1
(1-2) Ben her şeyi en iyi gören Allah’ım. Bu Kitab’ı, Rablerinin emriyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, her şeyden üstün ve her türlü hamd sahibi, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Kendisine ait olan Allah’ın yoluna (getirmen) için, sana indirdik. O’nu inkâr edenlerin şiddetli bir azap ile helâk olmaları (mukadderdir.)
2
(1-2) Ben her şeyi en iyi gören Allah’ım. Bu Kitab’ı, Rablerinin emriyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, her şeyden üstün ve her türlü hamd sahibi, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Kendisine ait olan Allah’ın yoluna (getirmen) için, sana indirdik. O’nu inkâr edenlerin şiddetli bir azap ile helâk olmaları (mukadderdir.)
3
(Yani,) dünya hayatını ahiretten daha fazla sevenler ve (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve onun eğri (olmasını) isteyenler; işte en derin sapıklık içinde olanlar (da,) bunlardır.
4
Biz her peygamberi, ancak kavminin diliyle (vahyedip) gönderdik ki, onlara (sözlerimizi) apaçık anlatsın. Allah, istediğinin sapık olduğuna hükmeder ve istediğini (de) hidayete erdirir. O, her şeyden üstündür, hikmet sahibidir.
5
Şüphesiz Musa’yı (da) ayetlerimizle gönderdik ve (ona şöyle buyurduk:) “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar. Onlara Allah’ın günlerini hatırlat. (Yani Allah’ın (c.c.) nimetlerini ve (de) azabını onlara hatırlat)” Şüphesiz bunda tam olarak sabreden ve tam olarak şükreden herkes için, (birçok) nasihatler vardır.
6
Hani Musa kavmine dedi ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani O, sizi Firavun’un kavminden kurtarmıştı. Onlar, sizleri şiddetli azaba uğratırlardı. Oğullarınızı öldürür, kadınlarınızı sağ bırakırlardı. Bunda, Rabbiniz tarafından sizin için büyük bir imtihan vardı.”
7
Hani Rabbiniz, “Şükrederseniz, sizi mutlaka (daha da) çoğaltacağım, (ama) nankörlük ederseniz, şüphesiz azabım pek şiddetli olur,” diye ilan etmişti.
8
Musa dedi ki: “Sizler ve yeryüzünde (yaşayan) bütün insanlar hep birlikte nankörlük etseniz (de,) şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her türlü hamda lâyık olandır.”
9
Sizden önce (gelen) Nuh’un kavminin, Âd ile Semûd ve onlardan sonrakilerin (kalpleri titreten) haberi, size gelmedi mi? Allah’tan başka kimse onları bilmez. Peygamberleri onlara apaçık delillerle geldiler. (Ancak) onlar ellerini ağızlarının üzerine koydular. (Bu kelimeler değişik manalarda yorumlanabilir. A) Kâfirler hayretle ellerini kendi ağızları üzerine koydular. B) Kâfirler ellerini peygamberlerin ağızları üzerine koydular ve böylece onların yoluna engel olmaya çalıştılar. Her iki durumda da kâfirlerin, peygamberlerin sözlerini kabul etmedikleri ve kendileriyle diyalogdan kaçındıkları anlaşılmaktadır.) “Biz sizinle birlikte gönderilen (talimatı) kesinlikle inkâr ederiz. Bizi çağırdığınız (söz) hakkında, muhakkak rahatsız edici bir şüphe içindeyiz,” dediler.
10
Onların peygamberleri dediler ki: “Gökler ile yerin yaratıcısı olan Allah hakkında şüphede misiniz? O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve belli bir süreye kadar size mühlet tanımak için, sizi çağırıyor.” Onlar (da) dediler ki: “Sizler de bizim gibi insansınız. Atalarımızın taptığı (putlardan) bizi vazgeçirmek istiyorsunuz. O halde, bize apaçık bir mucize getirin.”
11
Peygamberleri onlara dediler ki: “Biz ancak sizin gibi insanlarız. Ancak Allah, kulları arasından dilediğine ihsanda bulunur. Allah’ın izni olmadan size mucize getirmek, elimizde değildir. Müminler ancak Allah’a güvenmelidirler.”
12
“Biz neden Allah’a güvenmeyelim ki? Hâlbuki O, bize yollarımızı göstermiştir. Bize verdiğiniz eziyet karşısında, elbette sabretmeye devam edeceğiz. Güvenenler, ancak Allah’a güvenmelidirler.”
