Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Enfal 1 / 75
1
(Habîbim! Bedir muharebesin de ganîmet elde eden sahabe) sa na ganimetler(in nasıl taksim edi le ceğinden ve kimin taksim edeceğin)den soruyorlar. De ki: “O ganimetler(le ilgili tüm yetki) Allâh’a ve o Rasûl’e âittir! (Allâh-u Te’âlâ’nın izni ve bildirmesiyle, o konuda tek yetkili Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dir. O, Allâh-u Te`âlâ’nın hikmeti gereği emrettiği taksime riayet ederek, istediğine dilediği kadar verebilir.)Artık (maddî sebeplerle görüş ayrı lıklarına ve çekiş melere düşmemek için) Allâh’tan hakkıyla sakının da, aranızdaki hali düzeltin. (Ganimetlerin taksimi dâhil tüm emirlerine uyma hususunda) Allâh’a ve Rasûlüne itaat edin! Eğer siz (gerçek anlamda) mümin kimse ler olduysanız(, imanınız sizi itaate yönlendirmelidir)!”
M.Ustaosmanoğlu 8:1
2
(Hakiki manada) inananlar an cak o kimseler dir ki, Allâh anıldığı zaman (O’nun yüce şanına tazim ederek, sonsuz heybetine karşı) kalpleri korkuya ka pılır, üzerlerineO’nun âyetleri okunduğunda, (din ledikleri o âyetler) kendilerini iman (ve tasdik) yönün den artırırlar ve onlar (kimseye ümit bağlamayıp, kimseden de korkmayıp) ancak Rablerine tevekkül (eder ve tüm işlerini sadece O’na havale) ederler.
M.Ustaosmanoğlu 8:2
3
O kimseler ki o (farz) namaz(ları dosdoğru kılarlar, kendilerini rızık landırdığımız şeylerden de (Bizim yolumuzda) harcamada bulunurlar.
M.Ustaosmanoğlu 8:3
4
İşte sana! Onlar, gerçekten ina nanların ta kendileridir. Rableri ka tında yüksek dereceler, (beşeriyet gereği işledikleri kusurlar için) büyük bir bağışlanma ve (cennet nimetleri gibi) pek değerli bir rızık onlara âittir.
M.Ustaosmanoğlu 8:4
5
(Senin ashâbın ganimetler hakkındaki yetkinin ellerinden alınıp, Allâh’a ve Rasûlüne âit kılınmasını hoş karşılamadılar, hâlbuki bunda kendileri için büyük bir hayır vardı.) Nitekim Rabbin seni evin(in bulunduğu Medîne-i Münevvere) den hak (ve gerekli, aynı zamanda isabetlibir gaye) ile (Bedir savaşına) çıkarmıştı. Oysa gerçekten müminlerden bir fırka elbette (bu hususta) isteksiz kimselerdi! (Ama sonunda ne büyük bir zafer elde ettiler.) Sahâbe-i kirâm`ın ekseriyetinin değilde içlerinden bir cemaatin bu isteksizlikleri, asla Allâh ve Rasûlünün emrine karşı gelme anlamında değerlendirilmemelidir. Ancak onların bu tutumu, ganimet yüklü kervanı ele geçirme kastıyla yola çıktıklarından, büyük bir orduyla savaşa hazırlıklı olmadıkları için, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile istişâre mâhiyetinde bir fikir beyanından öte geçmemiştir. Yine böylece ganimet taksiminin kendi ellerinden alınıp Allâh ve Rasûlüne havale edilmesi konusundaki hoşnutsuzlukları, Allâh ve Rasûlünün hükmüne razı olmama niteliği taşımayıp, ancak insanın tabiatı gereği ganimete meyilli olmasındandır ki, bu gibi huylar gayr-i ihtiyârî olup, kişinin istek ve gücüyle zaptedebileceği hususlardan olmadığı için, malları ve canları pahasına Allâh ve Rasûlünün her emrine kayıtsız şartsız teslim olan sahâbe-i kiramhazarâtının yüce makamına halel getirecek şeyler değildir. (Âlûsî)
M.Ustaosmanoğlu 8:5
6
(Yöneldikleri her sahada mansur ve muzaffer olacakları gerçeği, Bizim vahyimiz ve senin bildirmenle kendilerine) iyice belirdikten sonra on lar (hâlâ gani met yüklü savunmasız kervana değil de, şirkin önder lerini barındıran topluluğa karşı) o hak (olan cihat ilanını tercih etmen) hususunda seninle mücadele ediyorlardı. Sanki onlar kendileri de bakarlarken (göz göre göre) ölüme sevk olunuyorlardı.
