1
Ey Nebi! Allah'tan çekin de görmezlikten gelenlere[1] ve iki yüzlülere[2] uyma, Allah bilir, doğru karar verir.
[1] Kafirler,kendilerini doğrulara kapatanlar. [2] Münafıklar, içi kafir dışı mümin olanlar
2
Sana Rabbinden vahyolunana uy; Allah, yaptığınız her şeyin içyüzünü bilir.
3
Sen Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter.
4
Allah bir adamın içine iki kalp koymamış, zihar[*] yaptığınız eşlerinizi anneleriniz yapmamış, evlatlıklarınızı da sizin evladınız saymamıştır. Bunlar dillerinize doladığınız sözlerdir. Allah gerçeği söyler ve doğru yolu gösterir.
[*] "Eşim anam olsun" deyip eşi ile onu boşamadan ayrılmak, karı koca ilişkisine son vererek eşini cezalandırmaya kalkmak
5
Evlatlıklarınızı babalarının adıyla çağırın, Allah katında doğru olan budur. Babalarını bilmiyorsanız onlar din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yürekten kasıtlı olarak yapmadıktan sonra hata ile söylediğiniz sözlerden dolayı size bir günah yoktur. Allah, bağışlar ve ikram eder.
6
Bu Nebi, müminler için kendi canlarından önce gelir; eşleri de onların anneleridir. Allahın kitabında akrabalar birbirlerine, mü'minlerden ve muhacirlerden[1] daha yakındırlar. (Allah'ın Kitabında[2] (mirasta) öncelik,birbirine akraba olmaktan dolayıdır; mümin veya muhacir olmaktan dolayı değildir.) Dostlarınıza bir iyilik yapmanız bunun dışındadır. Bu da zaten bu Kitapta yazılıdır.[3]"
[1] Bkz. Nisa 4/11. âyet. [3] Bkz. Nisa 4/8. ayet. Bu ayete genellikle şöyle anlam verilir: "... Soy hısımları miras hususunda, Allah'ın Kitap'ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap'ta yazılı bulunmaktadır." Bize göre bu anlam yanlıştır. Çünkü Nisa 4/11,Nisa 4/12 ve Nisa 4/176. ayette soy hısımlarının öncelik sırası hükme bağlanmış, Nisa 4/9. ayette de miras paylaşılırken hazır bulunan yakınlar, yetimler ve çaresizlere de bir şeyler verilmesi emredilmiştir. Bunlar dışında bu ayetle ilgili olabilecek bir ayet yoktur. Bu sebeple meali farklı verme gereği duyduk. Vasiyet konusunda da Bakara 2/180. ayetin dipnotuna bakılabilir.
7
Unutma ki, bütün nebilerden söz aldık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan... Her bir nebiden sağlam söz aldık.
8
Bunu, sözlerini tutanların dürüstlüklerini (sadıkların sadakatlerini) sorgulamak için yaptık. Kâfirlere de (verdiği sözü görmezden gelenlere) acıklı bir azaphazırladık[*]
[*] Arap edebiyatında iltifat sanatı vardır. Anlatımı canlı tutmak ve konunun önemini vurgulamak için sözün akışı beklenmedik bir şekilde değiştirilerek üçüncü şahıstan birinci şahsa, ikinci şahıstan birinci veya üçüncü şahsa, birinci şahıstan ikinci veya üçüncü şahsa geçilir. Geçmiş zamandan şimdiki veya gelecek zamana; gelecek zamandan geçmiş zamana ya da geçmiş zamandan emir kipine geçiş yapılabilir. Türkçede bu sanat olmadığından bu gibi ifadeler bir Türk'ü şaşırtır. Bu sebeple burada bu sanat dikkate alınmamıştır. Önceki âyetin devamı olan bu âyette birinci şahıstan üçüncü şahsa geçildiğinden meal, bu geçiş yok sayılarak verilmiştir.
9
Müminler, Allah'ın size olan nimetini düşünün; hani üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, sizin ne yaptığnızı görüyordu.
10
Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi. Gözler yuvalarından fırlamış, yürekler ağızlara gelmişti; Allah hakkında da farklı düşüncelere dalmıştınız.
11
İşte orada, inananlar denenmiş ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.
12
İkiyüzlüler ile kalplerinde hastalık olanlar ise şöyle diyorlardı: "Allah ve Elçisinin verdiği söz, bizi aldatmaktan başka bir işe yaramadı.”
13
İçlerinden bir takımı da şöyle diyordu: "Ey Yesripliler[*]! Tutunacağınız bir yer kalmadı, geri dönün!" Bir bölük de "Evlerimiz korumasız!" diyerek Nebi’den izin istiyorlardı. Oysa evleri korumasız değildi. Tek istekleri savaştan kaçmaktı.
[*] Yesrip Medine'nin eski adıdır.
14
Yesrip çevresinden yanlarına kadar sızılsa da fitne çıkarmaları istense fazla gecikmez, kesin fitne çıkarırlardı.
15
Halbuki, daha önce sırtlarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah'a kesin söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz sorguya çekilmeyi gerektirir.
16
De ki: "Ölümden yahut öldürülmekten kaçmanızın size faydası olmaz. Kaçsanız bile elinize çok az şey geçer."
