1
(Ey Peygamber,) de ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur’an) dinledikleri bana vahiy olundu.” Onlar (kavimlerine geri gittiklerinde) dediler ki: “Şüphesiz Biz, hayran bırakan Kur’an’ı dinledik.” (Bknz. 6:100. Bu ayet-i kerimede bahsedilen cinlerden, yerleşim dışından gelen bazı Yahudi topluluklara işaret edilmiştir. Onlar, Kur’an-ı Kerim’i dinlediler ve kavimlerine döndüklerinde onlara da bu olaydan bahsettiler. Daha önce Ahkâf sûresinde bahsedilen Yahudi delegeden farklı olarak, bu ve daha sonraki ayetlerde bahsedilen delege, büyük bir ihtimalle Afganistan’da yaşayan İsrâiloğulları’nın ileri gelenlerinden oluşmaktaydı. Ayrıca bkz. dipnot 46:29.)
2
“O, doğru yola iletir. Böylece biz (de) ona inandık. Rabbimize (artık) kimseyi, asla ortak koşmayacağız.”
3
“(Şüphesiz) Rabbimizin şanı çok yücedir. O, Kendine ne bir eş, ne (de) bir oğul edinmiştir.”
4
“(Şüphesiz) aramızdan bir akılsız, Allah hakkında aşırı sözler söylerdi.”
5
“Biz, insanlar ve cinlerin Allah’a karşı (asla) yalan uyduramayacaklarını zannederdik.”
6
“(Şüphesiz) halktan bazı adamlar, büyük adamlardan bazı kimselere sığınırlardı. Bu onların, ancak kibirlerini arttırdı.”
7
“Onlar (da) sizler gibi, Allah’ın kimseyi (peygamber olarak) göndermeyeceğine (kesinlikle) inanırlardı.”
8
“Biz, göğü araştırdık (manevi bilgileri elde etmeye çalıştık).Ancak onu güçlü bekçiler ve parlak alevlerle dolu bulduk.”
9
“(Şüphesiz İlâhi sözleri) dinlemek üzere, onun belli yerlerinde otururduk. Ancak kim şimdi dinlemeye çalışırsa, o parlak bir alevi (Bknz. 15:18) kendisini pusuda (bekler) bulur.”
10
“Yeryüzündekilere azap mı (verilmek) isteniyor, yoksa Rableri onlara hidayet mi vermek istiyor? Biz bilmiyoruz?”
11
“Aramızda iyi olanlar vardı. Bazılarımız (da,) onlardan farklıydı. Bizler, değişik yollar üzerindeydik.”
12
“(Şüphesiz) Biz, yeryüzünde Allah’ı aciz kılamayacağımızı biliriz. (Ayrıca) koşuşturarak (da,) O’nu aciz kılamayacağımızı biliriz.”
13
“Hidayet sözünü duyduğumuzda, ona inandık. O halde, kim Rabbine inanırsa, o ne bir kayıptan, ne (de) bir zulümden korkmayacaktır.”
14
“(Şüphesiz) aramızda itaat edenler (de,) zalim olanlar (da) vardı. Kim itaat ettiyse, işte hidayeti arayanlar, ancak onlardır.”
15
“Zalimler (ise,) işte Cehennem’in yakıtı (da) onlar oldular. ”
16
Eğer onlar, (doğru) yol üzerinde olsalardı, Biz onlara mutlaka bol bol su verirdik.
17
Bu (da) onları sınamak içindi. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, O kendisini gittikçe artan bir azabın içine atacaktır.
18
(Şüphesiz) mescitler Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte (başka) kimseyi çağırmayın.
19
(Şüphesiz) Allah’ın kulu, O’nu çağırmak için (ibadete) durduğunda, onlar neredeyse bölükler halinde ona saldıracaklardı.
20
De ki: “Şüphesiz ben, ancak Rabbimi çağırırım ve kimseyi O’na ortak koşmam.”
21
De ki: “Şüphesiz size zarar (vermek) veya doğru yol (göstermek) elimde değildir.”
22
De ki: “Allah’a karşı kimse beni korumasına alamaz. Ben (de,) O’ndan başka sığınacak birini asla bulamam.”
23
“(Görevim, ancak) Allah’ın sözünü ve O’nun mesajlarını ulaştırmaktır. Allah ile Peygamberi’ne itaatsizlik edenlere, mutlaka Cehennem ateşi olacaktır. Onlar, orada uzun süre kalacaklar.”
24
Nihayet korkutulduklarını görecekleri zaman, yardımcı olarak kimin en zayıf ve sayıca (da) en az olduğunu kesinlikle öğrenecekler.
25
De ki: “Korkutulduğunuz yakın mı, yoksa Rabbim o süreyi uzatır mı, (bunu) bilemem.”
26
O, gaybı bilendir. Gayb (ilminde de başka) kimseyi üstün kılmaz.
27
Ancak seçip beğendiği peygamber, (bundan) müstesnadır. Şüphesiz O, önünde ve arkasında, onu koruyarak yürür.
28
Bu, (peygamberler tarafından) Rablerinin mesajlarının (açıkça) ulaştırıldığını bilmesi içindir. Allah, onların yanlarındakileri kuşatmıştır ve her şeyi adetle saymıştır.