1
Hamîd ve Mecîd (olan Allah bu sûreyi indirmiştir.)
1
Kâfir olup Allah yolundan alıkoyanların yaptıklarını, O boşa çıkarmıştır.
2
Bu Kitab’ın indirilmesi, en üstün ve hikmet sahibi (olan) Allah tarafındandır.
2
İnanıp (da imanlarına göre yerli yerinde) iyi amellerde bulunan ve Muhammed’e indirilene -ki o Rableri tarafından haktır- inananların fenalıklarını Allah uzaklaştıracak ve durumlarını düzeltecektir.
3
Şüphesiz göklerde ve yerde, müminler için birçok alâmetler vardır.
3
Bu, kâfirlik edenlerin yalana uymalarından, inananların (ise) Rableri tarafından gelen hakka uymalarından dolayıdır. Böylece Allah, insanlara onların misallerini beyan eder.
4
Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın yeryüzünde) yaymakta olduğu canlılarda (da, kesin) inanan bir kavim için alâmetler vardır.
4
(Savaş meydanında) kâfirlerle karşılaştığınızda, boyunlarına darbe indirin. Kanlarını iyice akıttıktan sonra, onları sımsıkı bağlayın. Savaş silahlarını bırakınca (Yani, savaş sona erince.), onları ya iyilik ederek, ya (da) fidye alarak (serbest bırakın. Bu, ancak) böyle (olmalıdır.) Allah dileseydi, bizzat kendilerinden öç alırdı. Ancak bu, bir kısmınızı diğerlerinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlerin amellerini, O boşa çıkarmayacaktır. (Bazı kimseler bu ayete itiraz ederler. Hâlbuki bu ayette “İslamî Cihat”ın şartları şöyle beyan edilmiştir: 1- Sizler savaşı başlatan olmayın. Ancak kâfirler size karşı savaş başlattıklarında, savaş meydanına inmeye mecbur kalırsanız, o zaman kendilerini yenilgiye uğratıncaya kadar savaşın. 2- Savaş bitince esirleri sımsıkı bağlayın. 3- Ardından kendilerinden fidye alarak yahut da fidye almadan, onları serbest bırakın. Bazı kimseler İslâm dini kılıçla yayılmıştır derler. Bu ayet-i kerimede esirleri zorla Müslüman yapın denmemiştir. Hatta kâfir oldukları halde onları serbest bırakın diye Müslümanlar’a nasihat edilmiştir.)
5
Gece ile gündüzün ardı ardına (gelmesinde,) Allah’ın gökten bir rızık (vesilesi olan suyu) indirmesinde, onunla toprağı ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları evirip çevirerek estirmesinde, akıl sahibi bir kavim için (birçok) mucizeler vardır.
5
O, onları mutlaka başarıya götürecek ve durumlarını iyileştirecektir.
6
Bunlar Allah’ın mucizeleridir. Bunları hak ile sana okuyup (anlatırız.) Öyleyse onlar, Allah ve O’nun mucizelerinden sonra hangi söze inanacaklar?
6
Onları, kendileri için çok yüce kıldığı Cennetler’e alacaktır.
7
Her büyük yalancının ve büyük günahkârın helâk olması (mukadderdir.)
7
Ey inananlar! Allah'a yardım ederseniz, O (da) size yardım edecek ve adımlarınızı sağlamlaştıracaktır.
8
O, kendisine okunan Allah’ın ayetlerini dinler, sonra kibirlenerek onları hiç duymamış gibi, (kendi sözleri üzerinde) ısrar eder. Öyleyse ona, acı bir azabı müjdele.
8
Kâfirlik edenlere (ise,) ancak yazıklar olsun! O, onların amellerini boşa çıkaracaktır.
9
Mucizelerimizden bazıları hakkında bir haber alınca, onunla alay etmeye (başlar.) Aşağılayacağı azap (da,) ancak bunlar içindir.
9
Bu onların, Allah’ın indirdiği (kelâmı) sevmemelerindendir. Böylece O, onların yaptıklarını boşa çıkardı.
10
Karşılarında Cehennem vardır. Onların kazandıkları (da,) Allah’tan başka edindikleri dostları (da,) kendilerine bir fayda vermeyecek. Onlara büyük bir azap (mukadderdir.)
10
Onlar yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonları nasıldı (onu) görmediler mi? Allah onları azaba uğrattı. Kâfirlerin (hali de) onlarınki gibi olacak.
11
(İşte gerçek) hidayet budur. Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere, (putlara taptıkları için) acı bir azap (mukadderdir.)
