1
1-2. (Habibim!) De ki: “Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’ân’ı) dinleyip de (kavimlerine döndükleri zaman) şöyle söyledikleri bana vahyolundu: ‘Şüphesiz biz, doğru yola ileten harikulâde güzel bir Kur’ân dinledik de ona îmân ettik. Bundan böyle hiç kimseyi (hiçbir şeyi) asla Rabbimize ortak koşmayacağız.
2
1-2. (Habibim!) De ki: “Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’ân’ı) dinleyip de (kavimlerine döndükleri zaman) şöyle söyledikleri bana vahyolundu: ‘Şüphesiz biz, doğru yola ileten harikulâde güzel bir Kur’ân dinledik de ona îmân ettik. Bundan böyle hiç kimseyi (hiçbir şeyi) asla Rabbimize ortak koşmayacağız.
3
Şüphesiz ki Rabbimizin şanı pek yücedir. O, ne bir eş ne de çocuk edinmiştir.
4
Ve gerçek şu ki (meğerse) içimizdeki sefih (ler), Allah hakkında saçma sapan şeyler söylüyormuş.”
5
Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini zannetmiştik.
6
İnsanlardan bazı erkekler, (ıssız bir yerde konaklayıp da korktukları zaman, Allah’a sığınmaları gerekirken, kavminin sefihlerinin şerrinden, “Bu vadinin efendisine sığınırım” diyerek) bazı erkek cinlere sığınıyordu da (bu durum, kendisine sığınılan cinlerin) azgınlığını (şımarıklığını daha da) artırıyordu. (İnsanların kendilerine sığındığı o cinler, haddi aşarak, “İnsanların da cinlerin de efendisi biziz” diyorlardı.)
7
Gerçekten onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi (öldükten sonra) tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.
8
(Cinler dediler ki:) “Doğrusu biz (cinler topluluğu, meleklerin sözünü dinlemek için) semâyı yokladık da onu (meleklerden ibaret) çok kuvvetli bekçiler ve şihâblarla (yıldızlardan kopan alev toplarıyla) doldurulmuş bulduk.
9
Hâlbuki biz, (daha önce) semânın bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi (bizden) kim (melekleri) dinlemeye kalksa, (karşısında) kendisini (helâk etmek üzere) gözetleyen bir şihâb (yıldızlardan kopan alev topu) buluyor.
10
(Semânın bekçilerle ve şihâblarla dolmasından dolayı) yeryüzündekilere bir ceza mı murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi, şüphesiz biz bunu bilemiyoruz.
11
Gerçek şu ki, bizden (biz cinlerin içinde) sâlih olanlar da var, içimizden bundan aşağı olanlarda var. (İnanç hususunda) her birimiz ayrı ayrı yollar tutmuştuk.
12
Biz (Kur’ân’ı dinleyince şu hakikati) anladık ki, yeryüzünde (ne kadar güçlü olursak olalım) Allah’ın irâdesine/gücüne karşı koyamayacağımız gibi, (evrenin başka bir yerine) kaçmaya teşebbüs etmekle de O’nun azabından kurtulamayız.
13
Şüphesiz biz o hidâyet rehberini (Kur’ân’ı) dinlediğimizde (derhal) ona îmân ettik. Kim Rabbine îmân ederse, ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de kendisine bir haksızlık edilmesinden korkar.
14
Gerçekten bizim içimizde müslümanlar da var, bizden (îmân etmeyen) fâsıklar (kâfirler de) var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayan (ve bulan) lardır.
15
Hak yoldan sapanlara gelince... Onlar cehenneme odun olmuşlardır.”
16
(Allah buyurdu ki:) “Eğer onlar (îmân edip) hak yolda dosdoğru gitselerdi, onlara (bulutlar vasıtasıyla) bol bol yağmur yağdırırdık (da nimetlere gark ederdik).
