1
İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı. Oysa onlar gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
2
Onlara Rablerinden[1] yeni bir bilgi gelmeye görsün, hemen onu eğlenerek dinlerler.
[*] Sahiplerinden
3
Eğlenmeyi içten içe yaparlar. Yanlışa dalan bu kimseler aralarında gizlice fısıldaşarak derler ki “Bu da sizin gibi bir insandan başka nedir ki? Göz göre göre sihire mi[*] geliyorsunuz?”
[*] Sihir kelimesinin geçtiği bu ayet, Kuran'da bu kelimenin hangi anlamda kullanıldığına delildir. Kur'an'da geçen pek çok ayette gelen her elçiye anlaşmış gibi aynı cevabı veren kafirlerin ağzından benzer ifadeler nakledilmiştir. Bu ayette nakledilen benzer ifade de "göz göre göre sihire mi geliyorsunuz?" dendiğine göre bu kafirler, sihirin 'uydurma' olduğunu biliyor olmalıdırlar. Aksi takdirde "Göz göre göre" demezlerdi. Bu manayı verdiğimiz kısım "tubsireten(وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ) " dir. "Basiretli bir şekilde" anlamına gelir. Basiret sadece gözün görmesinden kaynaklanmaz. Nitekim kör bir insan, gören bir insandan çok daha basiretli olabilir. Basiret akıl gözüyle görme, vizyon sahibi olma, arka planını görebilme anlamlarına gelir. Sihir, göz aldatma oyunudur. Her sihrin mutlaka teknik ve bilimsel bir açıklaması vardır. Kafirlerden nakledilen bu ifade nedeniyle meal çalışmasının tamamında "es sihrâ(السِّحْرَ)" geçen ayetlerde "uydurma" manası tercih edilmiştir. Diğer delil Araf 5/116 ve Araf 5/117'de yaptıkları sihir için "mâ ye'fikûne(مَا يَأْفِكُونَ)" "uydurduklarını" buyrulmasıdır.
4
(Elçi) Der ki “Rabbim[*] göklerde ve yerde söylenen her sözü bilir. Dinleyen ve bilen O’dur.”
[*] Sahibim
5
Aslında onlar şöyle derler: “Bunlar karma karışık hayallerdir. Hayır, bu adam Allah’a iftira ediyor. Belki de şairdir. Eğer elçi ise bize bir belge (mucize) getirsin[*]; öncekilere gönderilen belgelerden olsun.”
[*] Ankebut 29/50-51
6
Onlardan önce etkisizleştirdiğimiz kentlerden hiçbiri inanmamıştı; bunlar mı inanacaklar[*]?
[*] İsra 17/59
7
Senden önce gönderdiğimiz elçiler sadece vahyettiğimiz erkeklerdi. Bilmiyorsanız o Zikri bilenlere[*] sorun.
[*] Ayetin metninde geçen Zikir, Allah'ın indirdiği kitap, ehl-i zikir de o kitapta uzmanlaşmış kişi demektir.
8
Onları yemek yemeyen bedenler yapmadık; ölümsüz de değillerdi.
9
Sonunda onlara verdiğimiz sözü tuttuk; onları ve kurtulmasını tercih ettiklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri de etkisizleştirdik.
10
Size de bir Kitap indirdik; ihtiyaç duyduğunuz bilgiler ondadır. Aklınızı kullanmaz mısınız?
11
Yanlışlar içinde olan nice kentleri kırıp geçirdik de yerlerine başka topluluklar oluşturduk.
12
Baskınımızı anlayınca hemen oradan kaçarlardı.
13
“Kaçmayın! Şımartıldığınız şeylere ve evlerinize dönün; belki size bir şey sorulur[*].”
[*] "Eski makamlarınızda soru sorulan, bilgi ve görgüsüne danışılan biri idiniz. Bu da sizi şımartmıştı." anlamına gelmektedir.
14
“Eyvah, çekeceğimiz var. Çünkü yanlış yaptık” dediler.
15
Onları biçilmiş ot gibi, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar yakınmaları kesilmedi.
16
Hâlbuki gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri boşuna[*] yaratmadık.
[*] Boşuna diye anlam verdiğimiz kelime لَاعِبِينَ/lâibîn'dir. Kökü olan لَعِباً ولَعْب/la'b ve laib, doğru bir hedefi olmadan yapılan iştir. (Müfredat)
17
Kendimize eğlence arasaydık onu kendi katımızda oluştururduk. Yapsak böyle yapardık.
18
Yok, bu gerçeği (hakkı) o uydurmanın (batılın) tepesine indiririz de onun beynini dağıtır; o da beklenmedik bir şekilde yıkılıp gider. Yaptığınız nitelemelerden dolayı çekeceğiniz var!
19
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O’nundur. O’nun katındakiler O’na kulluğu büyütmezler. Kulluktan usanmazlar da.
20
Gece gündüz, aralıksız O’na ibadet ederler.
21
“Yoksa yerden ilahlar edindiler de ölüleri onlar mı diriltecek?”
22
Göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Bütün yönetimin (arşın) Sahibi[*] olan Allah, onların nitelemelerinden uzaktır.
[*] Rabbi
23
Allah’a ne yaptığı sorulamaz, ama onlara sorulacaktır.
24
Yine de Allah’tan önce bir takım ilahlara mı tutundular? De ki “Delilinizi getirin. Benimle birlikte olanların Kitabı budur. Bu, benden öncekilerin de kitabıdır.” Onların çoğu, bu gerçeği bilmez de onun için yüz çevirirler.
25
Senden önce gönderdiğimiz her elçiye mutlaka şunu bildirmişizdir: “Benden başka ilah yoktur, kulluğu bana yapın.”
26
“Rahman evlat edindi” dediler. Allah’ın onunla ilgisi olmaz. Evlat dedikleri kişiler ikram görmüş kullardır.
27
İlk sözü onlar[*] söyleyemezler. Onlar, Allah’ın emriyle iş yaparlar.
[*] Allah'ın oğlu veya kızı olduğu iddia edilen o kullar.
28
Yaptıklarını da geriye bıraktıklarını da O bilir. O’nun razı olduğu kişiden başkası lehine destek veremezler[*]. Onlar Allah korkusundan titrerler.
[*] Dua edemezler.
29
Onlardan kim: “Allah ile sizin aranızda ilah benim” derse onu Cehennem’le cezalandırırız. Yanlış yapanları işte böyle cezalandırırız.
30
Kafirlerin görmeleri gerekmez mi gökler ve yer bütün halinde iken patlattık[*] ve her canlı şeyi sudan yarattık; hâlâ inanmayacaklar mı?
[*] ( فَفَتَقْنَٰهُمَا : patlattık ) diye meval vermemizin sebebi, bundan sonra göğün duman haline geldiğinin bildirilmesidir. "Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi,.." (Fussilet 41/11)
Sonraki 30 ayet →