2
Hikmetlerle dolu olan Kur’ân’a kasem olsun ki,
3
(Resûlüm!) Şüphesiz ki sen (hakkı tebliğ etmek üzere, tarafımızdan görevlendirilen) peygamberlerdensin.
4
(Bütün peygamberlerimiz gibi, sen de) dosdoğru bir yol (olan, İslâm dini) üzeresin.
5
5-6. (Bu Kur’ân,) ataları (fetret dönemi içerisinde) uyarılmamış, (bir peygamberin tebliğine muhatap olmamış) bu nedenle (hidâyetten/tevhid inancından ve Allah’ın hükümlerinden yana) gaflette kalmış bir toplumu uyarman için, her işinde mutlak galip ve çok merhametli olan (Allah) tarafından (sana) vahyedilmiştir.
6
5-6. (Bu Kur’ân,) ataları (fetret dönemi içerisinde) uyarılmamış, (bir peygamberin tebliğine muhatap olmamış) bu nedenle (hidâyetten/tevhid inancından ve Allah’ın hükümlerinden yana) gaflette kalmış bir toplumu uyarman için, her işinde mutlak galip ve çok merhametli olan (Allah) tarafından (sana) vahyedilmiştir.
7
Kasem olsun ki, onların (cinlerin ve insanların) çoğuna, o (azap) söz (ümüz) hak oldu, artık onlar îmân etmezler.
8
Şüphesiz ki biz, onların (hakkı inkârda ısrar edenlerin) boyunlarına, çenelerine kadar dayanan (manevi) halkalar (tasmalar) geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
9
(Hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri ve ısrarla hakkı inkâr etmelerinden dolayı) biz, onların önlerine (manevi) bir set ve arkalarına (da manevi) bir set çektik, böylece onları her taraftan kuşattık. Artık onlar (hakikati) gör (e) mezler.
10
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, îmân etmezler.
11
(Habibim!) Sen ancak zikre (Kur’ân’a) uyan, (azabı) görmediği hâlde, Rablerin (in azametin) den korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte onu hem bir mağfiretle (dünyadaki günahlarının bağışlanmasıyla) hem de iyi mükâfatla (cennetle) müjdele.
12
Şüphesiz (hesap vermeleri için) ölüleri biz diriltiriz. Ayrıca onların (ölümlerinden önce iyi ve kötü) gönderdikleri amelleri ve (öldükten sonra) geriye bıraktıkları (iyi ve kötü) eserleri (karşılıklarını görmeleri için levh-i mahfûza) yazarız. Biz, her şeyi tastamam (eksiksiz olarak, en ince ayrıntısına kadar) apaçık bir kitapta (levh-i mahfûzda) kaydetmişizdir.
13
(Resûlüm) Onlara (müşriklere), şu şehir halkını misal getir, Hani onlara elçiler gelmişti.
14
Biz o (şehirde yaşayan insa) nlara iki elçi göndermiştik fakat onlar ikisini de yalanladılar. (Bunun üzerine,) Biz de (o iki elçiyi) üçüncü bir elçi ile destekledik. (Bu üç elçi, “Ey insanlar!) Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.
15
(Hakkı inkâr edenler) dediler ki: “Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey göndermedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”
16
(Elçiler) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
17
Bize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.”
18
(Onlar, elçilere) dediler ki: “Doğrusu biz, sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık (zira siz, beldemize geldikten sonra yağmur yağmaz oldu). Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır.”
19
(Elçiler) dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz haddi aşan bir topluluksunuz!”
20
O sırada, (elçilerin geldiğini ve kavminin onları inkâr ettiğini haber alan) *bir adam, şehrin öbür ucundan koşarak geldi (ve şöyle) dedi: “Ey kavmim! Elçilere uyun!”
21
“Sizden (vazifelerine karşılık olarak), herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere uyun, onlar hidâyet üzere olan kimselerdir” (Ona: “Sen de onların dinleri üzere misin?” Denilince şöyle devam etti:)
22
Hem bana ne oluyor ki, beni yoktan yaratana niçin kulluk etmeyeyim? Hâlbuki (hepiniz, öldükten sonra hesap vermek üzere) ancak O’ (nun manevi huzuru) na döndürüleceksiniz.
23
(Hiç ben) O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer rahmân (olan Allah), bana bir zarar vermeyi dilerse, onların (ilâh olduklarını iddiâ ettiğiniz putların) şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni (azaptan da) kurtaramazlar.
24
24-25. (Allah’tan başka ilâhlar edinirsem) o takdirde şüphesiz ben apaçık bir sapkınlık içinde olurum, (dedikten sonra elçilere dönerek:) Şüphesiz ben, sizin Rabbinize îmân ettim, (ey kavmim!) beni dinleyin (siz de îmân edin)!”
25
24-25. (Allah’tan başka ilâhlar edinirsem) o takdirde şüphesiz ben apaçık bir sapkınlık içinde olurum, (dedikten sonra elçilere dönerek:) Şüphesiz ben, sizin Rabbinize îmân ettim, (ey kavmim!) beni dinleyin (siz de îmân edin)!”
26
26-27. (Bunca nasihate rağmen, müşrik kavmi onu taşlayarak öldürdüler. Rûhuna hitaben şöyle) buyuruldu: “Haydi, gir cennete!” O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni (m geçmiş günahlarımı) bağışladığını ve beni (cennet ile) ikram edilenlerden kıldığını bilseydi” dedi.
27
26-27. (Bunca nasihate rağmen, müşrik kavmi onu taşlayarak öldürdüler. Rûhuna hitaben şöyle) buyuruldu: “Haydi, gir cennete!” O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni (m geçmiş günahlarımı) bağışladığını ve beni (cennet ile) ikram edilenlerden kıldığını bilseydi” dedi.
28
Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten (meleklerden oluşan) hiçbir ordu göndermedik. Gönderecek de değildik.
29
(Onların helâkine) sadece bir sayhâ (şiddetli/korkunç bir ses/gürültü) yetti ve onlar, anında sönüverdiler. (Alevi giden sönmüş ateşe döndüler.)
30
Yazıklar olsun o kullara ki, her ne zaman kendilerine bir elçi gelse, mutlaka onunla alay ederlerdi.
Sonraki 30 ayet →