1
(Habibim! Hikmetine binâen, başlangıçta aleyhinize gibi görünen, ancak neticeleri itibariyle gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olan, *Hudeybiye antlaşması ile) Şüphesiz biz (müşriklere karşı) senin (ve ashabının) lehine sonuçlanacak apaçık bir hüküm verdik,
2
2-3. Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek *zellelerini mağfiret buyursun, sana nimetini tamamlasın, seni (o) dosdoğru (İslâm) yol (un) da sabit kılsın ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.
3
2-3. Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek *zellelerini mağfiret buyursun, sana nimetini tamamlasın, seni (o) dosdoğru (İslâm) yol (un) da sabit kılsın ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.
4
Îmânları (nın kemâlâtı, daha da) artsın, diye, mü’minlerin kalplerine sekînet (huzur ve güven) veren O’dur. Göklerin ve yerin orduları, Allah’ındır (eğer peygamberine sizin dışınızdaki birileriyle yardım etmeyi dileseydi elbette bunu yapardı). Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
5
(Allah bu cihadı sizlere emretti ki) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, içinde ebedî kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirmesi ve onların günahlarını örtüp bağışlaması içindir. İşte, (sizin için) Allah nezdinde, en büyük kurtuluş ve başarı budur.
6
(Resûlüm! Bütün bunlar ayrıca) Allah hakkında, kötü zanda bulunan munâfık erkeklere ve munâfık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmek içindir. (Müslümanlar hakkında bekledikleri) o, felaket çemberi, (hezimet ve helâk) onların başlarına gelsin. Allah, onlara karşı gazaplanmış, onları lânetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir.
7
Göklerin ve yerin orduları, Allah’ındır. Allah, her işinde mutlak galip olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
8
(Habibim!) Şüphesiz, biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
9
(Ey insanlar!) Allah’a ve Resûlü’ne îmân etmeniz, O’na (Resûlü’ne ve İslâm dininin yücelmesine) yardım etmeniz, O’nu (Allah’ı) saygıyla yüceltmeniz ve sabah akşam O’nu (Allah’ı) tesbih etmeniz için (Peygamber’i size gönderdik).
10
(Resûlüm! Cihat etmek ve hayatları boyunca emirlerine tam bir teslimiyet ile bağlılık göstereceklerine dair, Hudeybiye’de, o ağacın altında) sana biat edenler, (hiç) şüphesiz, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın inâyeti/yardımı onların üzerindedir. O hâlde, (artık) kim, (biat) ahdini bozarsa, şüphesiz kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği sözde durursa, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
11
(Kendi tercihleri ile Hudeybiye seferine katılmayarak) geride (Medine’de) kalan bazı bedeviler sana şöyle diyeceklerdir: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi, (seninle Hudeybiye seferine çıkmaktan) alıkoydu. (Bundan dolayı) bizim için (Allah’tan) bağışlanma dile.” (Resûlüm!) Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. (Onlara) de ki: “Allah size bir zarar gelmesini dilerse yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, buna kim engel olabilir? Hayır! Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
12
Aslında siz (umre yapmak üzere Mekke’ye doğru yola çıkan) Peygamber’in ve mü’minlerin, (müşrikler tarafından toptan imha edileceklerini, böylelikle) ailelerine bir daha geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. (Üstelik) bu (düşünce), pek de hoşunuza gitmişti. Sizler kötü bir zanda bulundunuz ve (böylece) helâk (e müstahak) olan, bir kavim oldunuz.
13
Kim Allah’a ve Peygamber’ine îmân etmezse, (bilsin ki) şüphesiz biz, kâfirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.
14
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini, mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
15
(Resûlüm! Kendi tercihleri ile Hudeybiye seferine katılmayarak) geride (Medine’de) kalanlar, “Siz (Hayber) ganimetlerini almaya giderken, bırakın biz de sizinle gelelim (ve ganimetlerden pay alalım)” diyeceklerdir. Onlar, (“Hayber ganimetleri, sadece Hudeybiye seferine katılanların hakkıdır” buyuran) Allah’ın vaadini değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, daha evvel (sizin hakkınızda) böyle (bir hüküm) buyurmuştur.” (Bunun üzerine) onlar, “Siz aslında bizi çekemiyorsunuz” diyeceklerdir. Hayır! Onlar (hakikati idrak edemeyen) anlayışı kıt kimselerdir.
16
(Resûlüm! Kendi tercihleri ile Hudeybiye seferine katılmayarak) geride (Medine’de) kalan bedevilere de ki: “Siz yakında, çok güçlü bir topluluğa karşı cihada çağrılacaksınız, ya onlarla savaşacaksınız ya da onlar (sizinle çarpışmadan) teslim olacaklar. (Bu cihat emrine) itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine (sözünüzden) dönerseniz, (Allah) sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
17
(Mazeretlerinden dolayı, cihada katılamayan) köre günah yoktur, topala günah yoktur, hastaya günah yoktur. (Bunlar cihada katılmak zorunda değillerdir). Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse, (Allah) onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Kim de (itaatten) yüz çevirirse, (Allah) onu elem dolu bir azaba uğratır.
