1
Andolsun Tûr’a (Hz. Musa’nın vahiy aldığı kutsal Sina Dağı’na ve Mevlâ’ya yaklaşanların olgunlaşma aşamalarına!) ,
2
Satır (satır ayetler) dizili Kitaba,
3
Yayılmış ince deri (ve benzeri şeyler) üzerine (ve tüm teknolojik belleklere yazılan olgulara) ;
4
Beyt-i Mamur’a (Beytullah’a, kutsal mekân ve makamlara, halis imanla ve Kur’an’la imar edilen gönlü Beytullah olan seçkin kullara) ,
5
Yükseltilmiş tavana (harika gök tabakalarına) ,
6
Ve dopdolu olan (dalgalarla) kabaran deryaya (denizlere ve okyanuslara andolsun) ,
7
Ki şüphesiz Senin Rabbinin (kâfirlere ve nankörlere yönelik) azabı kesin olarak gerçekleşmiş olacak (vuku bulacak) tır!
8
Onu (Allah’ın tayin ve takdir buyurduğunu) uzaklaştırıp-engel olacak da yoktur. (Hiçbir güç Rabbinin va’adine ve kudretine karşı duramayacaktır.)
9
O gün gök, (şiddetle) sarsılıp çalkalanacak (ve yıkılacak) tır.
10
Ve dağlar (yerlerinden oynatılan) bir yürüyüşle hareket ettirilip (parçalanacaktır.)
11
İşte o gün, (Kur’an’ın hükümlerini ve haberlerini) yalanlayanların vay haline! (Ki perişan ve pişman olacaklardır.)
12
Ki onlar, (dünyalık makam ve çıkar uğruna) ‘daldıkları saçma uğraşlar (ve bâtıl amaçlar) ’ içinde (bir batağa saplanmış gibi) oynayıp oyalananlardır.
13
(Bunların hak ettikleri) Cehennem ateşine, “aşağılayıcı bir sürüklenme ile” itilip atılıverilecekleri gün; (artık feryatları işe yaramayacaktır.)
14
(Onlara:) "İşte sizin yalanladığınız (ve inanmayıp, ciddiye almadığınız) ateş budur" (diye hatırlatılacaktır) .
15
(Cehenneme atılırken:) "Bu da mı bir büyü, yoksa siz mi görmüyorsunuz?" (diye sorulup aşağılanacaklardır.)
16
(Haydi) "Girin ona; artık (cehennemde) ister sabredin, ister sabretmeyin! Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz" (denilerek, kâfirler ve zalimler cehenneme kapatılacaklardır.)
17
Hiç şüphesiz müttakiler (mü’min, mücahit ve müstakim kimseler ise;) cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır; (artık huzura ve onura ulaşmışlardır.)
18
Rablerinin verdikleriyle (çeşitli ve lezzetli) nimetler içinde ’sevinçli ve mutludurlar.’ (Üstelik) Rableri, kendilerini ’çılgınca yanan cehennemin’ azabından da koruyup (kurtarmıştır) .
19
(Onlara: Dünyada Allah için) "Yaptıklarınızdan dolayı (şimdi cennetlerde) afiyetle yiyin, için (ve gönlünüzce eğlenin” diye iltifatlar yağdırılacaktır) .
20
Onlar özenle dizilmiş (konforlu) koltuklar üzerinde (oturup) yaslanmışlardır. Ve (ayrıca) Biz onları iri (ceylan) gözlü hurilerle evlendirmiş (olacağız) .
21
İman edenler ve nesillerinden bu iman (ve istikamet) üzere kendilerini izleyenler (var ya) ; Biz onları da (iman ve itaat ehlinin mü’min zürriyetlerini de, aynı nimet ve faziletlere ulaştıracağız, cennete onları da kavuşturup) kendilerine katacağız. (Ama Biz) Onların amellerinden de hiçbir şey eksiltmiş olmayacağız. Herkes kendi (ahiret) kazancı karşılığı (kurtulmak üzere, ipotekli kefil misali) rehin (alınmış) konumundadır.
22
Onlara, istek duyup-arzuladıkları (iştah kabartan ve huzur artıran) meyvelerden ve (her çeşit) etten bol bol verip (rızıklandıracağız) .
23
(Cennet yurdunda) Orada karşılıklı kadeh (lerini) kapıştırırlar (veya birbirlerine ikram yarışında bulunurlar) ki, onda (muhabbet sofrasında) ne ’boş ve saçma bir söz’, ne günaha sokma (gibi kötülük ve çirkinlikler) olmayacaktır.
24
Kendileri için (hizmet eden genç) civanlar, etraflarında dönüp dolaşacaklardır; sanki (her biri) ’sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl’ (olarak her an hizmetlerine koşacaklardır) .
25
(Cennette mü’minler) Birbirlerine yönelip, karşılıklı suallerle (şöyle sohbet edeceklerdir:)
26
“Doğrusu biz daha önce, ailemiz (yakın çevremiz) içinde (ahirette bize nasıl davranılacak ve akıbetimiz nasıl olacak? diye) endişe edip-korkardık” diyeceklerdir.
27
“Şimdi (görüyor ve seviniyoruz ki) Allah bize lütufta bulundu, hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan da korudu (ve şu cennetleri ikram buyurdu” diyerek şükredeceklerdir) .
28
“Şüphesiz, biz bundan önce (dünyada iken, çok şükür ki) O’na dua (kulluk) eder (ve Hakk davasını güder) dik. Gerçekten O, İyiliği bol, Esirgemesi çok olanın ta Kendisidir.”
29
Şu halde Sen (ey Nebim!) öğüt verip-hatırlat; çünkü Sen, Rabbinin nimetiyle ne kâhinsin, ne deli-divanesin! (Sana iftira edenler, asıl kendileri delidir ve nasipsizdirler.)
30
(Ey Nebim!) Yoksa onlar Sana: “ (Bizi hayra davet eden kişi sadece) sıradan bir şairdir, ‘biz Ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz’ (ve Onu susturup pusturacak tuzaklar hazırlıyoruz) ” mu diyorlar? (Sabret ve söyle:)
Sonraki 19 ayet →