1
Ben, her şeyi en iyi bilen ve dosdoğru olan Allah’ım.
2
Sana indirilen (Kur’an) çok yüce bir Kitap’tır. Kalbine herhangi bir darlık gelmesin. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara bir hatırlatma olsun diye, (o sana indirilmiştir).
3
Rabbiniz tarafından size indirilene uyun. Kendinizce O’ndan başkalarını dost sanarak, peşlerinden gitmeyin. Siz, pek az nasihat alırsınız.
4
Biz nice yerleşimleri helâk ettik. Azabımız, geceleyin veya öğleyin uykularındayken, onlara gelip (çattı.)
5
Azabımız onlara gelince, tek dedikleri, “Şüphesiz biz, ancak zalim kimselerdik.” oldu.
6
Biz, kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere (de) mutlaka soracağız.
7
Kendilerine (tarihsel) gerçekleri, bilgimize göre mutlaka anlatacağız. Biz, hiçbir zaman onlardan gaip değildik.
8
(Kıyamet) günü bütün amellerin tartılacağı bir gerçektir. Tartıları ağır gelenler ise, işte murada ermiş olanlar, bunlardır.
9
Ancak tartıları hafif gelenler (ise,) ayetlerimize karşı insafsızlıklarından dolayı kendilerini hüsrana uğratacak olanlar (da,) işte onlardır.
10
Biz, yeryüzünde size kuvvet ihsan ettik. Orada size geçim yolları meydana getirdik. Siz, pek az şükredersiniz.
11
Şüphesiz sizi, Biz yarattık. Sonra size (uygun) biçimler verdik. Daha sonra meleklere, “Âdem’e boyun eğin,” dedik. İblis’ten başka (hepsi) boyun eğdiler. O, boyun eğenlerden olmadı.
12
(Allah ona) dedi ki: “Sana emrettiğim halde, seni boyun eğmekten alıkoyan nedir?” O da, “Ben ondan daha üstünüm. Sen beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın,” dedi.
13
(Allah) dedi ki: “Öyleyse bu (Cennet’ten) çık. Burada kibirlenmek sana düşmez. Onun için çık (git oradan!) Sen, şüphesiz aşağılık kimselerdensin.”
14
(İblis de) “Onların tekrar kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver,” dedi.
15
(Allah,) “Şüphesiz sen, mühlet verilenlerdensin,” dedi.
16
(İblis) dedi ki: “Benim sapık olduğuma karar verdiğin için, (insanları gözetlemek üzere,) Senin doğru yolunda mutlaka oturacağım.”
17
“Sonra (onları saptırmak için,) önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreder bulamayacaksın.”
18
(Allah,) dedi ki: “Çık (git oradan!) Sen daima aşağılanıp, kovulmuş sayılacaksın. (İnsanlardan) her kim sana uyarsa, sizin tümünüzle Cehennem’i mutlaka dolduracağım.”
19
“Ey Âdem! Sen ve eşin Cennet’te kalın. İstediğiniz yerden yiyin (ve için,) ama (yasaklanmış) bu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. ” (Hz. Âdem ve kendisine inananlara, Yüce Allah (c.c.) iyi ve hoş olmayan işleri yasak etmiş ve bazı işlerin yapılmamasını emretmişti. İşte Hz. Âdem’in (a.s.) yaklaşmaması istenen şecere (ağacı) ile o işler kastedilmiştir. Nitekim İbrahim sûresinde Yüce Allah (c.c.), iyi, temiz ve pak işler için şecere-i tayyibe, hoş olmayan işler için ise şecere-i habise ifadesini kullanmıştır. (14:25–26) Ayetten anlaşıldığına göre İslâm dininde, ruhsal ve fiziksel olarak zarar veren gıdalar ve eşyalar dışında, tüm yiyecek ve içecekler helâldir.)
20
Şeytan, onlardan gizlenmiş olan zaaflarını kendilerine göstermek üzere (kalplerine) vesvese yerleştirdi. Dedi ki: “İkiniz melek olmayın yahut ebedileşmeyin diye, Rabbiniz bu ağacı size yasak etti.”
21
İkisine (de) yeminler ederek, “Şüphesiz ben, iyiliğinizi isteyenlerdenim,” (dedi.)
22
(Şeytan,) ikisini aldattı (ve) yerlerinden kaydırıp uzaklaştırdı. O (yasak) ağacın meyvesini tattıklarında, zaafları kendilerine aşikâr oldu. (Bunun üzerine,) Cennet yapraklarıyla kendilerini örtmeye başladılar. ( İnsanoğlu günah işlediğinde, vicdanı onu rahatsız eder ve o günahın telafisi için dua, tevbe ve istiğfara koyulur. Âdem (a.s.) de hata yaptığında, hemen onun telafisi için dua ederek iyi işlere koyuldu ve Cennet’e götüren işler yapmaya başladı. Cennet’in yaprakları da , işte bunlardır. Müfessirler zahiri olarak yaprak anlamını beyan etmişlerdir. Ancak bu anlam doğru olmayıp, yapraklardan murat, iyi amellerdir.) Rableri onlara, “Ben size o ağacı yasaklamamış mıydım? Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, dememiş miydim?” diye seslendi.
23
Her ikisi (de,) “Biz kendi canımıza zulmettik. Bizi bağışlayıp rahmet etmezsen, şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz,” dediler.
24
(Allah,) “Hepiniz (buradan) çıkıp gidin. Birbirinize düşman olacaksınız. (Bu kelimelerden de anlaşıldığına göre daha önce zikredilen “Şeytan” aslında insandı. Ayet-i kerimede şeytan ile insan birbirine düşman olacak denmiştir. Ancak dünyada insanın insana düşman olduğu anlaşılmaktadır. Bundan da anlaşıldığına göre İblis ve onun dostlarından, yine insanlar kastedilmiştir.) Sizin için yeryüzünde bir süre kalıp, faydalanmak (mukadder kılınmıştır,)” dedi.
25
O, dedi ki: “Sizler orada yaşayıp, orada ölüp, oradan çıkarılacaksınız. "
26
Ey Âdemoğulları! Sizin zaaflarınızı örten ve bir süs vesilesi olan elbise meydana getirdik. 3 Takva elbisesi ise, en hayırlısıdır. Öğüt alsınlar diye, bu (giyim emri) Allah’ın ayetlerindendir.
27
Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne ve babanızı Cennet’ten çıkardığı gibi, sizleri (de) fitneye sokmasın. O (şeytan,) onların zaaflarını göstermek için elbiselerini çekip çıkarmıştı. O ve onun yandaşları, sizi onları göremediğiniz yerden görürler. Şüphesiz Biz, şeytanları inanmayanlara dost kıldık.
28
(Bu kâfirler) bir hayâsızlık yaptıkları zaman, “Atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah (da) bize bunu emretti,” derler. De ki: “Allah hayâsızlığı asla emretmez. Bilmediğiniz sözleri, Allah’a mı isnat ediyorsunuz?”
29
De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte dikkatlerinizi (Allah’a) yöneltin. Dini (de) ona halis kılarak, (yalnız) O’nu çağırın. Sizi ilk yarattığı gibi, hepiniz tekrar aynı duruma döneceksiniz.”
30
(Allah) bir topluluğa hidayet verdi. Bir topluluk (da) sapıklığı hak etti. Onlar, Allah’ı bırakıp, şeytanları dost edindiler ve onlar, kendilerini hidayete ermiş sanırlar.
Sonraki 30 ayet →