18
(Habibim!) Kasem olsun ki, (Hudeybiye’de) o ağacın altında sana biat eden mü’minlerden, Allah razı olmuştur. Allah onların kalplerinde olan (sadakat) ı bildiği için, onlara sekînet (huzur ve güven duygusu) vermiş ve onları pek yakın bir fetih (olan Hayber fethi ve daha sonrasında da Mekke fethi) ile mükâfatlandırmıştır.
19
(Allah,) onları (Hayber’den) elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfatlandırdı. Allah her işinde mutlak galip olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
20
Allah size, elde edeceğiniz (daha) birçok ganimetler vadetmiştir, (Allah’ın vaadini gerçekleştirdiğine dair) mü’minlere bir delil olması ve sizi dosdoğru yolda sabit kılması için, bunu (Hayber ganimetlerini) size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Zira siz cihat için çıktığınızda yahûdîler ailelerinize saldırmak istediler ancak Allah onların kalplerine korku saldı ve buna cesaret edemediler).
21
Şimdilik elde edemediğiniz (fakat gelecekte elde edeceğiniz), Allah’ın (ezelî ve ebedî) ilmi ile bildiği, başka ganimetler de vardır. Allah her şeye kâdirdir.
22
Kâfirler sizinle (Hudeybiye’de) savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı, sonra da (Allah’ın azabına karşı) kendilerine ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulurlardı.
23
Allah’ın daha öncekilere de uyguladığı (öteden beri süregelen, değişmez) sünneti/kanunu budur. Allah’ın (bu husustaki) sünnetinde/kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
24
*O, Mekke (vadisi) nin ortasında (Hudeybiye’de), sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, *onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
25
(Gerçek şu ki; Müşrikler, yaptıkları yüzünden, azabımıza müstahak olmuşlardır. Zira) onlar, (hakkı) inkâr eden, sizi Mescid-i Harâm’ (ı tavaf) tan ve (Allah rızası için kesilmek üzere) bekletilen kurbanlıkları yerlerine (Harem sınırları içinde bulunan Minâ’ya) ulaşmaktan engelleyen (kâfir) lerdir. Eğer (mazeretleri sebebiyle, hicret edemediklerinden dolayı hâlâ Mekke’de bulunan) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, henüz tanımadığınız için bilmeden onlara zarar vermeniz (kâfir zannedip öldürmeniz) ve böylece vebale girmeniz, söz konusu olmasaydı, elbette (Mekke’ye girmenize ve) onlarla (kâfirlerle) savaşmanıza izin verilirdi. Allah dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer onlar, (Mekke’deki mü’minler, kâfirlerden, sizin tarafınızca) tam olarak birbirinden ayırt edilmiş olsalardı, elbette kâfirleri (müstahak oldukları) elem dolu bir azaba uğratırdık.
26
(Hudeybiye antlaşması esnasında,) kâfirler, kalplerine taassubu, câhiliye taassubunu (inatçı, uzlaşmaz tutumları ve kibri) yerleştirmişlerdi (de mü’minleri, söz ve davranışları ile kışkırtmaya çalışmışlardı). Allah da Peygamberine ve mü’minlerin kalplerine sekînet (huzur, güven ve vakar) verdi ve (böylece) onların takva sözünü tutmalarını (müşriklerin hakaret ve kışkırtmalarına karşı, vakarlı bir şekilde sakin olmalarını) sağlamıştı. O (müslüma) nlar da zaten buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
27
Kasem olsun ki, Allah, resûlünün gördüğü rüyanın hak olduğunu ortaya çıkardı. Ve siz, Allah’ın izniyle, güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Harâm’a gireceksiniz. (Ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen) Allah, sizin bilmediklerinizi bilir. İşte bundan (müjdelenen Mekke’nin fethinden) önce, (hikmetine binâen) size, yakın bir fetih (Hudeybiye antlaşmasını ve Hayber’in fethini) verdi.
28
Bütün (bâtıl) dinlere/inançlara üstün kılmak üzere, Resûlünü, hidâyet (rehberi olan Kur’ân) ve (Âdem’den, kıyamete kadar geçerli, tek) hak din (olan İslâm) ile gönderen O’dur. (Muhammed kulunun risâletinin doğruluğuna ve Âdem’den kıyamete kadar geçerli olan, tek hak dinin, İslâm olduğuna) şahit olarak Allah yeter.
29
(Ey insanlar!) Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olan mü’minler, kâfirlere karşı (vakarlı ve) sert, birbirlerine karşı ise (çok) merhametlidirler. Onları rükû ve secde halinde Allah’ın lütfunu (rahmetini) ve rızasını isterken görürsün *Onların, secde eseri olan alâmetleri yüzlerindedir. Bu, onların Tevrât’taki vasıflarıdır. İncîl’deki vasıfları ise şöyledir: (Onlar) filizini yarıp çıkaran, gittikçe kuvvetlenerek kalınlaşan ve gövdesinin üstünde dimdik duran bir ekine benzerler ki bu (durum) çiftçilerin hoşuna gider (Müslümanlar hakkındaki) bu (benzetme) kâfirleri öfkelendirmek (kahretmek) içindir. Allah, îmân edip sâlih amel işleyenlere, (âhirette) mağfiret ve büyük bir mükâfat vadetmiştir.