Ana SayfaMealler › Muhammed Celal Şems
MC

Muhammed Celal Şems

Muhammed Celal Şems meali ile okumaya başla
Ahkaf 1 / 35
1
Hamîd ve Mecîd (olan Allah, bu sûreyi indirmiştir.)
M.C.Şems 46:1
2
Bu Kitab’ın indirilmesi, en üstün ve hikmet sahibi (olan) Allah tarafındandır.
M.C.Şems 46:2
3
Biz gökleri, yeri ve her ikisi arasındakileri, hiçbir gaye (olmadan) ve belli bir süre (tayin etmeden) yaratmadık. İnkâr edenler (ise,) korkutulduklarından yüz çeviriyorlar.”
M.C.Şems 46:3
4
De ki: “Allah’tan başka çağırdıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yeryüzünde neler yaratmışlar? Yoksa göklerin (yaratılmasına) bir katkıları mı var? Eğer doğru iseniz, bundan önceki bir Kitap’tan (bir delil) yahut ilmi bir emare getirin.”
M.C.Şems 46:4
5
Allah dışında, Kıyamet gününe kadar duaları kabul edemeyeni (ve kendisine cevap vermeyeni) çağırandan daha sapık kim olabilir? Onlar (ise, bunların) dualarından (tamamen) habersizdirler.
M.C.Şems 46:5
6
İnsanların (tekrar diriltilerek) toplatılacakları zaman, (bu sahte tanrılar) kendilerine düşman olup, tapmalarını inkâr edecekler.
M.C.Şems 46:6
7
Apaçık ayetlerimiz onlara okunduğu zaman kendilerine hak geldiğinde, onu (kabul etmeyip) inkâr edenler, “Bu apaçık bir sihirdir,” derler.
M.C.Şems 46:7
8
Onlar, “Bu (Kur’an’ı) kendisi mi uydurdu,” diyorlar. De ki: “Eğer bunu ben uydurmuş olsaydım, (o zaman) Allah’ın azabından beni asla kurtaramazdınız. O, sizin anlamsız sözlerinizi çok iyi bilir. O, benimle sizin aranızda şahit olarak yeterlidir. O, çok bağışlayan ve çok rahmet edendir.
M.C.Şems 46:8
9
De ki: “Ben peygamberlerden ilki değilim. Bana ve size nasıl davranılacağını (da) bilmem. Ben, ancak bana indirilen vahiye uyarım ve ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.”
M.C.Şems 46:9
10
De ki: “Söyleyin bana! Eğer bu gerçekten Allah Katındansa, siz (de) onu inkâr ettiyseniz, (bu şaşırılacak bir durum değil midir? Oysa) İsrâiloğulların’dan bir şahit (Bu şahitten Hz. Musa (a.s.) kastedilmiştir. ) kendisine benzer birinin (geleceğine) şahadet edip, ona inanmıştı Sizler (ise) kibirlendiniz. Şüphesiz Allah, zulmedenlere (hiçbir zaman) hidayet vermez.”
M.C.Şems 46:10
11
Kâfirler inananlar hakkında, “Eğer (Kur’an) hayırlı bir şey olsaydı, bunlar ona bizden evvel inanmazlardı,” derler. Onlar onunla hidayeti bulamadıkları için, “Bu eski bir yalandır,” diyecekler.
M.C.Şems 46:11
12
Hâlbuki bundan önce Musa’nın kitabı vardı. O, hem yol gösterici, hem bir rahmetti. Bu ise, (kendisinden önceki Kitaplar’ı) doğrulayan, Arap dilinde (olan,) zulmedenleri korkutan (ve) ihsan edenlere müjde veren bir Kitap’tır.
M.C.Şems 46:12
13
Şüphesiz, “Rabbimiz Allah’tır!” deyip, sonra (da) buna bağlı kalanlar için, ne (gelecek ile ilgili) bir korku (olacak,) ne (de) onlar (geçmişteki kusurlarından dolayı) üzülecekler.
M.C.Şems 46:13
14
Cennetlik olanlar (da,) ancak bunlardır. (Geçmişte) yaptıklarının karşılığı olarak, orada ebediyen kalacaklar.
M.C.Şems 46:14
15
Biz insana, ana babasına iyilik etmesini kuvvetli olarak nasihat etmiştik. Annesi onu (karnında) zahmetle taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Onun taşınması ve sütten kesilmesinin (müddeti) otuz aydır. Sonra o, olgunluk çağına ve kırk (yaşına) ulaşınca (Bu ayet-i kerimede ve daha önce 12:22’te kullanılan “eşüddehu” (olgunluk çağı) kelimesinden manevî olgunluk çağı kastedilmiştir. Ancak 6:152’de kullanılan “eşüddehu”; keza 18:82’de kullanılan “eşüddehuma” kelimeleri zihinsel ve bedensel olgunluk çağı anlamında kullanılmıştır.) dedi ki: “Yarabbi! Bana ve ana babama verdiğin nimetten dolayı Sana şükretmem ve hoşlandığın işler yapmam konusunda bana (güç) lütfet. Keza benim için, neslimin ıslah edilmesinin (temelini) at. Şüphesiz ben Sana eğilirim ve şüphesiz ben Sana itaat edenlerdenim.”