13
Kâfir olanlar peygamberlerine, “Sizi memleketimizden mutlaka kovacağız yahut (da) dinimize mutlaka geri döneceksiniz,” dediler. Bunun üzerine Rableri, (peygamberlere) şöyle vahyetti: “Biz, zalimleri mutlaka yok edeceğiz.”
14
“Onlardan sonra, o memlekette muhakkak sizi ikâmet ettireceğiz. Bu (söz) huzurumda durmaktan korkan ve uyarımdan (da) endişe duyan bir kimse içindir.”
15
Onlar zaferleri için dua ettiler. (Bunun sonucu hakka) başkaldıran, kibirlenip inat eden herkes, hüsrana uğradı.
16
(Bu dünya azabından) sonra, (ona) Cehennem (azabı da) mukadderdir. Orada kendisine irinli su içirilecektir.
17
Onu azar azar içecek, ama onu rahat yutamayacaktır. Ölüm kendisine her taraftan gelecek, ancak o ölmeyecektir. Bundan başka (da,) kendisi için ağır bir azap daha vardır.
18
Rablerinin (buyruklarını) inkâr edenlerin yaptıkları işler, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Gelecekleri için) kazandıklarından hiçbir kısmı ellerine geçmeyecektir. En büyük sapıklık, işte budur.
19
Allah’ın göklerle yeri, hak (ve hikmet) ile yarattığını görmedin mi? İsterse sizi ortadan kaldırıp, yerinize yeni bir yaratık getirir.
20
Bu (da,) Allah için zor değildir.
21
Onlar, hep beraber Allah’ın huzuruna çıkacaklar. Aralarında zayıf (sanılanlar,) büyüklenenlere, “Şüphesiz bizler, arkanızdan yürüyenlerdik. Allah’ın azabından bir kısmını üzerimizden uzaklaştırabilir misiniz?” diyecekler. Onlar (da,) “Allah bize hidayet verseydi, biz (de) mutlaka size hidayet verirdik. Artık sabırsızlık göstersek (de,) sabretsek (de,) bizim için birdir. Bizim için hiç kurtuluş yolu yoktur,” diyecekler.
22
(Bütün) mesele hükme bağlandığında, şeytan (insanlara) diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size kesin bir söz verdi. Ben (de) size söz verdim. Ancak size (verdiğim sözü) tutmadım. Sizin üzerinizde (de) bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım. Siz (de) kabul ettiniz. Onun için beni ayıplamayın. Aksine kendinizi ayıplayın. (Şimdi) ne ben sizin imdadınıza yetişebilirim, ne (de) siz benim imdadıma yetişebilirsiniz. Ben, daha önce beni Allah’a ortak koştuğunuzu kesinlikle reddediyorum.” Zalimlere muhakkak acı bir azap (mukadderdir).
23
İnanıp (da, yerli yerinde) iyi işler yapanlar, içinde ırmaklar akan bahçelere alınacaklar. Orada, Rablerinin emriyle ebedi olarak kalacaklar. Orada, “(Size) selam (olsun,)” (diye) dua (edecekler.)
24
Allah’ın temiz bir kelâmın misalini, nasıl beyan ettiğini görmedin mi? O, temiz bir ağaç gibidir. Kökü sapasağlamdır ve (her) dalı (ise) gökyüzündedir.
25
Rabbinin izniyle her zaman (taze) meyvesini verir. 1 Allah, nasihat alsınlar diye, insanlar için misaller beyan eder.
26
Kötü bir kelâmın durumu (ise,) kötü bir ağaç gibidir. O, yerden sökülmüş ve hiçbir yerde duramaz haldedir.
27
Allah, inananları kalıcı bir sözle dünya hayatında (da,) ahirette (de) sabit kılar. Allah, zalimlerin (de) sapık olduklarına hükmeder. Allah dilediğini yapar.
28
(28-29) Allah’ın nimetini nankörlük ile değiştirenleri ve kavmini helâk evi (olan) Cehennem’e indirenleri görmedin mi? (Onlar) oraya girecekler. (Orası) ne kötü bir kalınacak yerdir!
29
(28-29) Allah’ın nimetini nankörlük ile değiştirenleri ve kavmini helâk evi (olan) Cehennem’e indirenleri görmedin mi? (Onlar) oraya girecekler. (Orası) ne kötü bir kalınacak yerdir!
30
Onlar (insanları) O’nun yolundan saptırmak için, Allah’a ortaklar isnat ettiler. De ki: “(Geçici olarak) yararlanın. Sonunda gideceğiniz yer (Cehennem) ateşidir.”
Sonraki 22 ayet →