1
Burçlar; (yüksek köşk gibi görünen on iki yıldız kümesi, gezegenler ve büyük yıldızlar) sahibi göğe yemin olsun;
2
O söz verilen (kıyâmet) gün(ün)e de;
3
O (gün) şahitlik yapacak olana da, (hakkında) şahitlik yapılacak olana da/(mahşerde) hazır bulunana da, (orada) görülecek olan (müthiş ve ilginç olaylar)a da/ (andolsun ki); “Şahit”ten murat Allâh-u Te’âlâ ise, “Meşhûd; (hakkında şahitlik yapılan)”, bütün yaratıklardır. “Şahit”, Peygamberler ise, “Meşhûd”, ümmetlerdir; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ise, âhir zaman ümmetidir; cuma günü ise, cuma ehlidir; Hacerü’l-Esved ise, kendisini istilâm edenlerdir. “Şahit” günler ve geceler olarak tefsir edilirse, tüm insanlar “Meşhûd” kabul edilir.
4
Gebertilmiştir/lânetlensin/ halkı o hendeklerin;
5
O çok fazlaca yakılacak şeylere sahip (olup, içine atılan odunlar ve insanlarla dolu bulunan) ateşin (yakıcıları);
6
Hani onlar onun etrafında oturucu kimselerdi;
7
Üstelik onlar müminlere yapmakta oldukları şey(i hakkıyla icra ettiklerin)e dair (hükümdarın huzurunda birbirlerine) şahitlerdi!
8
O (kâfir ola)nlar bu (Müslüma)nların (hiçbir vasfını değil,) ancak O Azîz ve Hamîd olan Allâh’a imanla rı(ndan ibaret en üstün vasıfları)nı beğenmemişlerdi.
9
O Zât ki; göklerin ve yerin mülkü sadece Kendi sine aittir! Zaten Allâh her şeye (hakkıyla şahitlik yapan bir) Şehîd’dir!
10
O kimseler ki; inanan erkeklerle inanan kadınları (dinleri uğrunda çeşitli eziyetlerle) sıkıntıya sokmuşlardır/ yakmışlardır/ sonra da tevbe etmemişlerdir; bu sebeple gerçekten de cehennem(in türlü türlü) azab (lar)ı özellikle onlar içindir, o çok yakıcı (olan farklı bir) azap da sadece onlara aittir!
11
Şüphesiz o kimseler ki; iman etmişlerdir ve salih ameller işlemişlerdir; (ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmakta olan pek değerli cennetler sadece onlar içindir. İşte ancak bu, pek büyük kurtuluştur! Suheyb (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edilen bir hadis-i şerîfte beyan edildiğine göre; geçmiş ümmette bir hükümdar, büyücüsünün yaşlandığını görünce, ondan sihir sanatını öğrenmesi için bir çocuğu yanına gönderdi. Çocuk ona gidip gelirken yolda rastladığı bir âlimin vaazlarından etkilenerek büyücüyü bırakıp onun öğrettikleriyle amel eder oldu ve o derece ilerledi ki; duasıyla körler, alacalılar vesâir hastalar iyileşmeye başladı. Kralın yakınlarından olan kör biri bunu haber alıp çok değerli hediyeler getirerek kendisine şifa vermesini istediyse de, çocuk, şifayı ancak Allâh’ın vereceğini bildirerek Allâh’a iman şartıyla kendisine dua edebileceğini söyledi. O adam iman edince çocuğun duasıyla gözleri açıldı. Bu durumu gören melik, gözlerini kimin açtığını sordu. O: “Rabbim!” deyince, kral “Senin benden başka Rabbin mi var?” dedi. O: “Senin de, benim de Rabbim Allâh’tır!” deyince, ona işkence yapa yapa çocuğun duasıyla iyileştiğini öğrendi. Sonra çocuğu getirttiğinde ondan da aynı cevapları alınca, işkenceyle on dan da o âlimi öğrendi. Derken onları toplattı ve dinlerinden dönme teklifini kabul