Ana SayfaMealler › Süleymaniye Vakfı
SV

Süleymaniye Vakfı

Süleymaniye Vakfı meali ile okumaya başla
Bakara 1 / 286
1
ELİF! LÂM! MÎM![*] [*] Bu harflere "huruf-i mukattaa" yani tek tek okunan harfler denir. Birlikte okunsa "Elif, Lâm, Mîm" yerine "elem" şeklinde okunurlar. Bu gibi harfler bazı surelerin başında bulunur. Nebî'mize bu konuda bir soru sorulmamış olması, anlamının bilindiğini gösterir. Bilinmeseydi müşrikler bunu dillerine dolarlardı. Anlamları ile ilgili sahih bir rivayetin olmaması da gösteriyor ki asıl neden, bu harflerin arkasından okunacak âyetlere dikkat çekmektir.
S. Vakfı 2:1
2
İşte o Kitap[*] budur; içinde şüpheye yer yoktur. Müttakîler için rehberdir. [*] Âdem aleyhisselamdan beri her nebîye verilen Kitap budur (En'âm 6/83-90) . Ufak tefek farklılıklar dışında önceki kitapların aynısıdır. (Bakara 2/106) ve Arapça Kur'ân haline getirilmiştir. Aslı, Allah katındaki Ana Kitap'tadır. (Zuhruf 43/3-4) [2] Müttakî, kendi doğal yapısını koruyan kişidir. Müttekinin zıddı tağut yani sınırları aşan kişidir.
S. Vakfı 2:2
3
Allah’a içten[1] inanan,[2] namazı düzgün ve sürekli kılan [3] ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayanlar, [*] "İçten" diye anlam verdiğimiz kelime (الغيب) El-ğayb'dır. Ondaki el (ال) takısı, muzafun ileyhten ıvazdır; بغيبهم /biğaybihim = gayblarıyla demektir. Kişinin içindeki, başkası için gayb olduğundan ayete "içten inanırlar" meali verilmiştir. [2] İnanma, güvenmedir. Allah'ı herkes bilir, ama O'na herkes yeterince güvenip teslim olmaz. İnsanı kâfir yapan budur. Bu yüzden iman yerine bazen "inanma", bazen "güvenme", bazen de "inanıp güvenme" kelimeleri kullanılacaktır. [3] Âyetin metninde geçen es-salât = الصلاة'ın kök anlamı, bir şeyi bırakmamak ve sürekli arkasında olmaktır. (Lisan'ul-Arab) Her müminin sürekli yapması gereken ve hiç bir şart altında terk edemeyeceği tek ibadet, namaz olduğu için Kur'an'da ona salat denmiştir. Allah Teala şu ayetlerde, namazın bu özelliğine dikkatimizi çeker: "Namazları ve orta namazı özenle sürekli kılın; Allah'ın huzurunda saygıyla durun. Eğer korkarsanız, yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Güvene kavuşunca, bilmediklerinizi öğreten Allah'ı, size öğrettiği gibi zikredin. (Namazı, Allah'ın âyetlerini kafanıza yerleştirmek için sürekli kılın) (Bakara 2/238-239). (Umduklarına kavuşacak olan müminler) namazlarını özenle sürekli kılanlardır. (Müminûn 23/9) Onlar namazlarını özenle sürekli kılanlardır. (Mearic 70/34)
S. Vakfı 2:3
4
Sana indirilene de senden önce indirilenlere [*] de inanıp güvenenler ve ahiret konusunda kesin bir kanaate varanlar, [*] Kur'ân, önceki kitapları onaylar ve ana metinlerini korur. Bu sebeple onların ana metinlerine inanmak gerekir.
S. Vakfı 2:4
5
Sahiplerinin (Rablerinin) [*] doğru yolunda olanlar onlardır. Umduklarını bulacak olanlar da onlardır. [*] Rab kelimesinin en uygun karşılığı "sahip"tir. Evin sahibine rabb'ud- dâr (Müfredât), sermaye sahibine de rabb'ül-mal denir. Yusuf aleyhisselam, kralın gönderdiği köleye şöyle demişti: "Rabbine dön de sor bakalım, ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Benim Rabbim onların oyunlannı bilir. " (Yusuf 12/50) Bu âyette rab kelimesinin hem Allah hem de kölenin sahibi olan kral için kullanılması tercihimizin doğru olduğunu gösterir.