M.Ustaosmanoğlu 8:6
7
Hani Allâh size (kervanda bulunan birkaç kişiyle, onları sa vunmaya gelen yüz lerce müşrikten oluşan) o iki tâifeden birini: “Mutlaka o size âit (bir ganimet) tir!” diye vaat ediyordu. Siz ise (müşriklerin ileri ge lenlerinin de aralarında bu lunduğu o büyük orduyu mağlup etmek yerine,) o güç sahibi olmayan (kerva n) ın gerçekten size âit olmasını arzuluyordunuz. Oysa Allâh (o anda vahyettiği) keli meleriyle (size, güçlü olan orduy la harbetmenizi emrederek,) hak kı yerleştir (ip yücelt)meyi ve o inkâr cıların ardını (arkasını) kes(ip, onları tümüyle helâk et)meyi mu rad ediyordu.
M.Ustaosmanoğlu 8:7
8
(Evet! Allâh-u Te’âlâ böyle murad eyledi!) Tâ ki O, hakk (olan İslâm)ı iyice sabitleştirsin ve bâtıl (olan şirk ve inkâr)ı iptal etsin! Velev ki o (şirk gibi en büyük suçu işleyen) mücrimler hoş görmesin!
M.Ustaosmanoğlu 8:8
9
Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da, O da siz(in bu yardım talebiniz)e: “Muhakkak ki Ben, (müminlerin) ardı sıra gelen birbiri ardınca gelen meleklerden bin (kadarı) ile size imdâd ediciyim!” diye tam bir icâbet buyurmuştu.Hazreti Ömer (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre; Bedir günü Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) müşriklere baktığında onları bin kişi kadar çok görüp, ashâbını da üç yüz on küsur kişi kadar az bulunca kıbleye yönelerek ellerini uzattı ve: “Ey Allâh! Bana vaad etmiş bulunduğun şeyi gerçekleştir! Ey Allâh! Eğer bu İslâm topluluğunu da helâk edecek olursan, artık yer yüzünde ibadet olunmayacaksın!” diye duaya başladı, bu duayı o kadar sürdürdü ki şalı omuzlarından düştü. Hemen Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) gelerek şalını omuzlarının üzerine koydu ve Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e arkasından sarılarak: “Ey Allâh’ın peygamberi! Senin Rabbine yalvarman yeter, çünkü O, sana vaad etmiş olduğu şeyi mutlaka yerine getirecektir!” deyince Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i celîleyi indirdi. (Müslim, Cihat: 18, No: 1763, 31383; Hâzin; Beyzâvî)
M.Ustaosmanoğlu 8:9
10
Allâh bunu (; sizi bu kadar çok melekle destekle mesini, görünce güveneceğiniz, yitirince ümit kesece ğiniz bir şey yapmamış,) ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz kendisiyleiyice tatmin olsun diye yap mıştı. (Yardımı meleklerden sanmayın!) Yardım ancak Allâh katındandır. (Kazanan da ancak Allâh’ın yardı mına mazhar olandır.) Şüphesiz ki Allâh (dostlarına yardıma gücü yeten bir) Azîz’dir; (düşmanlarını yar dımsız bırakırken de hikmet sahibi bir) Hakîm’dir.
M.Ustaosmanoğlu 8:10
11
Hani O, tarafından bir güvenlik olsun diye size hafif bir uyku bürüyor ve üzerinize gökten bir su indiriyordu ki sizi onunla (büyük-küçük abdestsiz liklerden) iyice temizlesin, sizden şeytanın (sebebi yet verdiği cünüplük) murdarlığını(susuzluktan he lâk olacağınıza dâir verdiği) vesvesesini gidersin ve (sabrı, sebatı ve Allâh’ın yardımına karşı kesin inanç ve güveni) kalpleriniz(e doldurup) üzerine (taşacak şe kilde) sıkıca bağlama yapsın, bir de (kumda kayan) ayaklar(ınız)ı onunla sabitlesinayaklar(ınız)ı (er meydanında) sabit kılsın!
M.Ustaosmanoğlu 8:11
12
Hani Rabbin meleklere vahyediyordu ki: “Şüphesiz Ben (Müslümanlara yardım ve destek hususunda) sizinle beraberim. Haydi, o inanmış olan kimselere (insan kılığında görünüp müjde vererek, sayılarını çoğaltarak ve bizzat harbe iştirak ederek) sebat verin! Muhakkak Ben o kâfir olmuş kimselerin kalpleri içerisine korku salacağım, siz de hemen o (imansız) boyunlar üstüne vurun! Onların tüm parmaklarına tüm mafsallarına da vurun!” İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ) şöyle anlatmıştır: Müslümanlardan biri Bedir günü önünde giden müşriklerden birinin peşinde süratlice koşarken, birdenbire üsttten gelen bir kırbaç darbesiyle bir atlının: “Ey Hayzûm! Atıl!” dediğini işitti. O anda önündeki müşriğe baktığın da onu boylu boyunca yere serilmiş halde gördü, ona iyice baktığında bir de ne görsün; burnu berelenmiş, yüzü de kırbaç darbesiyle yarılmış gibiydi ve bütün bu uzuvları yemyeşil olmuştu. Ensardan olan bu zat gidip durumu Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e anlattığında Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Doğru söyledin! İşte bu, üçüncü semanın (meleklerinin) yardımındandır!” buyurdu. Böylece onlar o gün yetmiş kişiyi katlettiler, yetmiş kişiyi de esir aldılar. (Müslim, Cihat: 18, No: 1763, 31384; Hâzin)
M.Ustaosmanoğlu 8:12
13
(Habîbim!) İşte bu (kâfir lerin başına gelen hezimet) şu sebepledir ki gerçekten onlar Allâh’a ve Rasûlu’ne karşı gelmiştirler. İşte her kim Allâh’a ve Rasûlu’ne muhalefet ederse muhakkak ki Allâh, azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır.
