2
(Asr-ı Saadet’te ve Mekke Döneminde M. 618 senesinde yapılan bir savaşta) Rum (orduları Mecusi İranlılar karşısında) yenilgiye uğrayıp (mağlup edildi) .
3
(Bu olay) Dünya’nın en alçak yerinde (ve Arabistan’a en yakın bölgede meydana gelmişti) . [Not: Bu savaş Lut kavminin helak edildiği, deniz seviyesinden 400 m. aşağı bölgede geçmiştir.] Ama onlar, (İran Mecusilerine bu hezimetle) yenilgilerinden sonra (Bizanslılar tekrar Perslilerle savaşıp bu sefer galip gelerek) onları yeneceklerdir.
4
(Şu gelecek) Birkaç sene (üç ile dokuz yıl) içinde (bu haber M. 627’de gerçekleşecektir) . Önünde ve sonunda emir (ve karar) Allah’ındır. (İşte) O gün (Mecusi ve müşrik İran’a karşı Ehl-i Kitap olan Bizans’ı tutan) mü’minler ferahlanıp sevineceklerdir.
5
Allah’ın yardımıyla (bu zafere erişilecektir) . O, dilediğine yardım edip (zafer vermektedir) . O, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyendir.
6
Bu Allah’ın va’adidir. Allah, va’adinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu (gerçeği) bilmeyen (cahillerdir) .
7
Onlar dünya hayatının sadece dış (görünüşü) nü bilirler (maddenin gerçeğinden ve içyüzünden habersizdirler) . Ahiretten ise onlar (daha da) gafildirler.
8
Onlar kendi iç (dünyalarında ve vicdanlarında,) nefislerinin yapısını, (bedenlerinin, beyinlerinin ve tüm vücut sistemlerinin nasıl harika şekilde ayarlanıp ortaya çıktığını) , Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları; ancak (kudret, rahmet ve hikmetini tanıtmak üzere) Hakk olarak ve belli bir süre için yarattığını hiç düşünmezler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedirler.
9
(Ekonomik, askeri ve siyasi gücü zulüm aracı olarak kullananlar) Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Ki böylece kendilerinden önceki (zalim ve kâfir kavim) lerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler! (Oysa) Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, arz’ı-toprağı alt-üst etmişler (ekip biçmişler, madenler ve sular arayıp çıkarıvermişler) ve onu (yeryüzünü) , kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. (Geçmiş kavimlerin) Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti (ama onlar inkâra ve isyana yönelmişlerdi) . Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
10
Sonra kötülük yapanların (fenalık ve fesatlıkla uğraşanların) uğradıkları akıbet, Allah’ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinip şımarmış olmaları dolayısıyla çok kötü (ve ürkütücü) oldu (ve olacaktır) .
11
Allah, (mahlûkatı) yaratmayı (hiç yoktan) başlatır, sonra da onu iade edip tekrarlar (yani her şeyi ve herkesi sürekli yaratır) , sonra da siz (öldürülüp) O’na döndürülürsünüz (çünkü hepinizden hesap sorulacaktır) .
12
Kıyamet-saatinin gelip çattığı gün, suçlu-günahkârlar umutsuzca yıkılıp (şaşkınlık ve perişanlık içinde kalacaklardır) .
13
(Ahirette, müşriklere ve münafık kimselere Allah’a eş koştukları) Ortaklarından (hiçbiri) kendilerine şefaatçi olamayacaktır; (zaten) onlar, (kendilerine tâbi olanları) ortaklarını inkâr edip tanımayacaklardır.
14
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (mü’minlerle kâfirler birbirlerinden) ayrılacaklardır.
15
Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar ’bir cennet bahçesinde’ ’sevinç içinde ağırlanıp (sonsuz mutluluğa kavuşacaklardır.) ’
16
Amma inkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azap için (cehenneme atılmaya) hazır bulundurulacaktır.
17
Öyleyse (ey mü’minler) akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah’ı tesbih edip (namazınızı kılın) .
18
Hamd O’nundur; göklerde ve yerde (övülen ve ibadet edilen O’dur) , günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de (ibadetinizi yapın) .
19
(Cenab-ı Allah) O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, (her kış) ölümünden sonra da (baharda tekrar) yeri diriltip (çeşitli bitkilerle donatır) . İşte siz de böyle (yeniden yaratılıp topraktan) çıkarılacaksınız.
20
O’nun ayetlerinden (Allah’ın vahdet ve rahmet alâmetlerinden) birisi de sizi topraktan yaratmasıdır. (Vücudumuzu oluşturan elementler toprak menşelidir; hayvani ve nebati bütün gıdalarımız da topraktan yetişmektedir, insanın tohumu olan meni de bunlardan meydana gelmektedir.) Sonraki zamanlarda da sizin (yeryüzüne) yayılan beşer (çeşitli kavim ve kabileler) olmanızı (yine Allah sağlamıştır) .
