1
ELİF! LAM! RA! Bunlar, o Kitap’ın[1]; açıklayan Kur’ân’ın[2] ayetleridir.
[*] Levh-i Mahfuz'daki ana kitabın. [2] Kur'ân kelimesi hem son Kitabın isimlerinden biri hem de o kitaptaki hükümlere ulaşmayı sağlayan ayet kümeleri anlamına gelir.
2
Ayetlerin görmezlikten gelenler (kafirler), zaman zaman “Keşke biz de tam teslim olanlardan (müslümanlardan) olsak” diye çok arzu ederler[*].
[*] İnanıp güvenmeyen kimsenin(kafirlerin) dünya hayatı ne kadar iyi de olsa zaman zaman iç huzursuzlukları yaşar. Bu sıkıntılar, onun eksikliklerini ve hatalarını fark etmesi için Allah tarafından kendisine verilen ilhamdır. Bunlardan kimi sıkıntısını gidermek için kendisini düzeltme yolunu seçerken kimisi de çareyi daha da azgınlaşmakta bulur. Bu sıkıntının kafirler üzerindeki etkisi En'am 6/125'te ve Allah'ın bütün insanlara ilham yoluyla uyarılarda bulunduğu bilgisi Şems 91/8'dedir. Kişinin göğsünde (kalbinde) olan ruhtur. Kur'an (bir konuda Allah'ın verdiği hükmü içeren ilgili ayetler kümesi) kişinin göğsünde olana şifadır. Bakınız Yunus 10/57.
3
Bırak onları yesin-içsin hayatın tadını çıkarsınlar, beklentileri kendilerini oyalasın; nasıl olsa yakında öğrenecekler.
4
Biz hiç bir kenti belli bir kitabı olmadan etkisizleştirmedik.
5
Bir toplum (ümmet) kendine biçilen süreyi (ecelini) ne kısaltabilir ne de uzatabilir.
6
Dediler ki “Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilen kişi! Sen tamamen cinlerin etkisindesin.
7
Söylediğin doğruysa bize melekleri getirsene?”
8
Biz melekleri sadece gerçek[*] bir iş sebebiyle göndeririz. Gönderdikten sonra da onlara artık süre tanınmaz.
[*] Örneğin Lut Kavminin yok edilmesi işi için gönderilen melekler. O melekler hem gerçek bir iş sebebiyle geldiler, hem de o iş gerçekleri açıkça ortaya çıkarmış oldu. Arapçada EL HAKKI (الحَقِّ) kelimesinin bu çift anlamlı özelliği ne yazık ki Türkçe bakımından mümkün değildir. Örneğin Kur'an-ı Kerim hem bir gerçektir hem de gerçekleri gösterir. Bu nedenle çeviri genelinde EL HAKKI geçen ayetlere parantez veya dipnot ile açıklama getirme ihtiyacı oluşmuştur.
9
O Zikri (Kitabı) sana Biz indirdik Biz. Onu koruyacak olan da Biziz.
10
Senden önceki insan topluluklarına da elçiler gönderdik.
11
Onlara ne zaman bir elçi gelse mutlaka hafife alırlar.
12
Hep böyle olur. Onu (Zikri) suçluların kalplerine[*] işleriz.
[*] Aslında o zikirin(kitabın) doğru olduğunu içten(kalpten) bilirler.
13
Bunlar ona inanmazlar; hâlbuki öncekilere uygulanan kanun açıktır.
14
Üzerlerine gökten bir kapı açsak, onlar da oradan yukarı çıksalar,
15
(Yine de) Şöyle derler: “Kesin gözlerimiz döndürülmüş; biz büyülenmiş bir topluluğuz.”
16
(Birinci kat) Gökte[*] yıldızlar (burçlar) oluşturduk. Seyredenler için onları süsledik.
[*] Birinci kat gök. Bu gök şu an için bizim bildiğimiz evrendir. Kuran, bu evrenden(gökten) hariç 6 tane daha göğün üst üste inşa edildiğini bildirmektedir.
17
(Birinci kat) Göğü, taşlanmış şeytanların hepsinden koruduk.[*]
[*] Türkçeye "korumak" olarak çevirdiğimiz kelime "حَفِظْنَا : hafıznâ" dır. Muhafaza etmek anlamına gelir. Örneğin bir şeyi elinizde muhafaza etmeniz gerektiğinde onun elinizin içine alır, etrafını örtersiniz. Birinci kat gök bu şekilde muhafaza edilmiştir. Cin(melek) grubu varlıklardan olan şeytanlar birinci kat semanın muhafaza edilen sınırına kadar gidebilirler. Bu semanın dışına çıkmaları ayetin hükmü gereği mümkün değildir.
18
Ancak kulak hırsızlığı(dinleme) yapan olabilir, onu da hemen parlak bir ateş parçası takip eder.
19
Yeri uzattık, içine oturaklı dağları yerleştirdik. Orada her bitkiyi dengeli olarak bitirdik.
20
Yeryüzünde sizin için de rızkı size ait olmayan kimseler (akıllı varlıklar) için de yaşam alanları oluşturduk.
21
Hiç bir şey yoktur ki kaynakları bizim katımızda olmasın. Onu ancak belli bir ölçüye göre göndeririz.
22
Rüzgârları aşı yapma göreviyle göndeririz. Gökten su indirir, onunla su ihtiyacınızı karşılarız. Onun kaynağı sizin elinizde değildir.
23
Biziz hayat veren de öldüren de; biz! Ve her şeye biz mirasçı olacağız.
24
Muhakkak ki biz, sizden yapması gerekenleri yapmış olanları da yapması gerekenleri yapmayıp erteleyenleri de biliyoruz.
25
Senin Rabbin[*] onların hepsini kıyamet günü bir araya getirecektir. O bilir, doğru kararlar verir.
[*] Sahibin
26
Biz o insanı[*] kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan yarattık.
[*] Adem'i.
27
Cânnı[*] da daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
[*] Cinlerin atasını
28
Bir gün Rabbin meleklere demişti ki “Ben kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan bir beşer (deri yapısı farklı bir canlı) yaratacağım.
29
Onu tamamlayıp içine ruhumdan üflediğimde onun için secdeye kapanın.”
30
Sonra bütün melekler secde ettiler.
Sonraki 30 ayet →