Ana SayfaMealler › Abdullah-Ahmet Akgül
AA

Abdullah-Ahmet Akgül

Abdullah-Ahmet Akgül meali ile okumaya başla
Haşr 1 / 24
1
Göklerde ve yerkürede bulunanların hepsi Allah’ı tesbih etmektedir. (Her şey Allah’ın dilemesiyle, kendi yaratılış gayesini ve görevini yerine getirmektedir.) O, Üstün ve Güçlü olan (Azîz’dir) , Hüküm ve Hikmet sahibidir.
A.Ahmet Akgül 59:1
2
Kitap ehlinden olan kâfirleri (Beni Nadir Yahudilerini ve kıyamete kadar benzerlerini) ilk haşirde=sürgünde (Asr-ı Saadet döneminde) yurtlarından çıkaran O (Allah’tır. Oysa) Siz, onların (zulüm yaptıkları diyardan sürülüp) çıkacaklarını hiç sanmamıştınız; onlar da (o gün, sağlam) kalelerinin (bugün ise teknolojik üstünlüklerinin) kendilerini Allah’ın (gazabından) koruyacağını zannedip durmuşlardı. Böylece Allah (ın azabı) da, hiç hesaba katmadıkları bir yönden (ve şimdi daha çağdaş ve harika yöntemlerle) gelip onları kuşatmıştı ve yüreklerine korku salmıştı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü’minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın! (Bugünkü zalim ve fesatçı bazı Yahudilerin ve müşriklerin de aynı akıbete -sürgüne ve zillete- uğrayacaklarını bilin.)
A.Ahmet Akgül 59:2
3
Eğer Allah (fesatlıkları ve bozuk fıtratları dolayısıyla) onların vatanlarından çıkarılacaklarını (sürgüne yollanacaklarını kaderde) yazmamış olsaydı (bile, kesinlikle) onların dünyadaki azabını (yine başka türlü) verecekti. Zaten ahirette de cehennemin ateş azabı onlar içindir.
A.Ahmet Akgül 59:3
4
Bu (ceza) ; onların Allah’a ve O’nun Resulüne (hıyanet ve hakaretle) başkaldırıp (Müslümanlar arasında) ayrılık çıkarmaları (ve Hakk davayı parçalama çabaları) nedeniyledir. (Hıyanete kalkışanların cezası elbette verilecektir.) Kim Allah’a karşı çıkıp (Hakk’tan) ayrılırsa, muhakkak Allah’ın cezası, (ikâbı) pek şiddetlidir.
A.Ahmet Akgül 59:4
5
(Savaşta düşmanların) Hurma ağaçlarından her neyi (budayıp) kesmişseniz veya kökleri üzerinde dikili bırakıvermişseniz, (bu durumda onların filizlenmesi ve meyve vermesi hepsi) Allah’ın izniyledir ve (Kur’an’ın bu gerçekleri ve gelecek devrimleri bildirmesi ve savaşta onları zayıflatmak ve teslime mecbur bırakmak için düşman ağaçlarının kesilmesine izin vermesi) fasık olanları rezil edip alçaltması içindir.
A.Ahmet Akgül 59:5
6
Allah’ın onlardan (Yahudi Nadiroğulları’ndan) alıp Elçisine verdikleri “FEY’e” (savaşsız kazanılan ganimet, servet ve devlete) gelince; ki buna karşı (bu zaferi kazanma kastıyla) siz at ve deve koşturmamış (silah ve savaş araçları kuşanmamış ve kullanmamış) tınız. Ancak Allah, elçilerini (zulüm ve kötülük ehlinden) dilediklerinin üstüne musallat (edip muzaffer) kılmaktadır. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir.
A.Ahmet Akgül 59:6
7
Allah’ın o (fethedilen bölge ve) şehir halkının (malından) Resulüne verdiği fey (ganimet malları) ; Allah’a, Resul’e, (Adil devlet ve hükümet bütçesine ve Elçiye) yakın akrabalığı olanlara (Ehl-i Beyt’e) , yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (bir etkili nimet) olmasın. Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden yasaklayıp sakındırırsa artık ondan da uzaklaşın ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah’ın, cezası (ikâbı) pek şiddetlidir.
A.Ahmet Akgül 59:7
8
(Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah’tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah’a (dinine) ve O’nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir) .
A.Ahmet Akgül 59:8
9
Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri (samimiyetle ve dini gayretle) severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.
A.Ahmet Akgül 59:9
10
(Ayrıca) Onlardan (Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelen (mü’min) ler de şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.
A.Ahmet Akgül 59:10
11
(Bu arada Müslüman, Müttaki ve Mücahit geçinen, ama gerçekte) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden (gizli dost ve) kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahitlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancı kimselerdir.
A.Ahmet Akgül 59:11
12
Andolsun eğer onlar (Yahudi ve Hristiyanlardan fitne fesat kurgulayanlar, yenilip yurtlarından) çıkarılsalar (bile) , bunlar (Müslüman geçinen münafıklar) onlarla beraber (yurtlarını terk edip) çıkmazlar; eğer onlarla savaşılırsa, bunlar onlara yardım yapmaz (riske yanaşmaz ve tehlikeye atılmazlar) , şayet (ilk başta) yardım etseler bile (ardından) mutlaka arkalarına dönüp kaçıvereceklerdir; sonra zaten kendilerine de yardım edilmeyecektir.
