Ana SayfaMealler › Emrah Demiryent
ED

Emrah Demiryent

Emrah Demiryent
Emrah Demiryent meali ile okumaya başla
İbrahim 1 / 52
1
ا (Elif) لٓ (Lâm) رٰ (Râ). Bu (Kur’ân), Rablerinin izniyle, (bütün) insanları (küfür) karanlıklar (ın) dan (îmân) nur (un) a, yüce ve övgüye layık olan (Allah’) ın yoluna çıkarman için sana vahyettiğimiz bir Kitap’tır.
E. Demiryent 14:1
2
O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. (Müstahak oldukları o) şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay hâline!
E. Demiryent 14:2
3
Onlar, dünya hayatını âhirete tercih ederler. (İnsanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermeye çalışırlar. İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
E. Demiryent 14:3
4
Biz her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (Allah’ın emir ve yasaklarını kendi dillerinden, anlayacakları bir şekilde) açıklasın. Allah, ısrarla bâtılı tercih eden kimseyi, tercih ettiği sapkınlık üzere bırakır, hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf eden kimseyi de (lütfuyla) doğru yola iletir. O, her işinde mutlak galip olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
E. Demiryent 14:4
5
Ve kasem olsun ki, biz, Mûsâ’yı, âyetlerimizle (kavmine) gönderdik ve ona şöyle buyurduk: “Kavmini, (küfrün) karanlıklar (ın) dan (îmân) nur (un) a çıkar ve onlara, Allah’ın (hakkı inkâr eden geçmiş kavimlerin başına getirdiği felaket) günlerini (ve kendilerine verdiğimiz nimetleri) hatırlat.” Şüphe yok ki, bunda (zorluklar karşısında güzelce) sabreden ve (nimetlere) şükreden herkes için alınacak nice ibretler vardır.
E. Demiryent 14:5
6
Hani, Mûsâ kavmine, “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani, O sizi Firavun ve adamlarından kurtarmıştı. Onlar sizi işkencenin en ağırına uğratıyorlar, oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı (kızlarınızı köle yapmak için) sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbinizden büyük bir imtihân vardır” demişti.
E. Demiryent 14:6
7
Hani, (hatırlayın ki) Rabbiniz size şöyle buyurmuştu: “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetlerimi) artırırım, eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”
E. Demiryent 14:7
8
Ve (Mûsâ) dedi ki: (Ey İsrâiloğulları!) “Siz ve yeryüzünde olanların hepsi, (verilen nimetlere) nankörlük etseniz bile, şüphesiz, (Allah’ın sizin şükür ve ibadetlerinize ihtiyacı yoktur,) Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, hamd edilmeye, övülmeye yegâne layık olandır.
E. Demiryent 14:8
9
(Tafsilâtını) Allah’tan başkasının bilmediği, sizden önceki (kavim) lerden, Nûh, Âd ve Semûd kavimlerine, ayrıca bunlardan sonra gelen toplumlara ait haberler size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri apaçık delillerle gelmişti de onlar (susturmak için) elleriyle (peygamberlerinin) ağızlarını kapatarak, “Biz, sizinle gönderilen şeyi (Allah’tan gayrısına tapmamak dediğiniz tevhid inancını/İslâm dinini) inkâr ediyoruz ve bizi davet ettiğiniz şeyden de derin bir şüphe içindeyiz!” dediler.
E. Demiryent 14:9
10
Peygamberleri (onlara): “Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak için (peygamberleri aracılığı ile) sizi îmân etmeye davet eden ve bir süreye kadar size mühlet veren Allah (’ın tek bir ilâh olması) hakkında mı şüphe ediyorsunuz?” dediler. Onlar da (peygamberlerine) dediler ki: “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından (putlardan) alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize (peygamber olduğunuza dair) apaçık bir delil (mu‘cize) getirin!”
E. Demiryent 14:10
11
(Bunun üzerine) Peygamberleri onlara dediler ki: “(Evet,) biz de (Allah’a kulluk etmek ve fânî olmak gibi hususlarda) sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size (istemiş olduğunuz) bir delil (mu‘cize) getirmemiz mümkün değildir dediler. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.”
E. Demiryent 14:11
12
Allah bize, (hayatımızın her döneminde) dosdoğru yolunu göstermişken, neden O’na güvenip de tevekkül etmeyelim. (Hakkı tebliğ etmemiz sebebi ile) sizin bize yapmış olduğunuz eziyetlere sabredeceğiz. (Ve aynı zamanda, insanları hakka davet ederek, tebliğ vazifemize devam edeceğiz.) Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”
E. Demiryent 14:12
13
O kâfirler, peygamberlerine, “Kesinlikle ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da bizim inancımıza döneceksiniz!” dediler. Bunun üzerine Rableri onlara (peygamberlere) şöyle vahyetti: “Zâlimleri/kâfirleri mutlaka helâk edeceğiz!”
E. Demiryent 14:13
14
Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi, o yere (o helâk edilmiş olanların yurduna) yerleştireceğiz. Bu (vaadim,) makamımdan (hesap vermek üzere, manevi huzuruma günahkâr olarak çıkmaktan) korkan ve (azap) tehdidimden sakınan kimseler içindir.
