1
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin, insanları, Allah yolundan, İslâm’a girmekten alıkoyanların, İslâmî hayatı yaşamaya, İslâmî faaliyetlere engel tedbirler alanların amellerini Allah zayi eder.
2
İman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenlerin, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanların, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanların, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlerin, Muhammed’e bölüm bölüm indirilene, Kur’ân’a, Kur’ân’ın Rablerinden gelen gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak bir kitap olduğuna iman edenlerin kusurlarını, Allah siler, bağışlar, emellerini gerçekleştirir, hallerini düzeltir, hayat standartlarını yükseltir.
3
Bu, inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin bâtıla uymaları, inananların da, Rablerinden gelen gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap, Kur’ân’a uymuş olmaları sebebiyledir. İşte böylece Allah, insanların iyiliği, kurtuluşu için kendilerinden misaller vererek doğruları anlatır.
4
Savaşta, inkârda ısrar edenlerle, kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onları zayıf düşürüp mağlup edinceye kadar, boyunlarını vurun. Yakaladığınız esirleri sıkı tedbirler alıp bağlayarak elinizde tutun. Savaş bitince de, onları, ya karşılıksız olarak, ya da fidye karşılığı serbest bırakın. Savaşın doğurduğu sıkıntı ve tahribat böylece hafifler, barış böylece sağlanır. Allah’ın emri budur. Eğer Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, onlara başka türlü de lâyık oldukları cezayı verirdi. Fakat böyle yapması sizi, birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülen yiğitlerin, bilinçli amellerini, Allah asla zayi etmez.
5
Allah çok kısa zamanda, onları doğruya, hayra ve refaha ulaştırma lütfunda bulunacak, emellerini gerçekleştirecek, hallerini düzeltecek, hayat standartlarını yükseltecektir.
6
Onları, kendilerine tanıttığı Cennet’e koyacaktır.
7
Ey iman edenler, eğer siz Allah’a, Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder. Kendinize itimadınızı artırır, ordunuzu güçlendirir, devletinizi ayakta tutar, itibarınızı yüceltir. Sizi kararlı, sabırlı ve azimli hale getirir.
8
İnkârda ısrar edenlerin, küfre saplananların hakkı ise tepetaklak düşüp helâk olmaktır, yıkımdır. Allah, onların amellerini de zayi eder.
9
Bu, onların, Allah’ın indirdiğini, Kurân’ı beğenmemeleri sebebiyledir. Böylece amellerini boşa çıkarmıştır.
10
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin boylarınca, günaha, isyana, küfre batmış milletlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir baksınlar, incelesinler. Allah onların üzerine, helâk edici felâketler yağdırmıştır. Kâfirlere de bunun benzeri gelecektir.
11
Bütün bunlar, Allah’ın, iman edenlerin mevlâsı, emrinde oldukları otorite, koruyucuları olması; kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek ört-bas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin, nankörlerin de, mevlâlarının, koruyucularının olmaması dolayısıyladır.
12
Allah iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenleri, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanları, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanları, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenleri, altından ırmaklar akan Cennetlere koyar. İnkârda ısrar edenler, kâfirler, dünyada zevk ü safa sürüp geçinirler. Hayvanlar gibi yerler, içerler. Onların mekânları ateştir, Cehennem’dir.
13
Seni yurdundan eden şehrin halkından daha güçlü, kuvvetli, nice şehirlerin halklarını yok ettik. Onlara yardım eden de olmadı.
14
Rabbinden gelen apaçık hak bir delile, Kur’ân’a, şeriata dayanarak amel eden kimseler, bilinçli olarak yaptığı kötü amelleri süslenip kendilerine güzel gösterilen, şahsî arzu ve ihtiraslarının peşine düşmüş kimseler gibi mi olur?
15
Allah’a sığınanlara, emirlerine yapışanlara, günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlere va’dedilen cennetin benzeri, içinde tadı, rengi, kokusu bozulmayan temiz su ırmaklarının, tadı değişmeyen süt ırmaklarının, içenler için lezzetine doyum olmayan üzüm suyu ırmaklarının ve süzme bal ırmaklarının bulunduğu cennet misâlidir. Orada, onlar için bütün meyvalardan meyva suyu ırmakları ve Rablerinden bağışlanma da vardır. Bunlar, ateşte ebedî kalan, kaynar su içen, bağırsaklarını paramparça eden kimseler gibi mi olur?
