Ana SayfaMealler › İhsan Aktaş
İA

İhsan Aktaş

İhsan Aktaş
İhsan Aktaş meali ile okumaya başla
Yunus 1 / 109
1
Elif, Lâm, Râ. İşte şunlar, (her konuda) doğru hükümler içeren (hikmetle dolu olan) kitabın (kitap halinde yazılan Kur’an’ın) ayetleridir. (*)
İ. Aktaş 10:1
2
Kendi içlerinden (kendi cinslerinden ve tanıyıp bildiklerinden) bir kişiye: Bütün insanları (tuttukları yolun tehlikesine karşı) uyar ve inanmış olanlara Rablerinin katında (yüksek) bir doğruluk makamı olduğunu müjdele!” diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki, (elçi onlara ayetleri okuyup tebliğ edince) inkârcılar, (Kur’an’ın kitlelerce benimsenmesini engellemek için) gerçekten (okuduğu o büyüleyici sözlerle vicdanları sarsıp derinden etkileyen) bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. *
İ. Aktaş 10:2
3
Şüphesiz sizin Rabbiniz O Allah’tır ki, gökleri ve yerküreyi (bütün evreni) altı evrede (aşamada) yaratmış ve Arş (tüm varlık âlemi) üzerinde egemenlik kurmuştur; artık (kâinatın mutlak hükümdarı olarak her an) bütün işleri (düzenleyip) idare eder. Onun izni (ve verdiği imkân) olmadıktan sonra (hiçbir vakit ve durumda başkasına) şefaat edebilecek kimse yoktur, (hiçbir kimse başaksına yardım edemez). İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur. Öyleyse yalnızca O’na kulluk/kölelik edin. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? *
İ. Aktaş 10:3
4
Toplu hâlde (hesaba çekilmek üzere) hepinizin dönüşü ancak onadır. Allah’ın vaadi (verdiği söz) mutlaka gerçekleşecektir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işlemiş olanları adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Ve inkâr etmiş olanlara gelince; onlara da (gerçekleri) inkâr ettiklerinden dolayı kaynar sıvıdan oluşmuş bir içecek ve acıklı bir azap vardır. *
İ. Aktaş 10:4
5
O (Allah’tır) ki, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, güneşi ziya (ışık, ısı ve enerji) kaynağı, ayı da nûr (ışık yansıtıcı) yapmış ve ona menziller tayin etmiştir. Allah bunları ancak hak (bir hesap) ile yaratmıştır. Allah, bilmek isteyen (bilimsel çalışma yapan ve bilim ışığında düşünen) bir toplum için varlık ayetlerini böylece bir bir açıklamaktadır. *
İ. Aktaş 10:5
6
Şüphesiz ki (Dünya’nın kendisinin ve Güneş’in etrafında dönmesi ile oluşan) gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde ve Allah’ın göklerde (uzayda) ve arzda (yerkürede) yarattığı bunca varlıklarda, elbette (yanlış inanç ve düşüncelerden) sakınmak isteyen bir millet için nice deliller vardır. *
İ. Aktaş 10:6
7
7-8. Şüphesiz (dirilmeyi inkâr edip hesap vermek üzere) bize kavuşacağını ummayan (ahiret gününe inanmayan) ve dünya hayatına (geçici servet, şöhret ve şehvetlere) razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya, işte yapmakta oldukları o bütün (kötü) şeylerden dolayı onların varacağı yer ateştir.
İ. Aktaş 10:7
8
7-8. Şüphesiz (dirilmeyi inkâr edip hesap vermek üzere) bize kavuşacağını ummayan (ahiret gününe inanmayan) ve dünya hayatına (geçici servet, şöhret ve şehvetlere) razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya, işte yapmakta oldukları o bütün (kötü) şeylerden dolayı onların varacağı yer ateştir.
İ. Aktaş 10:8
9
Şüphesiz iman etmiş ve iyi (faydalı ve güzel) işler yapmış olanlar ise; Rableri onları imanları sayesinde doğru yola iletir, (ahirette ise) altlarından irmaklar akan nimetlerle dolu cennetlere eriştirir. *
İ. Aktaş 10:9
10
Orada onların duası: “Allah’ım! Sen ki; hiçbir kusuru, eksiği olmayansın.” Orada birbirlerine iyilik dilekleri ise: “Selâm”dır. Dualarının sonu da: "Bütün övgüler, âlemlerin (bütün varlıkların) Rabbi olan Allah’a özgüdür!" demeleridir.