etmemeleri üzerine âlimi de, gözü açılan yakınını da demir testereyle biçtirdi. Sonra çocuğa da bu teklifi yaptı, ama red cevabını alınca, onu adamlarına teslim edip bir dağın zirvesinden aşağı atmalarını emretti. O sırada çocuğun duasıyla dağ sallanıp herkes ölünce, çocuk kurtulup krala döndü ve: “Allâh senin adamlarına karşı bana kâfî geldi!” dedi. Bunun üzerine kral, adamlarına onu bir gemiyle açık denize götürüp atmalarını emretti. Ama o yine dua edince gemi ters döndü, böylece o kurtulup krala giderek Allâh’ın kendisine kâfî geldiğini gösterdikten sonra: “Sen ne yapsan da beni öldüremezsin, ancak bütün insanları toplayıp beni bir hurma dalına bağlarsan, sonra torbamdan bir ok alıp: ‘Bu çocuğun Rabbi olan Allâh’ın ismiyle!’ diyerek atarsan, işte o zaman beni öldürebilirsin!” dedi. Kral da böyle yaparak onu şehit etti, ama o muradına erdi. Çünkü bu durum karşısında insanlar onun Rabbi olan Allâh’a iman ettiler. Korktuğunun başına geldiğini gören kral çok sinirlenerek sokak başlarında büyük hendekler kazdırıp içlerini ateşle doldurdu ve dîninden dönmeyenin o ateşe atılmasını emretti. Bu sırada kucağında bebeğiyle gelen bir kadın ateşe atılmamak için hafif duraklamıştı ki, o bebek dile gelerek: “Anneciğim! Sabret, çünkü sen hak üzeresin!” dedi. (Müslim, Zühd: 17, No: 3005, 4/2301; Tirmizî, Tefsîr: 77, No: 3340, 5/437) Rivayete göre; o sırada ateş yükseldi ve yanan müminleri izleyen kral ve adamlarını da içine alarak helâk etti. (Celâleyn, Beyzâvî, Nesefî)
12
Gerçekten senin Rabbinin sertçe yakalaması elbette pek şiddetlidir.
13
Muhakkak ki O, ancak O (bütün canlıları) baştan yaratır, (ölümlerinden) sonra (da dirilterek) geri döndürür.
14
(Bütün ayıpları örten ve günahları çokça bağışla yan) Ğafûr da, (Kendisine itaat edenleri çokça seven) Vedûd de ancak O’dur!
15
Arş’ın sahibidir, (Zât’ı ve sıfatları pek ulu olan bir) Mecîd’dir!
16
(Meydana gelmesini) dilemekte olduğu her şeyi hakkıyla yapıcıdır (ki, murad ettiği hiçbir şeyin, iradesi doğrultusunda gerçekleşmemesi düşünülemez)!
17
(Habîbim!) O (peygamberlerinin aleyhine ittifak kuran azgın) orduların önemli haberi sana geldi değil mi?
18
Firavun’un ve Semûd’un! (Gerçekten de sen inkârları yüzünden o kâfirlerin başına gelenleri bilmektesin!)
19
Doğrusu o (senin kavminden) inkâr etmiş olan kimseler (kendilerini azaba sürükleyecek) büyük bir yalanlama içerisindedirler.
20
Oysa, Allâh (onları) arkalarından kuşatıcıdır (ki, kuşatılan bir şey kendisini kuşatandan kurtulama yacağı gibi, onlar da Allâh-u Te’âlâ’nın ilim ve kudret dairesinden dışta kalamazlar ve onlara yapmak iste diği şeyler hususunda O’nu âciz bırakamazlar)!
21
Doğrusu o (inkâr etmiş oldukları kitap), çok şerefli bir Kur’ân’dır!
22
(Şeytanların ulaşımından) korunmuş bir Levha’dadır! Rivayetlere göre; Levh-i Mahfûz bembeyaz bir inciden olup, uzunluğu gökle yer arası, eni de doğuyla batı arası kadardır. Kenarları inci ve yakut, kalemi ise nurdur. Arş’a bağlı bulunan bu levhaya Allâh-u Te’âlâ her gün üçyüz altmış kere tecellî buyurmaktadır. (Âlûsî)