16
Onlardan seni dinlemeye gelenler var. Senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilen, Kur’ân’ı ve sünneti bilen kimselere alay yollu:'O, demin ne anlattı?' diye sorarlar. İşte onlar, Allah’ın kalplerini, kafalarını anlayışsız hale getirdiği kimselerdir. Onlar sadece, şahsî arzu ve ihtiraslarına uyarlar.
17
Allah, doğru, hak yolu, hayrı tercihe istekli olanların, tercih edenlerin, hak yolda, imanda sebat edenlerin, hakkı, hayrı aydınlatıcı bilgilerini, imandaki şevklerini artırır. Onlara takva esaslarını-Kur’ân esaslarını, takva esaslarının hayata geçirilmesiyle ilgili sorumluluğu, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranma, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma ilkelerini, takvaya dayalı düzenlerini gerçekleştirecek kanunları-kuralları tevdi eder.
18
Artık onlar, yalnız cezalandırılacakları ânın, kıyametin kopacağı ânın ansızın kendilerine gelmesine mi bakıyorlar? Kıyameti doğuracak şartlar kesinlikle gerçekleşiyor, alâmetleri kesinkes geliyor. Kıyamet gelip çattıktan, felâketle yüz yüze geldikten sonra, ondan ibret almaları neye yarar?
19
Yâ Muhammed! Hak ilâhın yalnızca Allah olduğunun ilmî delillerle sabit olduğunu bil. Kendi günahlarının, mü’min erkeklerin, mü’min kadınların affı için Allah’tan bağışlanma, koruma kalkanına alınma dile. Allah, sizin cihad için, ticaret için gezip dolaştığınız yeri de, devamlı ikametgâhınızı da, dünyanızı da, âhiretinizi de bilir.
20
İman edenler:'Keşke, cihad ile ilgili bir sûre indirilmiş olsaydı.'derler. Ama hükmü açık ve kesin bir sûre indirilip de, onda savaştan söz edilince, kalpleri kararmış, aklından zoru olan hasta ruhluların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Akıllarına gelenin başlarına gelmesi yakındır, daha çok yaraşır.
21
Allah’ın ve Rasulünün emirlerine, devletin kararlarına itaat etmeleri, imanlarının gereği meşrûiyyet sınırları içinde söz söylemeleri icap eder. Plan kesin karara bağlandığı zaman, Allah’ın, emrine, hükmüne, icraatına sadâkat gösterselerdi elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
22
Olur ki, işbaşına, iktidara gelir, Allahın emrinden uzaklaşır, Kur’ân’ın hükümlerinden yüz çevirirseniz, ülkede bozgunculuk çıkaracak, düzeni bozacak ve çoluk çocuğunuzun, hısım ve akrabalarınızın kıyımına mı sebep olacaksınız?
23
İşte bunlar, Allah’ın lânetlediği, hakka karşı kulaklarını sağır, hakikate karşı gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24
Onlar hâlâ Kur’ân üzerinde gerektiği gibi düşünüp kendilerine neler kazandırabileceğini hesap edemiyecekler mi? Yoksa akıllarında, kalplerinde üstüste kilitler var da, düşünmekten yoksun oldukları için mi Kur’ân’a iman edip uygulamıyorlar?
25
Doğru, hak yol, Allahın kitap ve peygamberle gösterdiği yol, kendilerine açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri, İslâm dışı hayatlarına küfre dönenlere, şeytan, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlar, şeytanî güçler kötülüklerini güzel göstermiş, onları tûl ü emele, olmayacak isteklere sevketmiştir.
26
Bu, onların, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere:'Bazı önemli planları uygulamada, biz sizinle işbirliği yapacağız.'demeleri sebebiyledir. Allah onların gizli konuşmalarını, halkı yanıltan fısıltılar yayarak yaptıkları faaliyetleri biliyor.
27
Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vura vura ruhlarını alarak ölümlerini gerçekleştirirken, durumları nasıl olacak?
28
Bu, onların, Allah’ı gazaba getiren şeylerin ardınca gitmeleri ve onu râzı edecek şeylerden hoşlanmamaları sebebiyledir. Bu yüzden Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.
29
Yoksa Allah’ın, kalpleri kararmış, aklından zoru olan hasta ruhluların kinlerini asla ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
30
Bizim sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olsaydı, onları, münafıkları ve hasta ruhluları sana gösterirdik. Sen onları simalarından tanırsın. Andolsun ki, sen, onları, incitici konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah amellerinizi biliyor.
Sonraki 8 ayet →