17
De ki: "Allah size bir kötülük istese veya ikramda bulunsa, Allah’a karşı kim önünüzde durabilir? Onlar, Allah ile aralarına girecek dost da bulamazlar, yardımcı da."
18
Allah, içinizden size engel çıkaranlar[1] ile dostlarına dönüp “bize katılın” diyenleri[2] gayet iyi biliyor. Bunlar çatışmaya pek az girerler.
[*] Yahudiler
19
Sizi kıskandıkları için böyle yaparlar. Korku ortamı oluşunca, ölüm baygınlığına girmiş gibi gözleri bir tarafa kaymış olarak sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince de elinize geçeni kıskandıkları için sivri dilleriyle sizi incitirler. Onlar inanmamış kimselerdir. Allah, ondan dolayı işlerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah’a kolaydır.
20
Düşman birliklerinin henüz çekilmediklerini sanıyorlar. Bu birlikler dönüp gelecek olsa bunlar (bu münafıklar) çöllerde bedevilerin arasında olup, uzaktan haberlerinizi sormayı tercih ederler. Zaten aranızda olsalar pek azı dışında hiç biri savaşa girmez.
21
Sizin için, Allah'tan ve ahiret gününden umudu olanlar ve Allah'ı çokça zikredenler[*] (Allah’ın kitabını anlayarak çokça okuyanlar) için Allah’ın Elçisi’nde güzel örnek vardır.
[*] Bir şeyi bağlantıları ile birlikte düşünerek öğrenmeye marifet, o marifeti koruyup kullanıma hazır tutmaya veya dil ile söylemeye de zikir denir. (Müfredat عرف ve ذكر md.). Zikrin ilk kaynağı doğadır. İnsan, doğada yaptığı gözlemlerle elde ettiği bilgi parçaları arasında bağlantılar kurar ve zikre ulaşır. Doğa, Allah'ın yarattığı kitap, Kur'ân da indirdiği kitaptır. İndirilen Kitab'ın tamamı zikirden yani doğru bilgilerden oluşur. Bu sebeple Allah, Kur'an'a "zikir" adını vermiş ve şöyle demiştir: "Sana da bu zikri indirdik ki kendilerine ne indirildiğini insanlara bildiresin; belki düşünürler." (Nahl 16/44) Zikir; kişiyi meşgul eden soruları cevapladığı için Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Bilin ki, kalpler ancak Allah'ın zikri ile yatışır." (Ra'd 13/28) Doğrular yerine kendi menfaatlerini öne alanların en çok rahatsız olduğu kitap Kur'an'dır. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Sen sadece bu zikre uyanları uyarabilirsin" (Yasin 36/11) Ona uymak için bizden ne istediğini bilmek gerekir. Anlamını kavramadan gece gündüz Kur'an okumakla ona uyulamayacağı için o okuyuş "zikir" olmaz. Muhammed aleyhisselam, Allah'ın Resulü sıfatıyla bize Kitab'ı ve Hikmet'i öğretmiştir (Bakara 2/151). Bu âyet de onun her konuda bize örnek olduğunu bildirmektedir. Onu örnek alanlar, âyetleri nasıl uyguladığını ve Kur'an'dan nasıl hikmet çıkardığını anlamaya çalışlardır. Bunlar da ancak Allah'tan ve ahiret gününden umudu olan, Allah'ı, Allah'ın kitabını anlayarak çokça okuyan kişiler olabilir.
22
Müminler düşman birliklerini görünce: "İşte bu, Allah’ın ve Elçisinin bize verdiği sözdür; Allah ve Elçisi doğru söylemiş" dediler. Bu onların, sadece imanını ve teslimiyetlerini artırdı.
23
Müminlerden Allah'a karşı yüklendikleri görevi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, o uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Bunlar hiç bir şekilde sözlerinden caymamışlardır.
24
Bu Allah’ın, doğruları doğrulukları sebebiyle ödüllendirmesi ve kanununa göre ikiyüzlüleri cezalandırması veya tevbelerini kabul etmesi içindir. Allah’ın bağışlaması çok, ikramı boldur.
25
Allah, gerçekleri görmezlikten gelen düşman kuvvetlerini, ellerine bir şey geçiremeden, kin ve nefretleri icerisinde geri çevirdi, çatışma sırasında da Allah’ın yardımı müminlere yetti. Allah güçlüdür, işini başarır.
26
Allah, kitap ehlinden, düşmana arka çıkanları da kalplerine korku salarak kalelerinden indirdi, onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.
27
Onların yerini, yurdunu ve mallarını size verdi, henüz ayak basmadığınız yerlere de sizi varis kıldı. Allah her şeye bir ölçü koyar.
28
Ey Nebi, eşlerine de ki, "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız gelin size mal vereyim ve sizi güzellikle ayırayım."
29
Ama eğer Allah'ı, Elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah sizden iyi davrananlara büyük bir karşılık hazırlamıştır.
30
Ey Nebi’nin hanımları! Sizden kim ispatlanabilir bir fuhuşla gelirse o suçun cezası iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır[*].
[*] Nebinin eşine cezayı iki kat vermekte bir sakınca görmez.
Sonraki 30 ayet →