1
Andolsun (tan yerinin ağarma vakti olan) o fecre!
2
(Zilhicce`nin başındaki) o çok kıymetli on geceye de! Bu on gecenin, muharremin başındaki ve ramazanın sonundaki geceler olduğu hakkında rivayetler de vardır.
3
(Her şeyin, özellikle bu gecelerin ve namazın) çift(in)e de, tek(in)e de/o çift (olan her şey)e de, O tek (olan Allâh’u Zü’l-Celâl)e de/!
4
Bir de geçip gittiğinde o geceye!
5
İşte (yanlışlardan) engelleyici bir akıl sahibi için bun(lar)da yemin konusu olacak önemli bir şey vardır, değil mi?
6
(Habîbim! Duyduğun mü te vâtir haberlerle) gör(ür gibi bil)medin mi ki, Rabbin nasıl (azap) yaptı (Hûd (Aleyhisselâm)`ın inkârcı kavmi olan) Âd’a?
7
O (yüksek) sütunlara sahip (kıymetli binaların mâliki olan) İrem(in soyundan gelenler)e!
8
O toplum ki; şehirlerde onların benzeri (güçte ve büyüklükte bir millet) yaratılmamıştı! Rivayetlere göre; Âd’ın, Şeddâd ve Şedîd isimli iki oğlu mevcut olup bunlar zâlimâne hüküm sürdüler. Şedîd’in ölümü üzerine dünya mülkü Şeddâd’a kaldı. O, cennetin bahsini duyunca: “Ben de öyle bir yer yapacağım!” diyerek; Aden sahralarının birinde üçyüz senede öyle büyük bir şehir yaptı ki, köşkleri altın ve gümüşten, sütunları ise zeberced ve yakuttandı, içerisinde türlü türlü ağaçlar ve ırmaklar bulunuyordu. Şehir tamamlandığında memleketinin halkıyla birlikte oraya doğru yola çıktı, bir gün bir gecelik mesafeye varınca Allâh-u Te’âlâ’nın gökten gönderdiği bir nârayla hep birden helâk oldular. (Nesefî, Beyzâvî, Hâzin)
9
O (Şam yakınındaki Kurâ) vadi(sin)de kayaları kes(ip, sırf taştan bin yediyüz şehir bina et)miş olan o (azgın) Semûd’a da (Rabbinin neler yaptığını gör medin mi?)!
10
O (ordusunun çokluğu nedeniyle fazla çadırlara ve) kazıklara sahip (olan, işkence yapacağı kişileri de el ve ayaklarından dört kazığa çakan) Firavun’a da;
11
O kimselere ki, onlar şehirlerde haddi aşmıştılar;
12
Böylece oralarda fesâdı (; kâfirlik ve zulmü) çok yapmıştılar;
13
Bu sebeple Rabbin onlar üzerine (türlü türlü) karışık azaplar (yağdırıp) dökmüştü!
14
Şüphesiz senin Rabbin elbette (me kândan münezzeh olduğu halde, kulların amellerini) gözetim yerindedir!
15
Ama o (kâfir) insan; (Rabbinin gözetimi altın da bulunduğunu hiç düşünmeyip, sadece dünyayı önem sediğinden dolayı,) ne zaman ki Rabbi onu imtihan (edenin muamelesine tâbi) eder de kendisine (çok mal) ikram eder ve ona bolca nimet verir, işte o (şükredecek yerde böbürlenerek ve Allâh’ın ikramını dünya malının çokluğunda görerek): “Rabbim bana ikram etti (, beni diğer insanlara karşı üstün yaptı, çünkü ben buna lâyıktım)!” der.
16
Fakat ne zaman ki onu imtihan (edenin muamelesine tâbi) eder de rızkını ona daraltır, işte o (, fakirliğin ancak âhiret fakirliği olduğunu düşünmeyip, yoksulluğu bir alçaklık olarak değerlendirdiği için): “Rabbim beni alçak etti!” der.
17
Hayır! (Allâh’ın ikramı ve alçak kılması, dünyalığı çok ya da az vermesiyle değil, bilakis kendi taatına muvaffak kılıp-kılmamasıyla anlaşılır.) Doğrusu siz yetime ikramda bulunmuyor (ve ona mirastan payını vermiyor)sunuz!
18
Yoksulu yedirmeye de birbirinizi teşvik etmiyorsunuz!
19
(Helâl-haram demeden mal toplayıp) yığmalı bir yiyişle mirası yiyorsunuz;
20
Çok aşırı bir sevişle de malı seviyorsunuz!
21
Hayır! (Bu yaptığınız asla uygun değil!) Nezaman ki yer, bir sarsıntının ardından başka bir sar sıntıyla iyice zelzeleye uğratılır (da, üstünde yükse len bir şey kalmaz);
22
Rabbin(in emri) ve (her semanın) melekler(i, mertebelerine göre) saf saf (dizilmiş bir halde mahşere) gelir!
23
İşte o gün cehennem (her birinden yetmişbin meleğin tuttuğu yetmişbin yularla çekilerek) getirilir! İşte o gün insan (dünyada yaptığı günahları) iyice düşünecektir! Ama o öğütlenme(nin faydası) ken disi için nerededir?
24
(Nitekim) o: “Ah, ne olaydı ben bu (sonsuz) hayatım için (dünyada salih ameller) öne sürmüş olsaydım!” diyecektir.
25
İşte o gün O (Allâh-u Sübhânehû)nun azabıyla hiçbir kimse (hiçbir kişiye) azapta bulunamaz!
26
O’nun sağlam bağlayışı gibi de kimse (kimseye) bağ vuramaz!
27
(Allâh-u Te’âlâ, hesabın tamam lanması anında mümin kuluna buyuracak ki:) “Ey (benim zikrimle iyice yatışıp başka bir şeye ihtiyaç duymayan) mutmeinne olmuş nefis!
28
(Kavuştuğun nimetlerden) râzı olan ve (Rabbin katında amelleri kabule elverişli bulunup) râzı olunan biri olarak Rabbin(in müjdesin)e dön!
29
Artık hemen gir (salih) kullarımın içerisine!
30
Böylece (buyur) gir cennetime!”