif, Lâm, Râ. (Resulüm!) Bu, Rablerinin izniyle (iradesiyle bütün) insanlığı her türlü (zihnî, kalbî, itikadı, içtimaî, iktisadi, siyasî vb.) kopkoyu karanlıklardan aydınlığa, O yüceler yücesinin, O her övgüye layık olan (Allah)ın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz bir kitaptır.*
2
O Allah ki, göklerde ve yeryüzünde ne varsa, (hepsi) O’nundur. Kendilerini bekleyen o çok zorlu azaptan ötürü, (hakkı) inkâr edenlerin vay haline!
3
Onlar ki, dünya hayatını (severek) ahirete tercih ederler; (insanları) Allah yolundan çevirirler de o yolu eğri büğrü göstermek isterler. İşte onlar haktan, (doğru yoldan) çok uzak bir sapıklık içindedirler.
4
Oysa biz onlara (hakkı) açık bir biçimde bildirebilsin diye (senden önce) hiçbir elçiyi, kendi halkının dilinden başkasıyla göndermedik. Artık bundan sonra Allah (sapmayı) dileyeni (inkâr edip, sapıklığı tercih edeni) sapıklık içinde bırakır, (doğru yolu tutmayı) dileyeni (iman edip, hidayeti tercih edeni) de doğru yola iletir. Ve o üstün ve güçlü olandır, doğru hüküm verendir. *
5
Gerçekten, Mûsa’yı da: "Halkını karanlıklardan aydınlığa (inkâr ve sapıklıktan hidayete, esaret ve kölelikten özgürlüğe) çıkar ve kendilerine Allah’ın (zalim ve azgın kavimlerin başına getirdiği felâket) günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Hiç kuşkusuz bu (gibi hatırlatmaların yapılması)nda (sıkıntılara karşı her zaman) sabreden (göğüs geren) ve (verilen nimetlere karşı) şükreden herkes için ayetler (ibret verici işaretler) vardır. *
6
Ve (hani) bir zaman (halkının geçirdiği sıkıntılı ve esaret günlerinden sonra) Mûsa halkına demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini (yardımını) hatırlayın ki, sizi Firavun oligarşisinden kurtarmıştı; sizi (en ağır işlerde çalıştırmak suretiyle) pek kötü işkencelere uğratıyor, erkek çocuklarınızı (boğarak) öldürüyor ve (hem kendi emelleri için kullanmak, hizmetçi yapmak, hem de Kıptilerle evlenme zorunda bırakarak sizin erkek nüfusunuzu azaltmak gayesiyle) kadınlarınızı (kızlarınızı) sağ bırakıyorlardı. Oysa bunda (Firavun’un zulüm ve esaretinden kurtulmanızda) sizin için rabbinizden büyük bir nimet (lütuf ve ikram) vardı. *
7
Ve (yine Mûsa devamla dedi ki:) Hani Rabbiniz “Eğer şükrederseniz muhakkak ki size (verdiğim nimetlerimi) artırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz bilin ki, benim azabım gerçekten çetindir.’’ diye bildirmişti. *
8
Ve (yine) Mûsa dedi ki: "Siz ve yeryüzünde bulunan herkes topyekûn inkâr (nankörlük) etseniz bile, (şunu unutmayın ki) şüphesiz Allah övgülerin tümü kendine mahsus olup kendi kendisine yeten yegâne zattır.
9
Sizden öncekilerin, Nûh, Âd ve Semûd kavminin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Ki onları(n gerçek mahiyetini) ancak Allah bilir. Elçileri onlara apaçık delillerle geldi de onlar (mesajlarımızın tebliğini yapmalarına engel olmak ve onları susturmak için) ellerini (elçilerin) ağızlarına götürüp (onlara karşı güç kullanarak): “Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve gerçekten biz, bizi kendisine davet etmekte olduğunuz şeyden kuşku veren kesin bir şübhe içindeyiz” dediler.
10
Elçileri dedi ki: Yarıp bölerek ‘’Gökleri ve yerküreyi (bütün evreni değişmez bir sistem ve prensipler üzerine oturtan, yaratılan şeylere yaradılış ve işleyiş yasasını koyup onları) yaratan Allah hakkında şüphe mi var? O, sizi (inanmaya ve hak dine) çağırıyor ki, neticede günahlarınızı bağışlasın ve (içinde bulunduğunuz helâki hak eden durumdan sizi kurtarıp, kendi katında) belli bir sona kadar size süre tanısın.” (Bunun üzerine) onlar dediler ki: “Siz de bizim gibi ancak birer beşersiniz; bizi atalarımızın tapa geldiği ‘ilâhlardan vazgeçirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize (Allah’ın elçileri olduğunuza dair) apaçık bir delil getirin! (*)
11
Elçileri (de) onlara dedi ki: “(Evet) biz de sizin gibi sadece birer beşeriz. Fakat Allah (elçilik görevini) kullarından dilediğine (bu göreve layık olana) lütfeder. Allah’ın izni (iradesi) olmadan da bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. İnananlar ise ancak Allah’a güvenip dayansınlar.”
12
Hem biz ne diye Allah’a güvenip dayanmayalım ki, O bize hidayet (doğruya iletici) yollarımızı göstermiştir! Elbette, bize yaptığınız eziyetlere de sabredeceğiz (katlanacağız). Güvenenler (güvenmek isteyenler) ise, yalnız Allah’a güvensinler.”
13
O inkâr etmiş olanlar ise (gönderilen) elçilerine: ’Kesinlikle ya sizi toprağımızdan çıkaracağız (süreceğiz) ya da bizim dinimize (bizim ve atalarımızın inanç sistemine) döneceksiniz’ dediler. Bunun üzerine Rableri de onlara: ‘’ Biz (baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan ve insanların hidayet olma gayretlerine engel olan) o zalimleri mutlaka helâk edeceğiz” diye vahyetti.
