1
Elif, Lam, Mim, Sad. (Bu kelimeler, Allah’la Resulü arasında, pek kutlu hikmet ve haberlerin şifrelerini, belki de büyük İslam medeniyeti ve Mehdiyet devrimindeki üstün teknolojilerin formüllerini içermiş olabilir.)
2
(Bu Kur’an öyle) Bir Kitap’tır ki Onunla (insanları) uyarman için ve mü’minlere bir öğüt (ve ölçü) olmak üzere Sana indirildi. Öyleyse (Sen görevini yap, cihadını sürdür, zalimlerin ve kâfirlerin hıncına ve hücumuna aldırma) bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. (Sen tebliğle memursun.)
3
Rabbinizden size indirilene uyunuz, O’ndan (Allah’tan) başka “veli”lere (himaye edicilere ve bâtıl hüküm vericilere) tâbi olmayınız. (Kur’an’a ve Resulüllah’a bağlı olmayan rehberlerin peşine takılmayınız...) Ne de az tezekkür ediyor (çok az öğüt alıyor, ve pek az okuyup düşünüyor) sunuz!
4
Biz (elçilerimize düşmanlık eden) nice ülkeleri helak edip batırdık. Geceleri uyurlarken ya da gündüzün dinlenirlerken Bizim zorlu azabımız onlara gelip-yakalayıp (yıkıma uğrattı) .
5
Zorlu azabımız onlara geldiğinde (aciz ve çaresiz biçimde dua edip) yalvararak: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık" demelerinden başka (itirafları) olmadı. (Ve bu son pişmanlıkları bir yarar da sağlamadı.)
6
Andolsun, Biz kendilerine (peygamber) gönderilenlere (niçin elçilere düşman olduklarını) soracağız ve onlara gönderilenlere (peygamberlere) de elbette (nasıl karşılandıklarını) soracağız.
7
(Hem peygamberlere hem ümmetlerine) Andolsun (bütün çabalarını ve amaçlarını) onlara (katımızda kayıtlı) bilgi (ve belgelerle) mutlaka haber verip anlatacağız. Çünkü Biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de değildik. (Yakında bunu anlayacaklardır.)
8
O gün tartı haktır. (Vezin-mizan adaletle kurulacaktır.) Kimin (sevap ve hayır) tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.
9
Kimin tartıları (sevapları) hafif kalırsa, (günahları ağır basarsa) bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden (elçiyi ve gerçeği görüp bildikleri halde hıyanet ettiklerinden) dolayı nefislerini hüsrana (çok pişman ve perişan olacakları büyük bir kayba) uğratanlardır.
10
Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orada size geçimlikler (huzurlu yaşam nimetleri) yarattık. Ne de az şükrediyorsunuz! (Bu gaflet ve nankörlük reva mıdır?)
11
Andolsun, Biz sizi (hiç yoktan) yaratıp var ettik, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem’e secde edin!" dedik. Onlar da hemen secde ettiler; sadece İblis (emrimizi tutmadı) ve secde edenlerden olmadı. (Kibirlendi ve küfre kaydı.)
12
(Allah ona) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. (Çünkü) Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” ( “üstünlük benim hakkımdır” demeye yeltendi) .
13
(Allah:) "Öyleyse oradan (cennetten defolup aşağı) in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olamaz. Hemen (huzurumdan ve nimet ortamımdan) çık. Gerçekten sen, küçük (basit ve değersiz) düşenlerdensin (artık zelil ve hakirsin) " dedi.
14
O da: " (İnsanların öldükten sonra) Dirilecekleri güne kadar beni gözle (yip ertele) " diye (mühlet istedi) .
15
(Cenab-ı Hakk bu isteğini kabul etmiş ve) “Haydi sen kendisine mühlet (ve fırsat) verilenlerdensin” demişti.
16
(Şeytan) Dedi ki: "Madem öyle, (Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) beni azdırmana karşılık; ben de onları (Ademoğullarını saptırmak için) Senin (İslamiyet ve) istikamet yolunun üzerinde oturup (tuzak kuracağım . Her dönemdeki en haklı ve hayırlı davanın ortasında pusu kurup duracağım) .
17
Sonra; ön taraflarından, arkalarından, sağlarından ve sollarından muhakkak (kullarına) sokulup (saptıracağım) . Ki onların çoğunu (artık dinin ve nimetlerin sayesinde eriştikleri lezzet ve faziletlere) şükredici bulmayacaksın. (Çünkü onlara nankörlük ve hıyanet yaptıracağım!?) "
18
(Cenab-ı Hakk da: “Haydi defol!) Aşağılanmış ve kovulmuş olarak çık oradan! Yemin olsun (insanlardan) onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım” buyuruvermişti.
19
(Cenab-ı Hakk:) “Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin. İkiniz dilediğiniz yerden (ve şeylerden) yiyin (için) ; ama şu ağaca yaklaşmaktan (nefsin arzusuna uymaktan sakınıverin.) Yoksa zalimlerden olursunuz” (demişti) .