S. Vakfı 2:5
6
Kâfirleri (âyetleri görmezlikten gelenleri) [*] uyarsan da uyarmasan da fark etmez; onlar inanıp güvenmezler. [*] Küfür, örtme; kâfir, örten demektir (Müfredât). Kur'ân'ın Allah'ın kitabı olduğunu anlayan bir kişi, ondaki âyetlerden birini bile görmek veya duymak istemeyince onun üstünü örtmüş ve kâfir olmuş olur.
S. Vakfı 2:6
7
Sanki kalplerini ve kulaklarını Allah mühürlemiş, gözleri de perdelidir [*]. Onların hak ettiği büyük bir azaptır. [*] Âyette kâfirlerin önyargıları, istiare-i temsiliyye (alegori) denen mecazi anlatımla canlandırmıştır, istiarede benzetme edatı gizlenir ama bu mecaz, gerçek sanıldığı için burada benzetme, tarafımızdan "sanki" sözüyle açığa çıkarılmıştır.
S. Vakfı 2:7
8
Kimi insanlar da ‘Allah’a ve ahiret gününe inanırız.” derler ama inanıp güvenmezler.
S. Vakfı 2:8
9
Allah’a ve müminlere karşı oyun kurarlar,[*] fakat farkında olmadan oyunu kendilerine karşı kurarlar. [*] Âyette geçen hıda' (الخداع); planlı bir şekilde yanıltma ve aldatma demektir (Müfredat).
S. Vakfı 2:9
10
Bunların kalplerinde hastalık vardır; Allah bir hastalık daha vermiştir. Yalan söylemelerine karşılık hak ettikleri acıklı bir azaptır. [*] [*] Allah'a tam güvenememe hastalığına ekledikleri yalancılık hastalığı ikinci bir azaba sebep olur.
S. Vakfı 2:10
11
Onlara: “Tabii düzeni bozmayın!” [*] denince, “Biz sadece düzeni sağlayan kimseleriz.” derler. [*] Her varlık Allah'ın âyetidir. Şu âyette yer alan din tanımı, yaratılan âyetlere göredir: "Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah'ın fıtratına çevir. 0, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler. " (Rum 30/30). Fıtrat, tabiatta geçerli kanun ve kurallar bütünüdür.
S. Vakfı 2:11
12
Dikkat edin, düzeni bozanlar onlardır ama farkında olmazlar.
S. Vakfı 2:12
13
Onlara: ‘Allah’a, diğer insanların güvendiği gibi güvenin.” denince: “O akılsızların güvendiği gibi mi güveneceğiz?” derler. Dikkat edin, asıl akılsızlar onlardır ama bilmezler.
S. Vakfı 2:13
14
Allah’a inanıp güvenenlerle yüz yüze gelince, “Biz O’na inanıp güveniriz.” derler. Şeytanlarıyla [*] baş başa kalınca, “inanın biz sizin yanınızdayız, onlara sadece göz yumuyoruz!” derler. [*] Şeytan, doğru yoldan uzaklaşan insan ve cinlere denir. (Bkz. En'âm 6/112)
S. Vakfı 2:14
15
Taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara fırsat vererek göz yuman Allah’tır. [*] [*] Bu iki âyette geçen istihza yani alay tarzını en iyi ifade eden söz, bize göre "idare etme ve göz yumma"dır.
S. Vakfı 2:15
16
Onlar, doğruyu(hidayeti) verip yanlışı(dalaleti) alanlardır. Doğru yolda olmadan,[*] yaptıkları ticaret kazanç getirmez. [*] Hidayet; doğru yola girme, rehberlik etme ve o yola kabul etme anlamlarına gelir. Dalalet ise kasıtlı veya kasıtsız yoldan çıkma, hedeften sapma, kaybolma, bir şeyi kaybetme vs. anlamlarına gelir.
S. Vakfı 2:16
17
Tıpkı bir meşale yakmak isteyen kişiye benzerler. Meşale çevresini aydınlatınca sanki Allah, gözlerini kör etmiş ve onlan karanlıklar içinde bırakmış da bir şey göremez hale gelmişlerdir. [*] [*] Âyette münafıkların durumları, istiare-i temsiliyye (alegori) denen mecazi anlatımla canlandırılmıştır.