11
Bu, Allah’ın müminlerin koruyucusu olmasından ve kâfirlerin (ise) hiç koruyucuları bulunmamasından ileri gelmektedir.
12
O’nun buyruğuyla içinde gemilerin seyretmesi, O’nun lütfunu aramanız ve şükretmeniz için, denizi hizmetinize veren Allah’tır.
12
Şüphesiz Allah, inanıp (da imanlarına göre yerli yerinde) iyi amellerde bulunanları, içinden ırmaklar akan bahçelere alacaktır. Kâfirler (ise geçici olarak) yararlanmaktadırlar. Onlar, hayvanlar gibi yiyip (içerler. Gidip) kalacakları yer (de Cehennem) ateşidir.
13
Göklerde ve yerde bulunanların hepsini hizmetinize, O vermiştir. Şüphesiz bunda, düşünen bir kavim için birçok alâmetler vardır.
13
Seni çıkaran yerleşimden, kuvvetçe daha güçlü birçok yerleşim bulunuyordu. Biz onları (bile) helâk ettik. Böylece hiç kimse onların yardımcıları olmadı.
14
Sen müminlere de ki: “Allah’ın günlerini ummayanları (O’nun cezasından korkmayanları) affetsinler. Bunun sonucu O, böyle bir kavime yaptıklarının karşılığını (bizzat) verecektir.
14
Rabbi tarafından sağlam bir delil üzerinde bulunan kimse, yaptıkları kötülükler kendilerine hoş olarak gösterilen ve heveslerinin peşinde koşanlar gibi olabilir mi?
15
Kim (yerli yerinde) iyi amelde bulunursa, (bunun faydası) kendi canınadır. Kim kötülük yaparsa, (onun zararı da) kendisinedir. Sonra hepiniz, Rabbinize döndürüleceksiniz.
15
Takvayı benimsemiş olanlara vaat edilen Cennetler’in misali (şöyledir:) Orada suyu bozulmayan ırmaklar, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet (veren) içki ırmakları ve saf bal ırmakları (bulunmaktadır.) Orada kendileri için her türlü meyve ve Rableri tarafından mağfiret (de) vardır. (Onlar,) uzun süre ateş içinde kalacak olan ve bağırsaklarını paralayacak sıcak su içirilenler gibi olabilirler mi?
16
Şüphesiz Biz İsrâiloğulları’na Kitap, hikmet ve peygamberlik ihsan ettik. Onları temiz (olanlarla) rızıklandırdık. Onları, bütün cihanlara (da) üstün kıldık.
16
Aralarından, (görünürde) sana kulak verenler (de) bulunur. Onlar senin yanından çıktıklarında, kendilerine ilim verilenlere, “Demin bu (Peygamber) ne söyledi?” derler. İşte Allah’ın kalplerini mühürledikleri, ancak bunlardır. Onlar hep kendi heveslerinin peşinde koşarlar.
17
Biz, onlara şeriatın apaçık talimatını verdik. Ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarında azgınlık (ederek) onun hakkında görüş ayrılığına düştüler. Şüphesiz Rabbin Kıyamet günü onlar arasında, ihtilâf ettikleri (konular) hakkında hüküm verecektir.
17
Hidayeti bulanlar (için ise,) O hidayeti hep arttırdı ve onlara hep takva ihsan eyledi.
18
Ardından Biz, seni din konusunda (çok açık) bir yola koyduk. Onun için ona tabi ol ve bilgi sahibi olmayanların isteklerine uyma.
18
Onlar, (en son karar) saatinin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Nitekim belirtileri (de) ortaya çıkmıştır. O (saat gerçekten) kendilerine gelince, artık nasihat almaları onlara ne fayda verebilir?
19
Şüphesiz onlar, Allah’a karşı senin işine hiç yaramayacaklar. Zalimler, ancak birbirlerine dostturlar. Allah (ise,) takvayı benimseyenlerin dostudur.
19
Bil ki, Allah'tan başka bir İlâh yoktur. (Seni kabul etmeyenlerin,) sana (karşı) günahlarının ve inanan erkek ile inanan kadınların (kusurlarının) bağışlanmasını dilemeye (devam et.) Allah, yolculuk ettiğiniz yerleri (de,) kaldığınız yerleri (de) çok iyi bilir.
20
Bu, insanlar için kavrayabilecekleri delillerdir. (Kesin) inanan bir kavim için hidayet ve rahmet (vesilesidir.)