14
Ve onlar (o zalimler, yok olup) gittikten sonra elbette onların ardından oraya (o yere) sizi yerleştireceğiz (size imkân ve iktidar vereceğiz). İşte bu (söz) benim makamıma karşı saygı ve sakınma gösteren ve uyarımdan korkan içindir.
15
Ve onlar (o elçiler Rableri olan Allah’tan) yardım ve zafer dilediler, neticede ise (Allah’ın yardımıyla) her zorba (diktatör) inatçı hüsrana uğradı. *
16
Onun da ötesinde (o zalim, inatçı ve zorbalar için) cehennem vardır; onlara orada iğrenç bir sıvı sunulacaktır.
17
(Aşırı susuzluktan dolayı) onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm (gibi felaketler) gelecek, oysa o ölecek değildir (ki o gün azaptan kurtulsun). Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır.*
18
Rablerini inkâr etmiş olan kimselerin (dünyada) yaptıkları işler, fırtınalı bir günde şiddetli rüzgârların savurduğu küle benzer, kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur. *
19
(Ey insan!) Hâlâ bilmedin mi (düşünmedin mi)? Elbette Allah, gökleri ve yerküreyi (evreni) gerçek olarak (bir plan dâhilinde ve mükemmel bir sistem üzerinde) yaratmıştır. Eğer dilerse sizi (helâk edip) giderir de (yerinize) yepyeni bir halk (yaratık) getirebilir. *
20
Ve bu da Allah’a (hiç de) güç bir şey değildir.
21
Ve (mahşer günü hesap vermek üzere) hepsi (bütün insanlar) toplu hâlde Allah’ın huzuruna çıkmış (olacak) ve (dünyada) ezilip horlanmış (toplumda ekonomik ve etkinlik olarak hor ve zayıf bırakılmış) olanlar, büyüklük taslamış olanlara (zenginlik ve yetkinlikleriyle gururlanan tabakaya) diyecekler ki: “Biz (hayatımız boyunca) size uymuştuk. Şimdi siz bizden, Allah’ın azabından herhangi bir şeye engel olabiliyor musunuz?” (Dünyada) büyüklük taslamış (ezip sömürmüş) olanlar da diyecekler ki: "Eğer Allah bize (bugün kendimizden azabı savabilecek bir şey, bir kurtuluş) yolu(nu) göstermiş olsaydı, şüphesiz, biz de size (o kurtuluş yolunu) gösterirdik (böylece siz de belki kurtulurdunuz;) Artık şimdi sızlansak da (hak ettiğimiz azaba) sabretsek de bizim için birdir, kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!”
22
(Hesap görülüp) iş bitirilince şeytan (cehennem ehline) diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı (ahireti) vaad etmişti. Ben de (vesvese yoluyla) size (ahiretin olmadığını) vaad etmiştim. Ama (gördüğünüz gibi bugün) sözümü yerine getiremedim (yalancı çıktım). Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm de yoktu. Ben sizi (vesveselerle) sadece (isyana ve inkâra) çağırdım, (işinize geldiği için) siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. (Bugün) ne ben sizin imdadınıza yetişecek durumdayım, ne de siz benim imdadıma yetişebilecek kimselersiniz. Daha önce (o dünya hayatında inanç, ibadet ve davranışlarınızda bana uyup, böylece) beni ona (adeta) eş tutmanızı reddetmiştim zaten.” Şüphesiz (bugün) zalimler için elem verici bir azap vardır. *
23
İman etmiş ve salih (iyi ve güzel) işler yapmış olanlar (erdemli kimseler), içlerinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirilecekler, Rablerinin izniyle (iradesiyle) orada (devamlı) kalacaklardır. Orada karşılaştıklarında iyi dilek temennileri “selam” olacaktır.
24
(Ey insan!) Bilmedin mi? (Baksana;) Allah nasıl bir örnekleme yapmıştır. Temiz söz, tertemiz bir ağaca benzer, kökü (yerde) sağlam ve sabit, dalları budakları yüksekte.*
25
(O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman (her mevsim, tatlı, lezzetli ve yararlı) yemişini (meyvesini) verip durur. Allah insanlara (işte böyle) misaller (örnekler) veriyor ki, düşünüp (kendilerine) ders çıkarsınlar.
26
Oysa (batıl inanç ve ideolojileri ifade eden ve kimseye de faydası bulunmayan) kötü bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer.*
27
Allah, (gerçekten) inanmış olanların durumunu dosdoğru bir sözle hem dünya hayatında ve hem de ahirette sağlamlaştırır. Ve Allah (sapıklığı tercih edip doğru yoldan sapmış olan o inkârcı) zalimleri de sapıklık içinde bırakır ve Allah her dilediğini yapabilir.
28
Allah’ın nimetini (vahyi), nankörlükle (inkârla) değiştirenlere ve böylece kendi halklarını yok olma yurduna konduran (sürükleyen) kimselere bakmaz mısın?*
29
(Sonunda onlar) o cehenneme girerler. (Orası) ne kötü bir kalış yeridir.
30
Ve (insanları) O’nun yolundan saptırmak için Allah’a denkler oluşturdular. (Kur’an’ın hükmünü değiştiricileri, iddia ettikleri şefaatçileri ve din istismarcısı kişileri O’na denk tuttular). De ki: "Geçici arzularla oyalana durun, nasıl olsa varacağınız yer ateş olacaktır!"*
Sonraki 22 ayet →