S. Vakfı 2:17
18
Sağır, dilsiz ve kör kesilirler; artık geri dönmezler[*]. [*] Münafık, başlangıçta Müslümanca yaşamak ister. Dünyayı ikinci sıraya atamayınca da kendine engel gördüğü ayetlere karşı kör, sağır ve dilsiz kesilir.
S. Vakfı 2:18
19
Karanlıkların her yanı kapladığı, göğün gürlediği ve şimşeklerin çaktığı bir yerde, bardaktan boşanırcasına yağmura tutulmuş bir kimseye de benzerler; şiddetli gürültüden ölecekleri korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. O kâfirleri [1] çevreleyen her şeyi bilen [2] Allah’tır [1] Âyetleri görmezlikten gelenleri. [2] Allah, yaptığı şeyin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu kişinin içine ilham eder (Şems 91/8)
S. Vakfı 2:19
20
O şimşek (Kur'ân nuru), gözlerini söküp çıkaracak gibi olur. Ne zaman önlerini aydınlatsa yürürler, gözlerini kamaştırınca da kalakalırlar [1]. Allah cezalandırmayı tercih etseydi [2] onları tümüyle kör ve sağır ederdi [3]. Ama her şeye bir ölçü koyan Allah'tır [4]. [*] Ayetteki kadir = قدير kelimesi, "ölçü koyan" anlamındadır ama gelenekte "gücü yeter" anlamı verilir, ölçüyü en büyük güce sahip olan koyar, ama âyete "gücü yeter" anlamı verilince kelimenin ölçü ile ilişkisi kesilmiş olur.
S. Vakfı 2:20
21
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Sahibinize (Rabbinize) kul olun ki kendinizi koruyasınız.
S. Vakfı 2:21
22
Yeryüzünü sizin için dayalı döşeli hale getiren, göğü de bir bina gibi yapılandıran O'dur. Gökten su indirir de onunla oluşan ürünlerden size yiyecek çıkarır. Öyleyse bile bile, Allah’a benzer nitelikte varlıklar uydurmayın[*] [*] Ayetteki endad (tekili nid), özde Allah'a benzeyen varlık demektir. Bunu akıl kabul etmeyeceği için iddia sahipleri, hedeflerinin Allah'a ulaşmak olduğunu, endad'ın buna aracılık yaptığını söyleyerek kendilerini aldatırlar.
S. Vakfı 2:22
23
Kulumuza (Muhammed’e) parça parça indirdiğimiz şeyden şüpheniz varsa Allah ile aranıza koyduğunuz[1] ulu kişilerinize[2] yalvarın da ondakine denk bir sure getirin. İddianızda haklı iseniz yaparsınız! [1] Âyette geçen "mindûnillah = مِن دُونِ اللّهِ" daki dûn = دُون, sözü üstün zıddı, en üstten aşağıca, yakın, önce anlamlarına gelir. Müşrik, Allah'a ulaşmayı bir Kral'a ulaşmak gibi sanarak ona yakın gördüğü şeyi aracı koyar. Hristiyanların İsa'ya Allah'ın oğlu, Mekkeli müşriklerin tanrılarına Allah'ın kızları, büyüklerini aracı koyanların onları Allah'ın dostları saymaları bundandır. Böylece kendilerine şah damarından daha yakın olan Allah ile ilişkiyi keser, önce bu aracılara kulluk eder ve müşrik olurlar. [2] Ulu kişiler diye tercüme ettiğimiz kelime şuhedâ'nın tekili olan şehîd; hazır olan, bilen ve bilgilendiren anlamlarına gelir. Müşrik, Allah ile arasına koyduğu şeyin her yerde hazır olduğuna, kendini gördüğüne ve Allah'ın yanında kendine vekil olacağına inanarak ona şehid kelimesinin bütün anlamını yükler:
S. Vakfı 2:23
24
Bunu yapmazsanız ki asla yapamayacaksınız; o zaman tutuşturucusu insanlar ve taşlar olan o ateşe karşı kendinizi koruyun. Orası kâfirler[*] için hazırlanmıştır. [*] Ayetleri görmezlikten gelenler.
S. Vakfı 2:24
25
İnanan ve iyi işleri yapanlara da müjde ver: İçinden ırmaklar akan bahçeler onlar içindir. Kendilerine hangi üründen sunulsa: “Bu bize daha önce de sunulmuştu.” derler; ama onlara onun bir benzeri verilir. Orada kusursuz hale getirilmiş [*] eşleri de olur ve ölümsüz olarak kalırlar. [*] "Eş" diye tercüme ettiğimiz "zevc" kelimesi Kur'ân'da hem kadın hem de erkek için kullanılır. Cennete giden eşler, eksiklerden arındırılacağı İçin, biri diğerinde bir kusur bulamayacaktır.