E. Demiryent 14:14
15
(Peygamberler, düşmanlarına karşı Allah’tan) fetih istediler. (Allah da istediklerini verdi.) Her inatçı zorba (da) hüsrana uğrayarak yok olup gitti.
E. Demiryent 14:15
16
(Bu hüsranın) ardından da (o inatçı zorbaya/kâfire, âhirette) cehennem vardır, kendisine (orada) irinli su içirilecektir.
E. Demiryent 14:16
17
Onu yudumlayacak, fakat bir türlü yutamayacak ve ona her yandan ölüm geldiği halde (ölümün bütün şartları oluştuğu halde) yine de ölmeyecek. Ardından da (her defasında daha da şiddetlenen) çetin bir azap gelecektir.
E. Demiryent 14:17
18
Rablerine nankörlük edenlerin yapmış oldukları amellerinin misali; fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünya hayatında iken, sözde hayır namına) yaptıklarından dolayı (âhirette) hiçbir şey elde edemezler. (Zira onlar Allah’ı ilâh edinmekle birlikte, putlara da ilâhlık vasfı verdiler ve yaptıkları iyi işleri, Allah rızası için yapmadılar.) İşte bu (durum, öldükten sonra telafisi mümkün olmayan) sapkınlığın ta kendisidir.
E. Demiryent 14:18
19
Görmedin mi ki Allah gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratmıştır. Eğer (Allah) dilerse sizi (n varlığınızı) giderir (yok eder, yerinize de yaratılışta bambaşka) yeni bir toplum getirir.
E. Demiryent 14:19
20
Ve bu (nu yapmak) Allah için (hiç de) zor değildir.
E. Demiryent 14:20
21
(Mahşer günü) bütün insanlar (hesap vermek üzere) Allah’ın (manevi) huzuruna çıkacak ve zayıf (görüşlü) olanlar, (dünyada iken hakkı, hakikati araştırmadan, başkalarının peşinden körü körüne gidenler, dünyada iken itaat ettikleri) o büyüklük taslayanlara, “Şüphesiz biz size uymuştuk. Şimdi siz, Allah’ın bize vereceği azabın herhangi bir bölümünü başımızdan savabilecek misiniz?” diyecekler. Onlar (Allah’a iftira ederek) diyecekler ki: “Eğer Allah bizi doğru yola iletseydi, biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir, değişen bir şey olmayacak. Çünkü kaçıp sığınabileceğimiz bir yer yoktur!”
E. Demiryent 14:21
22
(Mahşerde hesaplar görülüp) iş tamamlanınca, şeytan (kendisine uyanlara) diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size hak olanı vadetti, ben de size (bazı) vaatlerde bulunmuştum, ama (ben, o bâtıl vaatlerle) sizi aldatıp yalan söyledim. Zaten benim size karşı hiçbir (yaptırım) gücüm yoktu. Ben, sizi (bâtıla) davet ettim, (öldükten sonra dirilmenin de, cezanın da olmayacağını ve olsa bile, putların size şefaat edeceklerini fısıldadım) siz de hemen benim davetime uydunuz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. (Artık) ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz! (Dünya hayatında iken, sizi putlara ibadete davet ettiğimde, siz bana itaat etmekle esasında beni Allaha ortak yapmıştınız.) Şüphesiz ben, daha önce (dünya hayatında iken) sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı da reddetmiştim.” Şüphesiz zâlimler (kâfirler) için elem dolu bir azap vardır.
E. Demiryent 14:22
23
Îmân edip sâlih ameller işleyenlerse, Rablerinin izniyle, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Onların orada, birbirlerine karşı tahiyyeleri “selâm” (lafzı) dır.
E. Demiryent 14:23
24
Görmedin mi! Allah, nasıl bir misal getirdi: Güzel bir söz (kelime-i tevhîd), kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
E. Demiryent 14:24
25
(O ağaç,) Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah, insanlara böyle misaller verir ki, (düşünüp) öğüt alsınlar.
E. Demiryent 14:25
26
Kötü bir sözün, (hakkı inkârın) misâli de (kökü ile birlikte) gövdesi yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaç gibidir.
E. Demiryent 14:26
27
Allah îmân edenleri, dünya hayatında ve âhirette sabit bir söz (kelime-i şehâdet) üzerinde tutar. Allah, zâlimleri (kâfirleri) ise (hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri ve ısrarla hakkı inkâr ettikleri için cüz’î irâdeleri ile tercih ettikleri) sapıklıkta bırakır, Allah dilediğini yapar.
E. Demiryent 14:27
28
Allah’ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda (hem kendilerini hem de) kavimlerini helâk yurduna (cehenneme) sürükleyenleri görmedin mi?
E. Demiryent 14:28
29
Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü bir duraktır!
E. Demiryent 14:29
30
(Onlar insanları) O’nun yolundan saptırmak için Allah’a ortaklar koştular. (Resûlüm! Israrla hakkı inkâr edip, Allah’a ortaklar koşan o kâfirlere) De ki: “(Şimdilik) keyfinize bakın (bakalım!) Şüphesiz (sonunda) gideceğiniz yer ateştir!”
E. Demiryent 14:30