1
Çıkıp zuhur ettiği zaman (inmekte olan) Necm’e (kutlu Yıldız şahsiyete) yemin olsun ki;
2
Sahibiniz (olan Hz. Resul (AS) asla Hakk’tan) sapmamış, şaşırmamış ve (şeytani dürtülerle aldanıp) azıtmamıştır.
3
O, (kesinlikle kendi) hevâsından (kafasından ve nefsi kuruntularından) konuşmaz-konuşmamıştır.
4
O (Kur’an ve konuştukları) ancak (kendisine) vahy (ve telkin) olunan vahiydir. (İlahi hakikatler ve öğretilerdir ki, tebliğ edip size ulaştırmıştır.)
5
Ona (bu Kur’an’ı ve Onun yorum ve uygulamalarını) müthiş (akli-manevi) kuvvetleri olan (ve üstün meziyetlerle donatılan Hz. Cebrail) öğretmiş (bulunmaktadır) .
6
Çok çarpıcı yetenek ve güzellik sahibi (Cebrail, Onunla Allah arasındaki vahiy taşıyıcıdır. Ve ilk vahiy sırasında Resulüllah’ı) istiva edip (kuşatmış ve İlahi mesajları anlayıp kavrayacak kıvama taşımıştır) .
7
(Ki o sırada) En yüksek ufuktaydı. (Maneviyat boyutunun en yüce irtibat makamındaydı.)
8
Sonra (Resulüllah’a) yaklaştı, “tedelli” edip (yukarıdan aşağıya kayarak, âfaktan enfüse) sarktı, (böylece Cebrail, İlahi tecelli ve temsil suretiyle görünüp ortaya çıktı.)
9
Öyle ki “Gabe Kavseyn” iki yay (parçasının) çakışması veya daha yakın (vaziyette aralarında iletişim ‘bilgi teması’) başladı.
10
Böylece O (Allah) kuluna vahyettiğini (Kur’an ayetlerini) vahyetmiş (O da size aynen aktarmıştı.)
11
Onun (Resulüllah’ın) bu gördüğünü gönlü yalanlamamış (vicdanı da doğrulamıştı. Bütün bu yaşananlar şeytani kuruntular ve hayali kurgular olamazdı) .
12
(Ey müşrikler ve münafık-münkir kesimler!) Siz hâlâ Onun (Resulüllah’ın) gördüğünden (Hz. Cebrail’le görüştüğünden ve bilgi alışverişinden) şüphe edip (bu konuyu) tartışacak mısınız?
13
(Oysa) Andolsun (ki Resulüllah) , Onu bir diğer inişte (ve manevi tecelli ikliminde yine) görmüş (ve tanımıştı) .
14
(O zaman) Sidretü’l-Münteha’nın katında (bütün Meleklerin ve Nebilerin son ulaşım sınırında) ydı.
15
Ki Cennetü’l-Me’vâ da onun yanındadır. (Cennetü’l-Me’vâ; muttakilerin, mücahitlerin ve şehitlerin son durağıdır.)
16
(O esnada) Sidre’yi örtüp kaplamakta olanın (orayı) kuşattığı zamandı.
17
(Yani artık kesinlikle biliniz ve iman ediniz ki, Hz. Muhammed’deki) Göz (asla) kayıp-şaşmadı ve (sınırı da) aşmadı.
18
Andolsun O, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı (tecelli ve tezahürü) bizzat görmüş (hayret ve haşyete kapılmıştı) .
19
(Şimdi ey müşrikler, siz hiç) Gördünüz mü söyleyin; Lat ve Uzza’yı? (Bunlar ne işe yaramaktaydı?)
20
Ve üçüncü (put) olan Menat’ı (n böyle yüce irtibatları var mıydı?)
21
(Ey gafil ve cahil sürüleri!) Erkek (evlat) sizin de, dişi O’nun (hâşâ Allah’ın) mıydı?
22
Eğer böyleyse, o vakit bu ne çarpık ve insafsız bir paylaşmaydı!?
23
(Halbuki) Bu (putlar ve uydurma kurallar ise) sizin ve atalarınızın (kendi keyfinize ve kafanıza göre) isimlendirdiğiniz (bâtıl kavram ve kurumlardan) başkası değildir. Allah, onlarla ilgili ’hiçbir güçlü (ve geçerli) delil’ indirmemiştir. Onlar, sadece boş zan ve tahminlerine ve nefislerinin (düşük) hevâ (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyan kimselerdir. Oysa andolsun, artık onlara Rablerinden yol gösterici (bir Peygamber) gelmiştir. (Hâlâ gaflet ve dalâletten uyanıp gerçeği anlamayacaklar mıydı?)
24
Yoksa insan ’her umduğu ve arzu edip dilekte bulunduğu’ şeylere (ille de sahip) mi olacaktır?
25
Halbuki son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah’ındır.
26
Göklerde (ve önemli görevlerde) nice melekler vardır ki, onların (bile Allah’ın izni ve iradesi dışındaki) şefaatleri hiçbir şekilde (ve hiç kimseye) yarar sağlamayacaktır. Ancak ve sadece Allah’ın dileyip razı olduğu kimse için ve izin verdikten sonraki (temennileri ve şefaat dilekleri bunun) dışındadır.
27
Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimler takmaktadırlar.
28
Ancak onların bununla ilgili hiçbir (geçerli ve gerçekçi) bilgileri yoktur. Onlar, sadece (asılsız bir) zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, Hakk’tan (yana) hiçbir (yarara ve doğruya) ulaştırmayacaktır.
29
(Ey Nebim!) Şu halde Sen, Bizim Zikrimizden (Kur’an-ı Kerim’den) kaçıp dönen ve dünya hayatından başkasını istemeyen (kimseler) den yüz çevir (ve kalben uzaklaşıp ayrıl) .
30
İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) bu (safsatalar ve kuruntulardır) . Şüphesiz, Senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O’dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O’dur. (Bundan dolayı Allah’ı aldatmak ve atlatmak imkânsızdır.)
Sonraki 30 ayet →