17
Böylece onları nimetlerimizle imtihân ederdik. Kim Rabbinin zikrinden (îmândan ve taatten) yüz çevirirse, (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan çetin bir azaba uğratır.”
18
Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah (’ı ilâh edinmek) ile birlikte, başka hiç kimseye kulluk etmeyin (Allah’a şirk koşmayın!)
19
Allah’ın kulu (ve resûlü olan Muhammed), O’na ibadet etmek üzere (namaza) kalkınca, (okuduğu Kur’ân’ı dinlemek için cinler, kalabalıktan/izdihamdan) nerede ise keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
20
(Resûlüm! Haddi aşarak, seni bâtıl inançlarına çağıran o müşriklere) de ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime kulluk ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
21
De ki: “Şüphesiz ben, (Rabbim izin vermediği sürece) size ne bir zarar verebilirim ne de (dilediğimi) doğru yola iletebilirim.”
22
(Habibim, haddi aşarak, seni bâtıl inançlarına çağıran ve ne olursa olsun kesinlikle biz seni koruruz, diyen o müşriklere) de ki: “(*Farz-ı muhâl, eğer ben peygamberlik vazifemi yapmazsam) hiç kimse beni Allah’tan (gelecek azaptan) kurtaramaz. O’ndan başka bir yardımcı da bulamam.
23
Bana düşen vazife sadece Allah’tan gelen vahyi size tebliğ etmek ve onu size açıklamaktır.” Her kim Allah’a ve O’nun resûlüne karşı gelirse, bilsin ki, hiç şüphesiz onun için, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır.
24
(Kâfirler) kendilerine vadedileni (azabı) gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve (kimin destekçi) sayısının daha az olduğunu anlayacaklar.
25
De ki: “Size vadedilen (azap) yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi takdir etmiştir, ben bilmem?”
26
26-27-28. O, (Allah ki mutlak) gaybı bilendir. (Allah) hiç kimseye (mutlak) gaybı bildirmez. Ancak, Allah, razı olup seçtiği elçilerine bazı gayb bilgilerini vahyederek bildirir. Allah, (gaybî bilgileri bildirme esnasında o bilginin şeytanlar tarafından çalınmaması için, şeytanları kovan,) Peygamber’in önünden ve ardından (muhafızlık yapan) gözcüler (melekler) tayin eder ki böylece Peygamber, meleklerin Rablerinin vahyini kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını (kat’î sûretle) bilsin. Allah, onların her hâlini ilmiyle kuşatmış, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
27
26-27-28. O, (Allah ki mutlak) gaybı bilendir. (Allah) hiç kimseye (mutlak) gaybı bildirmez. Ancak, Allah, razı olup seçtiği elçilerine bazı gayb bilgilerini vahyederek bildirir. Allah, (gaybî bilgileri bildirme esnasında o bilginin şeytanlar tarafından çalınmaması için, şeytanları kovan,) Peygamber’in önünden ve ardından (muhafızlık yapan) gözcüler (melekler) tayin eder ki böylece Peygamber, meleklerin Rablerinin vahyini kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını (kat’î sûretle) bilsin. Allah, onların her hâlini ilmiyle kuşatmış, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
28
26-27-28. O, (Allah ki mutlak) gaybı bilendir. (Allah) hiç kimseye (mutlak) gaybı bildirmez. Ancak, Allah, razı olup seçtiği elçilerine bazı gayb bilgilerini vahyederek bildirir. Allah, (gaybî bilgileri bildirme esnasında o bilginin şeytanlar tarafından çalınmaması için, şeytanları kovan,) Peygamber’in önünden ve ardından (muhafızlık yapan) gözcüler (melekler) tayin eder ki böylece Peygamber, meleklerin Rablerinin vahyini kendisine, dosdoğru ve eksiksiz bir şekilde ulaştırdığını (kat’î sûretle) bilsin. Allah, onların her hâlini ilmiyle kuşatmış, her şeyi bir bir kaydetmiştir.