1
(Kıyamet vakti ve öncesi İslami Medeniyet devrimi için) Saat (zaman) yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Ay’a varılıp iz bırakıldı.)
2
Onlar (inkârcılar ve kalbi marazlılar) bir ayet (mucize) görseler, hemen sırt çeviriyorlar (normal ve doğal bir şey gibi yorumluyorlar) ve: " (Bu öteden beri) Süregelen bir büyüdür" deyip çıkıyorlardı.
3
(Bunlar bile bile Hakkı) Yalanlamışlar ve kendi (nefsi) hevâlarına uymuşlardı. Oysa her emir (iş) sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır. (Her takdir bir gayeye bağlıdır.)
4
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve şekavetten) caydırıp vazgeçirtecek nice (uyarıcı) haberler gelip ulaşmıştır.
5
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmet (kurallarıdır) . Fakat (bu) uyarmalar (zalimlere ve hainlere) bir yarar sağlamamıştır.
6
(Ey Resulüm!) Öyleyse (şimdi) Sen onlardan yüz çevir (ve kendi hallerine bırak ki:) O çağırıcı (resmi ve yetkili davet yapıcı) nın hiç (tahmin ve) tasavvur olunmayan (ve herkesi şaşkınlıkta bırakan) bir şeye çağıracağı (hiç kimsenin ummadığı bir davet ve duyurunun yapılacağı) gün (gör ki halleri nasıl olacaktır) !
7
Onların gözleri ’zillet ve dehşetten düşmüş, (bakışları baygın ve perişan) olarak’, sanki ’yayılan’ çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacaklardır.
8
Boyunlarını (kendilerini mahşere) çağıran (zata) doğru uzatmış olarak koşarlarken, kâfirler: "Bu ne zorlu bir gün!" diyerek (şaşkınlık ve perişanlık yaşayacaklardır) .
9
Kendilerinden önce Nuh kavmi de (elçilerini) yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh) u yalancı saymışlar ve: "Delidir" diyerek (hakaret yağdırmışlardı) . O, baskı altına alınıp zorla engellenmeye çalışılmıştı.
10
Sonunda Rabbine dua edip: "Gerçekten ben, (artık) yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kâfir toplumdan intikam al) ve bana yardım et!" (diye yalvarmıştı.)
11
(Bunun üzerine) Biz, bardaktan boşanırcasına akıp yağan sağanak su (lar) şarıl şarıl yağsın diye göğün kapılarını açtık.
12
Yer (dibin) deki (suları) da coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece sular, takdir edilmiş bir işe (Nuh kavminin helakine) karşı birleşip (her tarafı kaplamıştı) .
13
Ve onu (Hz. Nuh’u ve etbaını) da tahtalar ve çiviler (le ustalıkla ve çok sağlam yapılmış bir gemi) üzerinde (kabaran sularda) taşıdık.
14
(Nuh’un Gemisi) Gözlerimiz önünde (bilgimiz ve takdirimiz dahilinde) akıp-gitmekteydi. (Derken, tebliği) İnkâr ve nankörlük edilmiş olan (Nuh) a bir mükâfat olmak üzere (selamet sahiline ulaşmıştı) .
15
Andolsun, Biz bunu (Nuh tufanını) bir ayet ve ibret olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
16
Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?
17
Andolsun, Biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Ama düşünüp öğüt alan var mı?
18
Ad (kavmi) de (elçilerini) yalanladı (ve şiddetli bir belaya uğratıldı) . Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
19
Biz, o uğursuzluğu (ve korkunçluğu) sürekli olan bir günde, üzerlerine ’kulakları patlatan (felaket taşıyan) bir kasırga’ yolladık.
20
(Öyle ki) İnsanları (yerlerinden) söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden kopmuş hurma kütükleriymiş gibi (savrulmuşlardı) .
21
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
22
Andolsun Biz Kur’an’ı zikir (öğüt alıp düşünmek ve ayetlerimizle sorunlarını çözmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
23
Semud (kavmi) de (yapılan) uyarıları yalanlamıştı.
24
(Müşrikler:) "Bizden biri olan (sıradan) bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapkınlık (dalâlet) ve çılgınlık (akıl bunaması) içinde kalmış oluruz” diyerek (Hz. Salih peygambere karşı çıkmışlardı) .
25
“Zikir (Kur’ani ilim ve şeref, kala kala) içimizden ona mı bırakıldı? Zaten o çok yalan uyduran ve kendisini beğenmiş bir şımarıktır” (diyecek kadar küstahlaşmışlardı) .
26
Onlar, kimin çok yalan söyleyen ve kendini beğenen bir şımarık olduğunu, yarın (yakında) bilip-öğreneceklerdir.
27
Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret (ki yakında göreceklerdir) .
28
"Ve onlara, (zaten kendilerine ancak yeten içilecek) suyun aralarında kesinlikle ve nöbetle pay edildiğini (ve artık mucize deveye de hisse verildiğini) haber ver. Su alış sırası (kiminse, onların) hepsi hazır bulunsun" (denilmişti) .
29
Derken (dönek hainler su nöbetinin tamamı kendilerine kalsın diye deve kasabı olan) arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp ’hayvanı (mucize olarak kayadan çıkan deveyi) ayağından biçip yere devirdi’ (böylece hepsi helaket ve felaketi hak etmişlerdi) .
30
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler ve inkârdan döndüler mi) ?
Sonraki 25 ayet →