1
صٓ (Sâd). O şanlı, şerefli Kur’ân’a kasem olsun (ki, şüphesiz o, Allah’ın kelâmıdır).
2
Hayır! Kâfirler boş bir gurur/kibir (ile Allah’a) ve (Resûlü’ne karşı) muhalefet içindedirler.
3
Kendilerinden önce nice nesilleri (yaptıkları yüzünden) helâk ettik. O zaman (azabımızı gördüklerinde, son anda pişmanlık duyup) feryat etmişlerdi. Ama artık (azabımızdan) kurtuluş vakti geçmişti.
4
4-5. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. Kâfirler dediler ki: “Bu yalancı bir sihirbazdır. (Muhammed) İlâhları (mızı reddedip, onları) tek bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak (tuhaf) bir şeydir.”
5
4-5. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. Kâfirler dediler ki: “Bu yalancı bir sihirbazdır. (Muhammed) İlâhları (mızı reddedip, onları) tek bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak (tuhaf) bir şeydir.”
6
Onlardan (Kureyş’ten) ileri gelenler (birbirlerine): “Haydi, yürüyün, ilâhlarınıza (putlarınıza ibadete) devam edin. Şüphesiz bizden istenen de (beklenen de) budur.
7
Başka inançlarda olanlardan da böyle bir şey duymadık. Bu (tek ilâh inancı, düpedüz Muhammed’in) uydurduğu bir şeydir.
8
Zikir (Kur’ân), içimizden (başka kimse kalmamış da) ona mı gönderilmiş” (dediler). (Resûlüm!) Doğrusu onlar, (aslında) benim zikrimden şüphe içindedirler. Hayır! Onlar henüz azabımı tatmadılar.
9
Yoksa her işinde mutlak galip olan, karşılıksız lütuf ve ihsanlarda bulunan Rabbinin, rahmet hazineleri onların yanında mıdır (ki, dilediği kişileri peygamber yapma yetkisini kendilerinde görüyorlar?)
10
*Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onlara mı aittir? Öyle ise sebeplere yapışarak (göklere) yükselsinler. (Zira bir şeyi yaratan, yarattığı şeyde her türlü tasarruf sahibidir. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü, onları yoktan var eden, zaman ve mekândan münezzeh olan Allah’a aittir.)
11
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve pek yakında bozguna uğrayacak, derme çatma bir ordudur.
12
12-13. (Nitekim) onlardan önce, Nûh kavmi, Âd (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte bunlar böyle kavimlerdi.
13
12-13. (Nitekim) onlardan önce, Nûh kavmi, Âd (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte bunlar böyle kavimlerdi.
14
(Bu toplulukların) hepsi peygamberlerini yalanladılar da azabıma müstahak oldular.
15
Bunlar da (müşrikler de) ancak bir an gecikmesi olmayan ve korkunç bir sayhâ (dan ibaret olan İsrâfil’in Sûr’a ilk üfürüşünü) bekliyorlar.
16
(O müşrikler alay ederek) dediler ki: “Rabbimiz, hesap gününden önce, bize (vadettiğin azaptan) payımızı ver.”
17
(Habibim!) Onların söylediklerine karşı sabret ve bizim kuvvet sahibi, kulumuz Dâvûd’u hatırla. Şüphesiz o, (tam bir teslimiyetle, tesbih ve zikir ederek) rızamıza yönelen ve daima rahmetimize sığınan bir kimse idi.
18
Biz, onunla birlikte (tesbih etmeleri için) dağları ona boyun eğdirmiştik de akşam sabah onunla birlikte (bizi yücelterek) tesbih ederlerdi.
19
Toplu hâlde kuşları da onun emrine vermiştik. Hepsi (zikir ve tesbih için) ona (Dâvûd’a) katılırdı.
20
Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet, (peygamberlik, ilim) ve faslu’l-hitâb (hakkı bâtıldan ayırarak, isabetli karar verme yeteneği ve muhatabın anlayabileceği seviyede, açık konuşma özelliği) vermiştik.
21
21-22. (Resûlüm!) Sana davacıların haberi ulaştı mı? (Hani, onlar mabedin) duvarına tırmanarak (Dâvûd’un ibadet ettiği) mihraba girmişlerdi de Dâvûd, onlardan, (kapıdan değil de duvardan atlayarak, kendisinden müsaade istemeksizin, yanına giren bu iki kişiden) dolayı telaşa kapılmıştı. (Onlar,) “Korkma! (Endişelenme!) Biz birbiriyle davalı iki kişiyiz ve birimiz (in) diğerine haksızlık etti (ğini düşünüyoruz. Huzuruna da muhakeme olmak için geldik). Şimdi sen, adalet üzere aramızda hak ile hükmet ve bize doğru (bir çözüm) yolu göster!” dediler.
22
21-22. (Resûlüm!) Sana davacıların haberi ulaştı mı? (Hani, onlar mabedin) duvarına tırmanarak (Dâvûd’un ibadet ettiği) mihraba girmişlerdi de Dâvûd, onlardan, (kapıdan değil de duvardan atlayarak, kendisinden müsaade istemeksizin, yanına giren bu iki kişiden) dolayı telaşa kapılmıştı. (Onlar,) “Korkma! (Endişelenme!) Biz birbiriyle davalı iki kişiyiz ve birimiz (in) diğerine haksızlık etti (ğini düşünüyoruz. Huzuruna da muhakeme olmak için geldik). Şimdi sen, adalet üzere aramızda hak ile hükmet ve bize doğru (bir çözüm) yolu göster!” dediler.
23
(Ve içlerinden biri, yanındaki kişiyi göstererek,) “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Fakat (kardeşim), onu da bana ver, dedi, (söylediği sözler ile) tartışmada bana üstün geldi” (demişti de diğer kişi, hakkındaki iddiâlar karşısında susmuştu.)
24
Dâvûd (o tek koyun sahibine) dedi ki: “(Eğer durum senin anlattığın gibiyse, kardeşim dediğin bu kişi,) senin (tek) koyununu, kendi koyunları arasına katmak istemekle, sana gerçekten haksızlık etmiştir. Hakikat şu ki, ortakların çoğu birbirine karşı haksızlık ederler, ancak îmân edip sâlih amel işleyenler hariç. Onlar da pek azdır. Dâvûd, bizim kendisini imtihân ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve (her zaman yaptığı gibi tam bir teslimiyetle, tesbih ve zikir ederek) rızamıza yöneldi.
25
Biz de ona mağfiretimizi lütfettik, Şüphesiz onun, nezdimizde değerli bir makamı ve onun için güzel bir dönüş yeri (olan cennet) vardır.
26
Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver, (hüküm verirken) nefisten gelen isteklere uyma! Yoksa seni Allah yolundan uzaklaştırır. Allah yolundan sapanlar için hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.
27
Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (türden düşünceler) inkâr edenlerin zannıdır. (İçine atılacakları) ateşten dolayı inkâr edenlerin vay hâline!
28
Biz îmân edip, sâlih ameller işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk edenlerle bir tutar mıyız? Yahut (Allah’tan korkarak) kötülükten sakınanları, (hak) yoldan çıkanlarla bir tutar mıyız?
29
(Bu Kur’ân,) âyetlerini (gereğince) düşünsünler ve akl-ı selîm sahipleri öğüt alsınlar diye sana vahyettiğimiz mübarek bir Kitap’tır.
30
Dâvûd’a Süleymân’ı bahşettik. O (Süleymân) ne güzel bir kuldu! Şüphesiz o (tam bir teslimiyetle) rızamıza yönelen ve daima rahmetimize sığınan bir kimse idi.
Sonraki 30 ayet →