2
Doğru hükümler[*] içeren Kur’an’a yemin olsun ki,
[*] Doğru hüküm, hikmet demektir. Allah Teâlâ Kur'ân ile beraber hikmeti de indirmiştir. Bkz. Nisa 4/113
3
Sen Allah’ın elçilerindensin,
5
Bu, güçlü ve ikramı bol Allah’ın indirdiği kitaptır.
6
Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için indirilmiştir. Çünkü onlar bundan habersizdirler.
7
Onlardan çoğu, bunun gerçek anlamda Allah’ın sözü olduğunu anladıkları halde inanmıyorlar[*].
[*] Tıpkı şu ayette olan durum meydana gelmişti: النمل (27) وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ 14} Burada fa, önceki cümleyi, sonraki cümlenin hali yapar. Bkz. Muhamme İsbir, Bilal Cüneydî, eş-Şamil, Mucem fî ulum'il-luğa'l-arabiyye ve mustalahatiha, Ahkâm'ul-fâ, Beyrut 1985, ikinci baskı. Daha geniş bilgi kitabın sonundadır. (Kn.ile ilg. Bkz. Ennahvü-l vâfi c. 3 s. 575) Kur'ân'ın Allah'ın sözü olduğunu anlayınca ona önce inanırlar ama hayat tarzlarını değiştirmek istemezlerse görmezlikten gelmeye başlar kâfir olurlar. Zaten inanmadan kâfir olunmaz.. Allah Teâlâ şöyle buyurur: O gün nice yüzler ak çıkar, nice yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: "Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz, değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!" (Al-i İmran 3/106)
8
Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da, başlarını eğemiyorlar.
9
Sanki önlerine bir engel, arkalarına da bir engel koyup onları kuşatmışız da göremiyorlar[*].
[*] Bu iki ayette, benzetme yapma yerine doğrudan benzetilecek anlam kümesi kullanılarak Mekkelilerin, Kur'an karşısındaki tavırları canlandırılmıştır. Bu tür anlatıma istiare-i temsiliyye denir. Bu tıpkı, "işini saman altından su yürütür gibi yapıyorsun" yerine "saman altından su yürütüyorsun" demek gibidir. İstiarede benzetme gizlenir ve gerçek anlamı kast etme ihtimali olmaz. Bu iki ayette de gerçek anlamı kast etme ihtimali yoktur. Öyle olsa bu insanlar sorumlu tutulamazlar. Çünkü "Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez" (Bakara 2/286) İstiarede benzetme edatı gizlenir ama bu ayetlerdeki ifadeler mecaz değil, gerçek sanıldığı için onlarda gizlenen "sanki" kelimesini açığa çıkarmamız bir zorunluluk olmuştur.
10
Onları uyarsan da bir, uyarmasan da: inanmıyorlar.
11
Sen ancak içten içe Rahman’dan çekinerek bu zikre[*] uyanı uyarabilirsin. Onlara, bağışlanacaklarını müjdele. Yaptıklarının karşılığının ikramiyeli olarak verileceğini de.
[*] Kur'an'a.
12
Ölüleri diriltecek olan biziz. Yapıp ettiklerini ve eserlerini de yazmaktayız[*]. Yaptığımız her kayıt, açık bir defterdedir.
[*] Nebîmiz şöyle demiştir: "İnsan şu üç eserden birini bırakmadan ölürse defteri kapanır: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve ona dua eden salih evlât " (Müslim, Vasiyyet,14; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 14)
13
Şu şehir halkının, elçiler geldiğinde yaptıklarını bunlara örnek ver.
14
Onlara iki elçi gönderdik; yalanladılar. Sonra elçileri üçüncüsü ile destekledik. Onlar; “biz, size gönderilen elçileriz.” dediler[*].
[*] Rivayete göre bu ayetler, İsa aleyhisselamın Antakya'ya gönderdiği elçilerle ilgilidir (Taberi 22243). İncil'de "Resullerin İşleri" bölümünde verilen bilgilerle bu ayetler arasında uyum vardır.
15
Halk dedi ki; “Siz de tıpkı bizim gibi insansınız. Rahman[*], bir şey indirmiş değildir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
[*] Rahman, iyiliği sonsuz demektir. İnsanlar her şeyi Allah'ın verdiğini kabul ederler ama emir vermesini istemezler.
16
Dediler ki; “Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
17
Görevimiz açık bir tebliğden ibarettir.”
18
Halk dedi ki; “Sizin yüzünüzden biz, paramparça olduk[8]. Eğer vazgeçmezseniz sizi taşa tutar, fena halde canınızı yakarız[*].”
[*] Peygamberimizin tebliğinden sonra Mekkeliler de parçalandığı için onu öldürmeye kalkmışlardı.
19
Elçiler dediler ki, “sizi parçalayan sizde olandır. Doğrular hatırlatıldı diye paramparça oldunuz öyle mi[*]? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz.”
[*] Bir topluma Allah'ın bir elçisi geldiği zaman çözülme ve parçalanma kaçınılmaz olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir." (Bakara 2/213).
20
Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi; “Ey kavmim, uyun bu elçilere!” dedi.
21
Sizden ücret istemeyen bu kişilere uyun. Bunlar doğru yoldadırlar.
22
Ben, beni yaratana niye kulluk etmeyeyim ki! Zaten onun huzuruna çıkarılacaksınız.
23
Allah’tan önce başka ilahlara tutunur muyum ben? Rahman[*] bana bir zarar vermek istese onların şefaati işe yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar.
[*] İyiliği sonsuz olan Allah.
24
Öyle yapsam, açık bir sapıklık içinde olurum.
25
İşte ben Rabbinize inandım; beni dinleyin.”
26
(Onu öldürdüler) “Cennet’e gir[*]” dendi. “Ah, keşke kavmim bilseydi” dedi.
[*] Bu ayet kabrin, bazı kimseler için cennet bahçesi olacağını gösterir. Çünkü Ahiretteki cennete mahşer gününden sonra girilecek ve bu şahsın oraya girdiğini, onu öldürenler de göreceklerdir.
27
Rabbimin beni, ne sebeple affettiğini ve ikram görenlere kattığını bir bilselerdi!”
28
Onun arkasından kavmine gökten ordu indirmedik; zaten indirmeyiz.
29
Sadece yüksek bir ses olur; bakarsınız ki sönüveriyorlar.
30
Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeye görsün, hemen hafife alırlar.
Sonraki 30 ayet →