20
İnananlar, “Neden bir sûre indirilmedi?” derler. Sonra (da) pek sağlam bir sûre indirilince ve içinde (de) savaştan bahsedilince, kalplerinde hastalık olanların sana, ölüm baygınlığını geçiren biri gibi baktıklarını görürsün. İşte onlara, (Allah Katında) helâk olmak (mukadderdir.)
21
Yoksa (türlü) kötülükler işleyenler kendilerini, iman edip (imanlarına göre yerli yerinde) iyi amellerde bulunanlarla bir tutacağımızı, hayatlarıyla ölümlerinin (de) eşit (olacağını) mı sanıyorlar? Verdikleri hüküm (çok) kötüdür.
21
(Onlar, “Bize düşen) itaat ve güzel söz (söylemektir,” demeliydiler.) Sonunda iş kesinleşince (Yani, savaş başlayınca), Allah’a karşı doğru kimseler olsalardı, bu onlar için (çok) hayırlı olurdu. (Yani, onlar iyi niyetli ve doğru sözlü olsalardı, savaş başladığında ona katılırlardı.)
22
Herkese kazandığına göre karşılık verilsin diye Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Onlara asla zulmedilmeyecek.
22
Eğer idareci olsanız, yeryüzünde fesat çıkarmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz (yine de) mümkün müdür? (Hayır, asla!)
23
Kendi (nefsinin) arzularını tanrı edineni, Allah’ın (eksiksiz) bilgisinden dolayı sapık olduğuna karar verdiğini, işitme yeteneği ile kalbini mühürlediğini (ve) gözleri üzerine perde indirdiğini, (hiç) gördün mü? Allah’tan başka ona kim hidayet verebilir? Siz yine (de) akıl etmez misiniz?
23
İşte Allah’ın lanetlediği, (sonra) sağır ettiği ve gözlerini (de) kör ettiği kimseler bunlardır.
24
Onlar derler ki: “Bu (hayat,) dünya hayatımızdan başka bir şey değildir. Biz (hem) öleceğiz, (hem de) dirileceğiz. Zaman dışında bizi helâk eden (de) yoktur.” Oysa bu hususta hiç bilgileri yok. Onlar, ancak varsayımda bulunurlar.
24
Bunlar Kur’an hakkında (derinlemesine) düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde, (yüreklerindekinden dolayı) kilitler mi var?
25
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, tek delilleri, “Doğruyu söylüyorsanız, atalarımızı (diriltip) getirin,” demekten başkası değildir.
25
Şüphesiz kendilerine hidayet (iyice) aşikâr olduktan sonra geri dönenlere, şeytan (yaptıklarını) pek hoş olarak göstermiş ve onlara boş umutlar vermiştir.
26
De ki: “Ancak Allah, sizi diriltir. Sonra (da) O, sizi öldürür. Ardından hepinizi Kıyamet gününe kadar toplamaya (devam edecek.) Bunda hiç şüphe yoktur. Ancak insanların çoğu bilmezler.”
26
Bu onların Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayanlara, “Biz bazı işlerde size mutlaka itaat edeceğiz,” demelerindendir. Allah onların sırlarını bilir.
27
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. (Kıyamet) saati geleceği zaman, yalan söyleyenler o gün hüsrana uğrayacaklar.
27
Melekler canlarını alacağı zaman yüzleri ve sırtlarına (kırbaçlar) vurduklarında, (durumları) nasıl olacak?
28
Her ümmeti dizleri üzerine düşmüş göreceksin. Her ümmet kendi Kitabı’na çağrılacak. Bu günde hepinize, (ancak) yaptıklarınızın karşılığı verilecek.
28
Bu, Allah’ı gücendirene tabi olmalarından ve O’nun rızasını (aramaktan) hoşlanmamalarından ileri geldi. Allah (da,) onların yaptıklarını boşa çıkardı.
29
(Biz,) “Bu Kitabımız, aleyhinizde doğrulukla şahadet edecek. Şüphesiz Biz, yaptıklarınızı yazıyorduk.” (diyeceğiz.)
29
Yoksa yüreklerinde hastalık olanlar, Allah’ın (kalplerindeki kinlerini) su yüzüne çıkarmayacağını mı sandılar?
30
Mümin olup (yerli yerinde) iyi işler yapanları (ise,) Rableri Kendi rahmetine alacak. İşte apaçık başarı (da,) ancak budur.
30
Dilersek onları sana mutlaka gösteririz. Böylece sen, onları kesinlikle yüzlerinden tanırsın. Şüphesiz sen, onları konuşma tarzlarından (da) tanırsın. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.
Sonraki 7 ayet →