1
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’a boyun eğer[*]. Bütün yetki O’ndadır. Yaptığı her şeyi güzel yapmak O’na hastır. Her şeye bir ölçü koyan da O’dur.
[*] Kafirler de zorunlu olarak Allah'ın koyduğu kurallara (tabiat kanunlarına) boyun eğerler, yoksa yaşamaları imkansızlaşır. Onların boyun eğmedikleri,tercihimize bırakılanlardır. Bu gerçekleri (ayetleri) görmezden geldikleri için kafir olurlar.
2
Sizi yaratan O’dur. Sonra kiminiz ayetleri görmezlikten gelir, kâfir olur. Kiminiz de Allah’a güvenir, mümin olur. Yaptığınız her şeyi gören Allah’tır.
3
Gökleri ve yeri gerçek varlıklar olarak yaratmış, size özel şekil ve yetenekler vermiş, şekillerinizi ve yeteneklerinizi güzel yapmıştır[*]. Sonunda dönüş O’nadır.
[*] İnsanı, gerçekten en güzel yeteneklerle yarattık. (Tîn 95/4)
4
O, göklerde ve yerde olanı bilir. Neleri gizlediğinizi ve neleri açığa vurduğunuzu bilir. İçinizde olanı da bilen Allah’tır.
5
Sizden önce ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) haberi size ulaşmadı mı? Onlar ettiklerini buldular. Onların hak ettikleri acıklı bir azaptır.
6
Bunun sebebi şudur: Elçileri açık belgelerle gelmişti. Onlar ise “Bu adamlar mı bizi yola getirecek?” deyip ayetleri görmezlikten gelmiş, yüz çevirmişlerdi. Allah’ın kimseye ihtiyacı olmaz. Varlıklı olan, her yaptığını güzel yapan O’dur.
7
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) öldükten sonra bir daha diriltilmeyeceklerini sanıyorlar. De ki “Hayır! Rabbime yemin ederim ki tekrar diriltileceksiniz ve size yaptığınız her şey bildirilecektir. Bunu yapmak Allah’a göre kolaydır.”
8
Öyleyse Allah’a ve Elçisine yani onunla birlikte indirilen[1] Nur’a [2] inanıp güvenin. Yaptığınız her şeyin iç yüzünü bilen Allah’tır.
[1] Arap edebiyatında iltifat sanatı vardır, anlatımı canlı tutmak ve konunun önemini vurgulamak için sözün akışı beklenmedik bir şekilde değiştirilir. Burada da üçüncü tekil şahıstan birinci çoğul şahsa geçilerek "indirilen" yerine " indirdiğimiz" ifadesi kullanılmıştır. Türkçede bu sanat olmadığından bu gibi ifadeler bir Türk'ü şaşırtır. Âyete, bu sanat yok sayılarak meâl verilmiştir. [2] Allah'a ve Elçisine inanmak ancak Elçi'ye indirilen Kitab'a inanmakla mümkün olabildiği için ikinci cümle, birnici cümlenin atf-ı tefsiri sayılarak meal verilmiştir.
9
Sizi bir araya getirdiği gün, o toplanma günü, beklentilerinizdeki yanlışların ortaya çıktığı gündür. Kim Allah’a inanıp güvenmiş ve iyi işler yapmışsa[*], Allah kabahatlerini örter ve onu ölümsüz olarak sürekli kalacağı, içinden ırmaklar akan bahçelere yerleştirir. Büyük kurtuluş işte budur.
[*] Sevabı günahından fazlaysa.
10
Ayetleri görmezlikten gelen ve ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılanlar cehennem ahalisidir. Onlar oraya, ölmemek üzere gireceklerdir. Ne kötü hale gelmektir o!
11
Allah’ın onayı olmadan hiç bir olay meydana gelmez. Kim Allah’a inanıp güvenirse O, onun kalbini doğruya yöneltir. Her şeyi bilen Allah’tır.
12
Allah’a boyun eğin, Elçisine boyun eğin. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki elçimize, açık açık bildirme dışında bir görev düşmez.
13
O Allah’tır; ondan başka ilah yoktur. İnanıp güvenenler yalnız Allah’a dayansınlar.
14
Ey inanıp güvenenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur; onlara karşı dikkatli olun. Ancakkusurlarını görmez, yeni bir sayfa açar ve durumu düzeltirseniz[*] bilin ki Allah da durumunuzu düzeltir ve ikramda bulunur.
[*] mağfiret
15
Mallarınız ve çocuklarınız sadece sizi imtihan etmek içindir. Büyük ödül Allah katındadır.
16
Siz, var gücünüzle Allah’tan çekinerek korunun. O’nu dinleyin ve O’na boyun eğin. Kendi iyiliğiniz için hayra harcama yapın. İçlerindeki doyumsuzluktan korunanlar umduklarına kavuşacak olanlardır.
17
Allah’a güzel bir ödünç verirseniz O size, kat kat fazlasını verir ve durumunuzu düzeltir. Üzerine düşeni eksiksiz yapan ve yumuşak davranan Allah’tır.
18
Görünmeyeni ve görüneni bilen O’dur. Üstün olan ve doğru kararlar veren de O’dur.