20
Şeytan kendilerinden örtünüp gizlenmesi (gereken) çirkin-edep yerlerini (avret mahallerini) açığa çıkarmak (böylece cinsi tahrikle şehvet tuzağına kaptırmak) için onlara vesvese verip (akıllarını çeldi) ve dedi ki: “Rabbinizin size bu (şehvet) şecerini (iştah kabartıcı ağacın meyvesini) yasaklaması, sadece, sizin iki melek (veya yetkili melik, sultan ve hükümdar) olmamanız, ya da cennette ebedi kalmamanız içindir.” (Oysa cennetlerde ebedi sultan olmak çok güzeldir ve tam da size göredir!..)
21
Ve (İblis üstelik) : "Gerçekten ben size (iyilik maksatlı) öğüt verenlerdenim" diye (yalan yere) yemin de etmişti. (Maalesef açık-saçıklık şeytanın en etkili şehvet tahrikidir ve ahlâk tahribidir.)
22
(Şeytan bu suretle) Onları aldattı (ve derecelerini alçalttı) . Ağacı (şehvetle) tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve (o çıplak vaziyetlerinden utanarak) cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
23
(Hz. Adem:) “Rabbimiz, biz ikimiz kendi nefislerimize zulmettik. Eğer bizi, mağfiret edip bağışlamazsan ve bize acıyıp merhamet buyurmazsan mutlaka hüsrana (en büyük zarara) uğrayanlardan oluruz” diyerek (hatalarını kabul edip bağışlanma dilemişlerdi) .
24
(Allah ise:) "Şimdi birbirinize düşman (gibi ayrı kalmak üzere) inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşip kalma ve metalanma (yararlanıp geçim yapma) vardır" buyuruvermişti.
25
"Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan (dirilip mahşere) çıkarılacaksınız" demişti.
26
Ey Ademoğulları! Biz sizin çirkin yerlerinizi (ön ve arka avretlerinizi ve görüldüğünde şehveti ve fitneyi tahrik eden vücut bölgelerinizi) örtecek bir elbise ve (ayrıca) size süs ve saygınlık kazandıracak bir giyim (imkânları ve arzuları) indirip (var ettik) . Takva elbisesi (takınmış olarak, imani bir şuur ve ahlâki bir huzurla donanıp kuşanmak) ise, elbette bu daha hayırlı (Allah’ın rızasına daha yakın) dır. İşte bunlar (edepli ve erdemli örtünme emirleri) , Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki, tezekkür ederler (araştırıp, akıllarını ve vicdanlarını çalıştırıp, ibret ve hikmet öğrenirler ve Allah’ın tesettür emrini yerine getirirler diye gönderilmiştir) .
27
Ey Ademoğulları! Şeytan, anne ve babanızın (Hz. Adem’le Havva’nın) edep yerlerini kendilerine göstermek (ve şehvetlerini tahrik etmek) için; elbiselerini sıyırtıp soyarak (ve şehvet damarlarını kabartarak) , onları cennetten çıkardığı gibi, (dikkat edin) sizi de (çıplaklık modasıyla böyle) bir fitneye düşürmesin (ve cinsi azgınlığa sürüklemesin) . Çünkü o (şeytan) ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmekte (ve izlemektedirler) . Biz gerçekten şeytanları, inanmayanların dostları kıldık. (Siz eğer mü’min iseniz, açıklık-saçıklıktan ve ahlâksızlıktan sakınıverin.)
28
(İnkârcılar ve münafıklar) Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Biz (atalarımızı) babalarımızı (ve büyük adamlarımızı) da böyle yaparken bulduk. (Atalarımız zamanında da kadınlar tesettürsüz dolaşırlardı!..) Zaten Allah’ın bize emri de bu doğrultudadır” derler. De ki: “ (Hayır) Allah asla (çirkin ve hayâsız) kötülüğü emretmez. Allah’a karşı (gerçeğini) bilmediğiniz şeyleri (böyle cahil cesaretiyle) nasıl söylersiniz?”
29
De ki: "Rabbim (her konuda) adaletle davranmayı emretti. Her mescitte yüzlerinizi (ve gönüllerinizi) O’na çevirin ve dini Allah’a has kılarak (her hususta O’nun hükümlerini esas alarak ve O’nun rızasını amaçlayarak) Allah’a yalvarıp (dua edin) . Ki ‘ilk başta sizi (hiç yoktan) yarattığı’ gibi (tekrar O’na) döneceksiniz."
30
(Allah) Kimine (feraset ve istikamet ehline) hidayet verdi, kimi (kötü niyet ve şeytani gayret sahipleri) de sapkınlığı hak etti. Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp şeytanları (kâfir ve zalimleri dost tutan insanları) veliler edinmişlerdi ve onlar hâlâ kendilerinin gerçekten, hidayet üzere olduklarını zannetmektelerdi.
Sonraki 30 ayet →