S. Vakfı 2:25
26
Allah hiçbir şeyi örnek vermekten çekinmez, bir sivrisinek de daha üstü de olabilir. Allah’a güvenenler bilirler ki o, Sahipleri (Rableri) tarafından verilmiş doğru örnektir. Kâfirler [*] ise şöyle derler: “Ne yani, Allah böyle bir örnekle neyi amaçlamış olabilir!” Bu yolla Allah, birçoğunun sapıttığına, birçoğunun da yola geldiğine karar verir. Sapıttığına karar verdikleri sadece (fâsıklar) yoldan çıkmış olanlardır. [*] Ayetleri görmezden gelenler.
S. Vakfı 2:26
27
Fâsıklar, Allah’a verdikleri sözün kesinleşmesinden sonra Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayırarak [1] ve tabii düzeni bozarak sözlerinden cayanlardır. [2] Zarar edenler işte onlardır. [1] Kâfir, Allah'ı ikinci sıraya koyarak onunla doğrudan ilişkiyi kesendir. Yoksa Allah, her kişinin en yakınıdır. Bir âyet şöyledir: "İnsanı biz yarattık, içinden neler geçtiğini biliriz. Biz ona şah damarından da yakınız." (Kaf 50/16) Kur'ân'ın Allah'ın kitabı olduğunu kavrayanlar da Bakara 2/285. âyetteki gibi Allah'a içten söz verirler. Onlarla ilgili âyet şudur: "Allah'ın size olan nimetini ve sizinle sözleştiği zaman O'na verdiğiniz sözü aklınızdan çıkarmayın; hani "İşittik ve itaat ettik" demiştiniz. Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun, çünkü Allah içinizde olanı bilir." (Mâide 5/7) [2] Her insan, Allah'ın varlığını ve birliğini, kendi sahibi olduğunu gözlemiyle kavrar ve içten ona bağlılığını bildirir.
S. Vakfı 2:27
28
Allah’a karşı nasıl iyilik bilmez olursunuz! Cansız haldeydiniz, size canı O verdi! Sonra sizi cansız hale getirecek ve yeniden can verecektir.[*] Sonra O’nun huzuruna çıkarılacaksınız. [*] Bizler yokken, bizi oluşturan maddeler vardı; biz onlarla hayat bulduk. (bkz. İnsan 76/1) Yine o maddelere dönüşüp toprak olacak ve bir kez daha hayat bulacağız. (bkz. Mümin 40/11- Kaf 50/2-4) Âyet, bu durumu anlatmaktadır.
S. Vakfı 2:28
29
Yerin içinde olan her şeyi sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yönelmiş ve onları yedi gök olarak düzenlemiştir. [*] Her şeyi bilen O’dur. [*] Dünya, iki günde yaratıldı; gıda ölçülerinin tamamlanması için süre dört güne çıkarıldı. Son iki günde de gökler yaratıldı (Bkz. Fussilet 41/9-12). Tabiata canlılık veren Güneş ışınları (duhâ) ortaya çıkıp gece ile gündüz oluşunca da yeryüzü bitkilerle donatıldı. (Naziât 79/27-33)Kur'ân'a göre gün, bize göre bin yıl (Secde 32/5), elli bin yıl (Meâric 70/4) olabileceği için buradaki gün, evre anlamındadır.
S. Vakfı 2:29
30
Sahibin (Rabbin) bir gün meleklere, “Yeryüzünde bir muhalif varlık [1] yaratıyorum.” dedi. Melekler, “Orada tabii düzeni bozacak ve kan dökecek bir varlık mı oluşturuyorsun? Ama sen yaptığını güzel yaparsın, sana içten boyun eğmemiz bundandır. Senden dolayı onu değerli sayarız.” [2] dediler. Allah: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim!” dedi. [*] Ayetteki takdis (تقديس), arındırma demektir (Mekâyîs). Burada düzen bozuculuktan ve kan dökücülükten arındırma kastedildiği için "değerli sayma" anlamı uygun düşmektedir. "Nukaddisu lek" sözü, "nukaddisuhu lek" takdirindedir.
S. Vakfı 2:30