İ. Aktaş 10:10
11
Ve eğer Allah, insanlara, hayrı hemen acele istedikleri gibi, (suç ve günahları yüzünden hakettikleri) şerri çabucak verseydi, kendileri için belirlenmiş süre[nin sonu] gerçekleştirilmiş olurdu:” Fakat bize (ahirete) kavuşmayı ummayanları, (imtihan ve adaletimiz gereği dünyada) belli bir süre kendi hâllerine bırakırız da, (tövbe edip ahirete inanacaklarına kendi iradeleriyle) taşkınlıkları içinde gayesiz ve başıboş sürüklenmeye devam ederler.*
İ. Aktaş 10:11
12
Ve insana bir sıkıntı dokunduğunda, gerek yan yatarken, gerek otururken ve gerekse ayaktayken (sıkıntıdan kurtulmak için her hâlinde) bize yalvarıp yakarır; ama sıkıntıyı üstünden kaldırdığımız zaman, sanki kendisine dokunan sıkıntının kaldırılması için bize hiç yalvarmamış gibi (nankörce davranmaya) devam eder. İşte müsriflere (istikrarsız yaşayanlara) yapmakta oldukları (kötü) şeyler (nefisleri tarafından kendilerine) böyle süslü gösterilmiştir. *
İ. Aktaş 10:12
13
Elbette, sizden önceki nice nesilleri, elçileri kendilerine açık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp, insanlara) zulmettikleri zaman helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz, suç işlemeye devam eden halkı böyle cezalandırırız.
İ. Aktaş 10:13
14
Sonra da onların ardından, sizi yeryüzünde onların yerine getirdik ki, (kendi özgür iradenizle) nasıl davranacağınıza (fiilen müşahade edip) bakalım. *
İ. Aktaş 10:14
15
Ayetlerimiz onlara açık açık okunduğu (tebliğ edildiği) zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir”dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştiremem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer ben Rabbime isyan edersem, büyük bir günün (ahiret gününün) azabından korkarım. *
İ. Aktaş 10:15
16
(Resulüm!) De ki: ‘’Eğer Allah (başka türlüsünü) dileseydi, (beni tebliğ yapmakla görevli kılmasaydı) size onu (o vahiy ürünü olan Kur’an’ı) okuyup duyurmazdım. Ve (O da) onu (Kur’an’ı, benim vasıtamla) size bildirmezdi. Doğrusu, (bu vahiy bana gelmezden önce) bir ömür aranızda bulundum. (Benim asla yalan söylemediğimi siz çok iyi bilirsiniz! Peki, aklımdan ve ahlâkımdan nasıl şüphe edersiniz?) Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
İ. Aktaş 10:16
17
Allah adına yalan uydurup O’na iftirada bulunmuş veya O’nun âyetlerini yalanlamış olandan daha zalim kim olabilir? Şüphe yok ki mücrimler (suç işlemeye devam edenler) asla kurtuluşa ermezler. *
İ. Aktaş 10:17
18
Bir de (o putperestler) Allah’ın yanı sıra kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar sağlayamayan şeylere (putlara) kulluk ediyorlar (onlara tapıp yardım diliyorlar) ve ‘’Onlar, (dünya hayatında bizim için aracılık ederek dünyadaki sıkıntılardan kurtulmamızı sağlayacak olan) aracılarımızdır!” diyorlar. (Resulüm!) De ki: (sizin için böyle şefaatçiler var da, Allah’ın bundan haberi mi yok?) Yoksa siz, göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz? Hâlbuki Allah onların (kendisine) ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir. *
İ. Aktaş 10:18
19
Ve (ilk zamanlarda) bütün insanlık (toplumsal hayatında kanunsuz, hukuksuz, ahlakî ve insanî değerlerden yoksun ilkel bir hayat sürdüren, aynı duygu ve düşünceler etrafında toplanmış) tek bir toplumdan başka değildi; fakat sonradan (zamanın ilerlemesiyle sayıları çoğaldıkça, aşiretler, kabileler ve topluluklar hâlinde) ayrılığa düştüler. Ve eğer Rabbinden (insanın yeryüzü hayatı ve haklarındaki nihai hükmün Âhirete bırakılması konusunda) bir takdir ve irade sadır olmamış olsa idi, hiç şüphesiz ihtilaf ettikleri hususlarda aralarındaki hüküm çoktan verilmiş ve uygulanmış olurdu.*
İ. Aktaş 10:19
20