21
O’nun (Allah’ın) ayetlerinden (vahdet ve rahmet alâmetlerinden) birisi de, kendileriyle huzura kavuşmanız (ve kaynaşmanız) için, size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza karşılıklı mesuliyetli muhabbet ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunlar düşünen bir topluluk için (ne büyük hikmet ve) ibretler barındırmaktadır.
22
O’nun (Allah’ın kudret ve hikmet) delillerinden biri de, gökleri ve yeri (böyle mükemmel ve muhteşem) yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin değişik olmasıdır. (Farklı kavim ve kabileler olarak, birbirlerinizle kolay tanışmanız, dayanışmanız, değişik yetenek ve üretimlerinizden yararlanmanız için böyle yapılmıştır.) Şüphesiz bunda, (dikkatle düşünüp) bilenleriniz için alınacak dersler vardır.
23
Geceleyin ve gündüzün uyumanız (dinlenip yorgunluğunuzu atmanız) ile, (yine) O’nun lütfundan (geçiminizi temin etmek üzere rızkınızı) aramanız (için Güneş sistemini ve gezegenleri ve yerküreyi böylesine dengeli yaratıp yürütmesi) de, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz (düşünüp) duyabilen bir kavim için, gerçekten bunda ayetler ve ibretler vardır (ve açıktır) .
24
Size bir korku ve umut (vesilesi) olarak şimşeği göstermesi ile, gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltmesi de, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler bulunmaktadır.
25
(Ve yine) O’nun emriyle göğün ve yerin (mucizevi bir düzen içinde dönüp) durması da, O’nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (ölüp toprağın altına girdikten sonra) bir davetle çağırdığı zaman, siz (bir de bakarsınız ki hemen diriltilip mahşere) çıkarılmışsınızdır.
26
Göklerde ve yerde (bulunanlar) kim (ve ne) varsa O’nundur; hepsi O’na ’gönülden boyun eğmiş’ (divan durup emrine hazır hale gelmiş) durumdadır.
27
Yaratmayı (hiç yoktan) başlatan, sonra onu iade edip (diriltecek) olan O’dur; bu O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller (İlahi sıfatlarının tezahür ve tecellileri olan örnekler) O’nundur. O, (her yönden) Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibi (Allah’tır) .
28
(Allah) Size kendi nefislerinizden (şöyle) bir örnek vermektedir: “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde (şahsi servet ve mülkünüzde) ; ellerinizin altındakilerden (işçi, memur ve hizmetlilerinizden bir kısmının) , sizinle eşit ortak sayılmasına (yanaşır mısınız?) Kendi kendinizden (ve aile fertlerinizin bile malınızı serbestçe tasarruf etmesinden) korkup sakındığınız gibi, bunların (işçi ve memurlarınızın) da (hiçbir hakları olmadıkları halde; kendi malınızı, yetki ve imkânlarınızı, istedikleri gibi harcamasından) endişeye kapılacağınız ortaklarınız (bulunmasından rahatsızlık duymayacak kimseler) var mıdır? (Siz buna razı olur musunuz ki, Allah da mülküne ortak kabul etsin?) ” İşte Biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
29
Hayır, (asıl) zalimler; hiçbir bilgiye (akli ve vicdani belgeye) dayanmaksızın kendi hevâ (istek ve tutku) larına uymuş (ve Allah’ın sözlerini kendi heveslerine uydurmuş olan) lardır. (Bunlar Kur’an’ı ve Resulüllah’ı değil, kendi kuruntularını esas almışlardır. Oysa bir bilgi ve belgeye dayanarak ilmi tartışma yapanların hataları bağışlanır.) Allah’ın saptırdığını artık kim hidayete ulaştıracaktır? Onların hiçbir yardımcıları da bulunmayacaktır.
30
Bu nedenle Sen yüzünü (ve yönünü) tam bir teslimiyetle Hakk Din’e çevir; Allah’ın (beşer tabiatına uygun olarak gönderdiği) Fıtrat Dinine (ve İslam düzenine) dön ki, (Cenab-ı Hakk) insanları ona göre (fıtrat dinine, doğal ve sosyal dengelere uygun şekilde) yaratmıştır. Allah’ın yaratması (ve kanun koyması) değiştirilemez. (Çünkü fıtrat esaslarına aykırılık felaketlere yol açacaktır . ) İşte dimdik ayakta duran (Hakk) Din budur. Fakat insanların çoğu (gerçeği) bilmezler (ve öğrenmek istemezler, bu yüzden hidayetten mahrum kalmışlardır) .
Sonraki 30 ayet →