1
1-2-3-4. Savurup kaldıran (rüzgârlar) a, ağır yük taşıyan (bulut) lara, (su üzerinde) kolayca akıp giden (gemi) lere (ve emrimiz üzere, yarattıklarımız arasında) işleri (ve rızıkları) bölüştüren (melek) lere kasem olsun ki,
2
1-2-3-4. Savurup kaldıran (rüzgârlar) a, ağır yük taşıyan (bulut) lara, (su üzerinde) kolayca akıp giden (gemi) lere (ve emrimiz üzere, yarattıklarımız arasında) işleri (ve rızıkları) bölüştüren (melek) lere kasem olsun ki,
3
1-2-3-4. Savurup kaldıran (rüzgârlar) a, ağır yük taşıyan (bulut) lara, (su üzerinde) kolayca akıp giden (gemi) lere (ve emrimiz üzere, yarattıklarımız arasında) işleri (ve rızıkları) bölüştüren (melek) lere kasem olsun ki,
4
1-2-3-4. Savurup kaldıran (rüzgârlar) a, ağır yük taşıyan (bulut) lara, (su üzerinde) kolayca akıp giden (gemi) lere (ve emrimiz üzere, yarattıklarımız arasında) işleri (ve rızıkları) bölüştüren (melek) lere kasem olsun ki,
5
Hiç şüphesiz, (tarafımızdan) size vadolunan (şeylerin hepsi) kesinlikle doğrudur.
6
Şüphesiz, (hesap ve) ceza (günü) gerçekleşecektir.
7
Yollara (yörüngelere) sahip göğe kasem olsun ki,
8
Şüphesiz ki siz (ey kâfirler! Peygamber hakkında kiminiz, “O bir sihirbazdır”, kiminiz, “O, bir şairdir”, bazılarınız da, “O, bir mecnundur” diyerek, haddi aşan) çeşitli sözler söylemektesiniz.
9
(Israrla hakkı inkâr ederek) ondan (Kur’ân ve Peygamber’in tebliğinden) yüz çevirenler, hidâyete eremezler.
10
(“Muhammed, sihirbazdır, şairdir, mecnundur” diyen) yalancılara lânet olsun!
11
Ki onlar koyu bir cehalet (sapkınlık) içinde kalmış gafil kimselerdir.
12
(Onlar alay ederek, “Hesap ve) ceza günü ne zaman?” diye sorarlar.
13
O gün, onların ateşte yakılacakları gündür.
14
(O gün görevli melekler tarafından onlara şöyle denir:) “(Haydi,) tadın azabınızı! (Alay ederek) hemen gelmesini isteyip durduğunuz azap, (işte) budur!”
15
15-16. Şüphesiz (dünya hayatında iken) Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği mükâfatı alarak, cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce (dünya hayatında) iyilik yapan kimselerdi.
16
15-16. Şüphesiz (dünya hayatında iken) Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği mükâfatı alarak, cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce (dünya hayatında) iyilik yapan kimselerdi.
17
Onlar, (Rablerinin razı olduğu ameller ile meşgul olarak) geceleri pek az uyurlardı.
18
Onlar, (Rablerinin razı olduğu ameller ile meşgul oldukları hâlde, kendilerini günahkâr sayarlardı da) seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
19
Sahip oldukları mallarından, (yardım) isteyenlere ve (iffetlerinden dolayı isteyemeyen) sıkıntı içinde bulunanlara (muhakkak) bir pay ayırırlardı.
20
Gerçekten, (yakinen) inananlar için, yeryüzünde (Allah’ın varlığını, vahdaniyetini ve kudretini gösteren) nice deliller vardır.
21
Kendi nefislerinizde/varlığınızda (yaratılışınızda, Allah’ın varlığını, vahdaniyetini ve kudretini gösteren nice) deliller ve ibretler vardır. (Hâlâ hakikati) görmeyecek misiniz?
22
Rızkınız (ın meydana gelmesine sebep olan kaynaklar) ve size (âhirete dair) vadedilen şeyler (zaman ve mekândan münezzeh olan Allah’ın yarattığı) göktedir.
23
Göğün ve yerin Rabbine kasem olsun ki, o (vadedilenler) sizin konuşmanız gibi gerçektir. (Konuştuğunuz zaman, bu konuşmanız hakkında nasıl şüphe etmiyorsanız, aynı şekilde, öldükten sonra dirilme, cennet ve cehennem hakkında da asla şüphe etmeyin.)
24
(Resûlüm!) İbrâhîm’in ağırlanan (şerefli) misafirlerinin haberi sana geldi mi?
25
Hani, onlar İbrâhîm’in yanına varmışlar ve “(Sana) Selâm olsun” demişlerdi. (İbrâhîm de,) “Size de selâm olsun” demiş ve bunlar tanınmayan (yabancı) kimseler (diye içinden geçirmişti).
26
(Misafire çok önem veren İbrâhîm, onlara ikram edilecek yemek getirmek üzere) onlara sezdirmeden hemen ailesinin yanına giderek, (bir süre sonra kızartılmış) semiz bir dana (eti) getirdi.
27
Ve yemeği önlerine koyarak, “Buyurun, yemez misiniz?” dedi.
28
(İbrâhîm, misafirlerin yemediklerini görünce,) onlardan endişeye kapıldı. Onlar (İbrâhîm’in bu hâli üzerine, “Bizden) korkma (ve endişelenme)” dediler ve (kendilerini tanıttıktan sonra, tarafımızdan) onu çok bilgili (olacak) bir oğul ile müjdelediler.
29
Bunun üzerine (evin öbür köşesinden müjdeyi duyan) zevcesi (Sâre) geldi (ve utancından) eliyle yüzünü kapatarak, şaşkınlık içinde “Ben, kısır bir koca karıyım! (Benim nasıl çocuğum olabilir?)” dedi.
30
Onlar (melekler) dediler ki: “Rabbin böyle (takdir) buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi hakkıyla bilendir.”
Sonraki 30 ayet →