A.Ahmet Akgül 59:12
13
(Ey mücahit ve müstakim mü’minler!) Kesinlikle (hainlerin ve düşman kesimlerin göğüsleri) içlerinde ’dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından’ siz onlara, Allah’tan daha çetin gelirsiniz (münafıkların kalplerindeki sizinle ilgili korkuları, Allah korkularından daha şiddetlidir) . İşte bu, şüphesiz onların ’derin kavrayışa, akli yaklaşıma ve imani anlayışa sahip bulunmayan’ bir topluluk olmaları dolayısıyla böyledir.
A.Ahmet Akgül 59:13
14
Onlar, (Siyonist ve emperyalist odaklar) iyice korunmuş (sağlam tedbirler alınmış) şehirlerde veya surlar-kaleler gerisinde (ve demir kubbeler içerisinde) olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşa girişemezler (ve kendilerine güvenemezler. Müşriklerin ve münafık kesimlerin) kendi aralarındaki çarpışmaları (birbirlerine kin ve haset duyguları) ise pek daha şiddetlidir. Sen onların (zahiren) birlik ve dirlik (içerisinde olduklarını zan ve) hesap edersin; oysa onların kalpleri paramparça vaziyettedir (çıkarları ve ihtirasları uğrunda her an kapışmaya hazır haldedirler) . Bu, şüphesiz onların akletmeyen (ve imana gelmeyen) bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir.
A.Ahmet Akgül 59:14
15
(Bu Yahudilerin durumu ve sonu;) Kendilerinden yakın zaman önce, işlerinin vebalini tatmış (küfür ve zulümlerinin akıbetine uğramış) olan, (ve şimdi ahirette de) kendileri için acı bir azap bulunan kimselerin (Bedir’de cezalarını bulan putperestlerin) durumu gibidir.
A.Ahmet Akgül 59:15
16
(Yahudileri kandıran ve kışkırtan münafıkların durumu da) Tıpkı şeytanın durumuna benzer ki; (önce) insana: "İnkâr et" deyip (onu kandırıvermekteydi) , o kişi inkâr edince de: "Ben senden uzağım; ben âlemlerin Rabbi (olan) Allah’tan korkarım!" demekteydi.
A.Ahmet Akgül 59:16
17
Sonunda onların (her iki takımın) da akıbetleri, şüphesiz ateşin içinde süresiz kalıcılar olarak (azap çekmeleridir) . İşte zalim olanların cezası böyledir.
A.Ahmet Akgül 59:17
18
Ey ehli iman! Allah’tan (hakkıyla) korkup (günahlardan çekinin) ve herkes yarın (ahiret) için ne (gibi salih ve halis ameller hazırlayıp) gönderdiğine bakıversin. Allah’tan (emirlerine muhalefetten ve hükmüne itirazdan) korkup (her türlü küfür ve kötülükten) vazgeçin. Zira Allah her yaptığınızdan hakkıyla Haberdardır. (Bütün amellerinizi görmekte ve niyetlerinizi bilmektedir.)
A.Ahmet Akgül 59:18
19
Sakın ha, kendileri Allah’ı unutmuş (şeytanın ve dünyalık arzularının yolunu tutmuş) , böylece O (Allah) da (ceza olarak onları dergâhından kovmuş) kendi nefislerinin (ebedi kârını ve uhrevi çıkarını) onlara unutturmuş (bütün maneviyatını ve cennet hayatını, fani ve fena şeyler için feda etmeyi akıllılık ve gözü açıklık sanacak bir gaflet ve dalâlete sokmuş) kimseler gibi olmayın! Ki onlar (Rahmet-i İlahi’den nasipsiz bırakılmış ve hidayetleri kararmış) fasık (ve münafık) ların ta kendileridir.
A.Ahmet Akgül 59:19
20
Ateş halkı ile cennet halkı (asla) bir ve eşit değildir. (Çünkü) Cennet halkı ’umduklarına kavuşup mutluluk içinde olan (ve sonsuz saadete ulaşan) kimselerdir.’
A.Ahmet Akgül 59:20
21
Şayet Biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş (ve sorumluluklarını iletmiş) olsaydık, andolsun onun Allah korkusundan saygıyla boyun büküp parçalandığını görecektin. (Kalpleri dağdan-taştan daha katı kesilenler, Kur’ani emirlere karşı ilgisizdir.) İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz.
A.Ahmet Akgül 59:21
22
O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de (görülmeyen gizlilikleri de, görülebilen her şeyi de) Bilen’dir. O Rahman’dır, Rahim’dir.
A.Ahmet Akgül 59:22
23
O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir (Gerçek Sultan ve Hükümrandır) ; Kuddûs’tür (Her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır) ; Selâm’dır (Kullarını selamet ve esenlikte tutandır) ; Mü’min’dir (İman ehlini Adalet Düzeniyle huzur ve emniyete ulaştırandır) ; Müheymin’dir (Himaye edip kollayan, gözetip koruyandır) ; Azîz’dir (Sonsuz üstünlüğe sahip olandır) ; Cebbâr’dır (Her istediğini mutlaka ve zorla yaptırandır) ; Mütekebbir’dir (Büyüklük ve Ululuk O’nun şanıdır) . Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.
A.Ahmet Akgül 59:23
24
O Allah ki, Hâlık’tır (her şeyi yaratıp vücuda getirendir) , Bârî’dir (her şeyi hiç yoktan ve en güzel bir biçimde kusursuzca var edendir) , Musavvir’dir (’şekil ve suret’ verendir) . En güzel isimler O’na aittir. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. (O’nun şanını yüceltmektedir.) O, Azîz’dir, Hakîm’dir. (O mutlak Üstündür, tam Hüküm ve Hikmet sahibidir.)
A.Ahmet Akgül 59:24
Haşr suresi tamamlandı