Ve (ey Resulüm!) Onlar (o inkâr edenler): “O’na Rabbinin katından, Kur’an’dan başka bir ayet (işaret, mucize) indirilseydi ya!” derler. O hâlde onlara de ki: Gayb (mucize dâhil, insanoğlunun görüp algılamayacağı şeylerin bilgisi) ancak Allah’a aittir. Öyleyse (Allah’ın iradesi gerçekleşinceye dek) bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. *
İ. Aktaş 10:20
21
(Bu tür nankör) insanların başlarına gelen sıkıntılardan sonra kendilerine bir rahmet (bir rahatlık genişlik, ferahlık ve bolluk) tattırdığımız zaman, âyetlerimiz hakkında (bir de bakarsın) yalan-dolan düzerler. De ki: Allah (yalan-dolana) karşılık vermekte daha çabuktur. Şüphesiz elçilerimiz (olan görevli melekler) sizin kurduğunuz yalan-dolanı yazmaktadırlar. *
İ. Aktaş 10:21
22
Sizi karada (çeşitli vasıtalar üzerinde) ve denizde (gemiler-vaporlarla) seyahat ettiren O’dur. Hattâ siz gemide olduğunuz zaman, güzel (esen) bir rüzgârla, o gemi içindekilerle giderken, onlar (içindekiler) ferahlanırlar. Derken şiddetli bir fırtına çıkarak her taraftan dalgalar kendilerine gelince ve kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca (ve çaresiz kaldıkları sırada hemen) dini yalnız Allah’a özgü kılarak Ona yalvarmaya başlarlar: “Eğer bizi bu sıkıntıdan kurtarırsan, elbette ki şükredenlerden olacağız!” (derler).*
İ. Aktaş 10:22
23
Ama (Allah) onları (o nankör olanları) bu (felaketten) ne zaman kurtarınca, hemen yeryüzünde haksızca taşkınlık yapmaya koyulurlar. Ey insanlar! Dünya hayatının geçici menfaati için yaptığınız bütün taşkınlıklar ancak kendi aleyhinizedir! (Öldükten) sonra dönüşünüz ancak bize olacaktır. Biz de (dünyada) yaptığınız her şeyi (ahirette) size (eksiksiz olarak) haber vereceğiz.
İ. Aktaş 10:23
24
Dünya hayatının örneği, ancak gökten (bulutlardan) indirdiğimiz bir su (yağmur) gibidir ki; onunla insanların ve hayvanların yediği, yeryüzünün birbirine karışmış olan bitkileri (bütün çekici) güzelliğini takınıp süslenmişken ve ahalisi (sahipleri de) gerçekten ona güç yetirdiklerini (ekinlerini, ürün ve meyvelerini devşireceklerini) sanmışlarken; (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona (felaket ve afet) emrimiz geliverir de bunları sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir kavim için ayetlerimizi böyle detaylı olarak açıklıyoruz. *
İ. Aktaş 10:24
25
Ve Allah, (insanı) selam (huzur ve esenlik) yurduna (cennete) çağırır ve isteyeni de (iman edip hidayeti tercih edeni) dosdoğru bir yola iletir. *
İ. Aktaş 10:25
26
İyi (ve güzel) davranışlarda bulunmuş olanlara, (hesap günü) güzel bir karşılık ve daha da fazlası (Allah’ın mağfiret ve rızası) vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) ve ne de bir zillet (horluk) bulaşır. İşte onlar cennet halkıdır. Orada (sürekli) kalıcıdırlar.*
İ. Aktaş 10:26
27
Kötü işler yapmış olanlar ise, kötülüğün karşılığı (cezası) kendisi kadar olacaktır ve Allah’a karşı kendilerini savunacak kimseleri olmayacağına göre (utanç) ve aşağılanma onları, sanki yüzlerini kopkoyu bir gecenin karanlığı bürümüş gibi, gölgeleyecek: İşte onlar cehennem ehlidirler; onlar orada (Allah’ın dilediği vakte kadar) kalacaklardır. *
İ. Aktaş 10:27
28
Ve onların hepsini (mahşerde) bir araya toplayacağımız, sonra da şirk koşanlara, “Siz de, ortak koştuklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz gün (hesap günü) artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen kesip ayırmış (olacağız) ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet (kulluk) etmiyordunuz.” *
İ. Aktaş 10:28
29
“Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter.” *
İ. Aktaş 10:29
30
İşte orada (o an) herkes, geçmişte yapıp ettiğiyle sorgulanacak, hepsi de (yaptklarından dolayı hesaba çekilmek üzere) gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler. Oysa (onların boş hayalleri), uydurmakta oldukları şeyler kendilerinden kaybolup gider. *
İ. Aktaş 10:30