1
(Habibim!) Kocası (nın kendisine zıhar yapması) hakkında sana başvurarak (mağduriyetinin giderilmesi hususunda) mücadele eden (senden zıhar ile ilgili hüküm beyan etmeni isteyen) ve (bu hususta henüz sana bir vahiy göndermediğimiz için, kocası tarafından uğradığı haksızlığı) Allah’a şikâyette bulunan, o kadının sözlerini Allah işitti! Zaten Allah, ikiniz arasında geçen bütün konuşmaları işitmekteydi. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla bilendir.
2
İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anneleri değildir. Onların anneleri ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yapan erkekler, bu benzetme sözü ile ilâhî vahye aykırı) çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.
3
Hanımlarına zıhar yapıp da sonra söylediklerinden dönmek isteyenler, temas etmeden (zıharda bulundukları hanımlarıyla cinsi münasebette bulunmadan) önce, (kefaret olarak) bir köleyi azat etmeleri gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdar olandır.
4
Kim (zıhar kefareti için köle azat etme) imkân (ı) bulamazsa, (zıhar yapmış olduğu) hanımına dokunmadan (cinsi münasebette bulunmadan) önce kesintisiz (ara vermeden) iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bu (kolaylık), Allah’a ve Resûlü’ne îmân etmeniz dolayısıyladır. İşte bunlar Allah’ın (hükümlerinin) sınırlarıdır. (Hükümlerimizi inkâr eden) kâfirler için elem dolu bir azap vardır.
5
Şüphesiz, âyetlerimizi (hükümlerimizi) apaçık bildirmemize rağmen, Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelenler, kendilerinden önceki (kâfir) lerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
6
O (diriliş) gün (ü), Allah onların hepsini diriltecek ve (dünya hayatında iken) yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Kendileri yaptıklarını unutmuş fakat Allah (onların dünyada yaptıklarını, melekleri vasıtası ile amel defterlerine) kaydettirmiştir. Allah her şeye hakkıyla şahittir.
7
(Ey insanoğlu!) Göklerde ve yerde olan her şeyi, Allah’ın bildiğinden haberin yok mu? (Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.) Üç kişi gizli konuşsa mutlaka (ilmi ile manen) dördüncüleri O’dur, beş kişi olsalar mutlaka (ilmi ile manen) altıncıları O’dur. Bundan az da olsalar, çok da olsalar her nerede bulunsalar O kendileriyle (ilmi ile manen) beraberdir. Sonra hesap günü, (dünyada iken) yaptıklarını kendilerine haber verir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
8
(Habibim!) Gizli gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o menedildikleri şeyi yapmaya kalkışarak, günah, düşmanlık ve Peygamber’e karşı gelmek hususunda gizlice toplanan (yahûdî ve munâfık) ları görmedin mi? Sana geldikleri zaman, Allah’ın sana verdiği selâm dışında bir selâm ile selâm verirler. (“Es-Selâmu aleykum” yerine, ölüm üzerine olsun manasına gelen “Es-Sâmu aleykum” diyorlar ve) içlerinden de, “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
9
Ey îmân edenler! Aranızda gizli konuşmalar yaptığınızda bu konuşmaları günah, düşmanlık ve peygambere isyan amacıyla yapmayın. İyilik ve takva üzerinde konuşun ve (manevi) huzurunda toplanacağınız Allah’tan sakının.
10
(Günah, düşmanlık ve peygamberine isyan hususundaki) gizli konuşmalar, îmân edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytanın (kendi taraftarlarına) telkin ettiği davranışlardır. Oysa Allah’ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. (Mü’minler, munâfıkların gizli konuşmalarına aldırış etmesinler. Allah mü’minleri, onların kötülük ve tuzaklarından korur.) Mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.
11
Ey îmân edenler! Size, (Peygamberin bulunduğu mecliste veya herhangi bir hayrın yapıldığı) “Meclislerde yer açın” denildiği zaman yer açın ki, Allah size genişlik (rahmet ve bereket) versin. Size, “(meclisten) kalkın”, denildiği zaman da (hemen) kalkın ki, Allah, sizden îmân edenlerin ve kendilerine ilim verilmiş olanların (manen) derecelerini yükseltsin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
12
Ey îmân edenler! Peygamber ile özel (birebir) bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (buna imkân) bulamazsanız, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
13
(Ey sadaka vermeye gücü olan mü’minler! Peygamber ile) özel (birebir) konuşmadan önce sadaka vermekten (sadaka verirseniz fakir düşeceğinizden) korktunuz da mı, bunu yapmadınız? (Sadaka vermeden de peygamberle gizlice (birebir) konuşmak için size ruhsat vererek) Allah sizi affetti. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
14
Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu (yahûdîleri) dost edinenleri, (munâfıkları görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Onlar (mü’min olmadıkları hâlde, mü’min olduklarına dair) bile bile (Allah adına) yalan yere yemin ediyorlar.
15
(Munâfıklık yaptıkları için) Allah (âhirette) onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Şüphesiz onlar (ısrarla, inatla, hakkı inkâr ederek, yalan yere yemin ederek) ne kötü işler yapıyorlar.
16
Onlar yeminlerini (canlarına ve mallarına karşı) kalkan yapıp (müslüman görünerek, insanları) Allah’ın dininden (ve cihattan) alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.
17
Onlara (munâfıklara), ne malları ne çocukları, Allah’ (ın azabın) a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
18
O (diriliş) gün (ünde) Allah, onların (munâfıkların) hepsini yeniden diriltecek. O zaman (dünyada iken), size yemin ettikleri gibi, (âhirette) O’na (Allah’a) da müslüman olduklarına dair) yemin edecekler. Böylece bununla bir şey elde edeceklerini (kendilerini azaptan kurtaracak bir şey yaptıklarını) sanacaklar. İyi bilin ki! Onlar kesinlikle yalancıdırlar.
19
Şeytan onları (n kalbini, vesvese ve telkinleri ile) hâkimiyeti altına alıp, kendilerine Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki, (inkâr ve isyanları sebebiyle) şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
20
Allah’a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en alçak kimselerle beraberdirler.
21
Kasem olsun ki, (ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen) Allah, “Elbette ben ve peygamberlerim (kâfirlere karşı) galip geleceğiz” diye (ezelde) hükmetmiştir. Şüphesiz Allah, (her şeyi hükmü altında tutan) mutlak güç sahibidir, her işinde, mutlak galip olandır.
22
Allah’a ve âhiret gününe îmân eden bir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resûlü’ne düşman olanlarla, dostluk ettiklerini asla göremezsin. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalplerindeki îmânı, sabit kılmış ve kendilerini, tarafından ilâhî bir yardım ile desteklemiştir. Onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan (Allah’ın verdiği bütün mükâfatlardan) razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın has kullarıdır. İyi bilin ki, şüphesiz, Allah’ın has kulları, kurtuluşa erecek olanların ta kendileridir.