M.C.Şems 46:15
16
Yaptıkları güzel işlerini kabul edeceğimiz, fenalıklarına (da) göz yumacağımız, işte bunlardır. (Bunlar) Cennet’e girecek olanlardır. Bu, (başlangıçtan beri müminlere) vadolunan dosdoğru bir sözdür.
M.C.Şems 46:16
17
Ana babasına, “İkinize yazıklar olsun! (Tekrar diriltilip) kaldırılacağım hakkında mı, beni korkutuyorsunuz? Hâlbuki benden önce nice kavimler geçmiştir,” diyen kimseye, her ikisi Allah’a yalvararak (dediler ki:) “Yazıklar olsun sana! (Allah’a) iman et. Allah’ın (verdiği) söz mutlaka gerçekleşecektir.” Bunun üzerine o, “Bunlar, ancak eskilerin hikâyeleridir,” dedi.
M.C.Şems 46:17
18
İster cinlerden, ister insanlardan olsun, kendilerinden önce geçmiş kavimlerden (haklarında azap) sözü gerçekleşmiş olanlar (da,) ancak bunlardır. Şüphesiz onların (hepsi) hüsrana uğrayanlardır.
M.C.Şems 46:18
19
Onlar için amellerine göre dereceler vardır. Bu, Allah’ın onlara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi ve kendilerine (de) zulmedilmemesi (içindir.)
M.C.Şems 46:19
20
Kâfirlerin (Cehennem) ateşinin önüne çıkarılacakları günde onlara, “Sizler bütün güzel şeylerinizi dünya hayatında tükettiniz ve onlardan (yeterince) faydalandınız. Bugün artık yeryüzünde haksız yere kibirlenmeniz ve itaatsizlik etmenizden dolayı rezil edici bir azaba uğratılacaksınız,” (denilecek.)
M.C.Şems 46:20
21
Âd (kavminden) kardeşleri (Hûd’u) hatırla. Hani o, kavmini Ahkâf’ta korkutmuştu (Bknz. 69:78). Kendisinden önce (de,) sonra (da,) birçok uyarıcılar (gelip) geçmişti. (Onların herbiri demişti ki:) “Allah’tan başka kimseye ibadet etmeyin. Şüphesiz ben, (başınıza) büyük bir günün azabının (gelmesinden) korkarım.”
M.C.Şems 46:21
22
Onlar, “Sen, bizi tanrılarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, bizi korkuttuğunu bize getir” dediler.
M.C.Şems 46:22
23
(Hûd) dedi ki: “(Gerçek) bilgi Allah Katındadır. Ben ancak iletmekle (görevlendirildiğim talimatı) size ulaştırıyorum. Ancak ben, sizin cahil bir kavim olduğunuzu görmekteyim.”
M.C.Şems 46:23
24
(Hûd'un kavmi,) onun bir bulut şeklinde vadilerine doğru ilerlediğini gördüklerinde, “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur,” dediler. (Biz ise onlara dedik ki:) “Bilakis, bu çabuk gelmesini istediğinizdir. O, içinde acı bir azabın (gizli olduğu) bir rüzgârdır.”
M.C.Şems 46:24
25
“O, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir edecektir.” Sabaha erdiklerinde (ise) evlerinden başka bir şey görünmüyordu. Biz suçlu bir kavime, ancak böyle karşılık veririz.
M.C.Şems 46:25
26
Şüphesiz Biz onları güçlendirdiğimiz kadar, sizi güçlendirmedik. Onlara (da) kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Oysa kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine hiç fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini ısrarla inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri (azap,) onları (dört bir yandan gelip) kuşattı.
M.C.Şems 46:26
27
Şüphesiz Biz, çevrenizdeki yerleşimleri (de) helâk ettik. (İnatlarından) vazgeçsinler diye Biz, kendilerine mucizelerimizi tekrar tekrar (açıklayarak anlattık.)
M.C.Şems 46:27
28
Kendilerini O’na yakınlaştırsın diye, Allah’tan başka edindikleri tanrılar, neden onlara yardım etmedi? Aksine onlar, kendilerinden kaybolup (gittiler.) Bu, onların yalanı ve uydurduklarının (sonucudur.)
M.C.Şems 46:28
29
Hani Kur’an dinlemeyi (arzu eden) cinlerden bir topluluğu (Bu ayet-i kerimede Hz. Resûlüllah (s.a.v.) ile görüşmek gayesiyle Nusaybin’den Medine’ye gelen Yahudi bir delegeden bahsedilmiştir. Onlar geri dönünce, kavimlerine Hz. Resûlüllah’ın (s.a.v.) ve Kur’an-ı Kerim’in doğruluğunu anlatarak kendilerine İslâm’ın mesajını verdiler. Uzak bir yerden geldikleri için, onlara cin denmiştir.) sana yöneltmiştik. Onlar, (Kur’an okunan meclise) geldiklerinde (birbirlerine,) “Susun!” dediler. (Kur’an’ın okunması) tamamlanınca, uyarıcılar olarak kavimlerine (geri) döndüler.
M.C.Şems 46:29
30
Onlar dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Musa’dan sonra indirilen bir Kitab’ı dinledik. O, kendisinden önce (indirilen Kitaplar’ı) tasdik etmektedir (ve) hakka ve doğru yola kılavuzluk etmektedir.”
M.C.Şems 46:30