M.Ustaosmanoğlu 8:13
14
(Ey kâfirler!) İşte size (Azabınız) budur! Şim dilik (dünyada) tadın bunu! Üstelik o (cehennem) ateşin(in) azâbı da hiç şüphesiz yine o kâfirler içindir!
M.Ustaosmanoğlu 8:14
15
Ey iman etmiş olan kimseler! Çok kalabalık bir ordu halindelerken o kâfir olmuş kimselerle karşılaşırsanız, onlara arkaları(nızı) döndür(üp geri çekil)meyin!
M.Ustaosmanoğlu 8:15
16
Harb için (daha uygun bir yere çekilmek üzere) yerini bırakan (savaştıklarından daha önemli başka bir fırkayla) savaşa yönelenharp (taktiği uygulamak) için (, bozguna uğramış da geri kaçıyormuş gibi gösterip aniden hücum etmek üzere savaş meydanından) kena ra çekilen ya da (Müslümanlardan) diğer bir cema ate katıl(ıp birlikte savaş) an kimse dışında işte o (kâ firlerle harbedildiği) gün her kim onlara arkasını dön dürür (de firar eder)se muhakkak ki o kişi Allâh’tan (gelen) pek büyük bir gazapla dönmüş olur. Onun (dünyada harpten kaçarak ölümden kurtulmak için sığındığı yere karşılık, âhiretteki) barınağı ise an cak cehennemdir. O ne kötü varılacak yer olmuştur!
M.Ustaosmanoğlu 8:16
17
(Ey müminler!) Siz (kendi gücünüzle) onları öldürmediniz. Velâkin Allâh (size yardım edip, müş riklerin kalplerine korku salarak) onları öldürdü. (Ha bîbim! Bir avuç toprak alıp onlara doğru) attığın za man da sen (her birinin gözüne ulaştıracak şekilde) at(ma gücüne sahip ol)madın. Fakat Allâh (her birine ulaşacak şekilde) attı (da, bu sayede siz kolayca onların kökünü kazıma imkanı buldunuz). Tâ ki O (Rabbiniz), (kâfirleri mahvetsin ve) tarafından müminlere (yar dım, ganimet ve mûcizeleri müşâhede gibi) çok güzel bir nimet lütfetsin! Gerçekten de Allâh, (kullarının duaları dâhil her şeyi hakkıyla işiten bir) Semî’dir, (dua edenlerin ni yetleri ve kabule sebebiyet veren halleri dâhil her şeyi en iyi bilen bir) Alîm’dir.
M.Ustaosmanoğlu 8:17
18
İşte size! (Maksat) bu (şekilde müminlere ya pılan bir lütuf)dur! Zaten şüphesiz ki Allâh o kâfir lerin hilesini zayıflatıcıdır.
M.Ustaosmanoğlu 8:18
19
(Ey Kâ`be’nin astarına yapışarak: “Ey Allâh! İki ordudan en hidâyette olanına ve senin katında en değer lisine yardım et!” diye dua eden kâfirler!) Eğer fetih talep ediyorsanız, işte muhakkak siz(in düşmanları nız olan müminler)e fetih gelmiştir. (Böylece kimin daha hidayette olduğu açıkça belirmiştir.) İşte size gerçekten fetih (beklerken bozgun) gelmiştir. Şa yet (Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e düşmanlık tan ve onunla savaşmaktan) vazgeçerseniz, bu sizin için (iki cihanda da) daha iyidir. Ama yine (onunla savaşa) dönerseniz, Biz de (ona yardıma) döneriz. (Sayıca) çok da olsa, topluluğunuz sizden asla bir şey savuşturamaz (ve hiçbir zararı uzaklaştıramaz). Çünkü Allâh(ın yardımı) gerçekten müminlerle beraberdir.
M.Ustaosmanoğlu 8:19
20
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a ve Ra sûlüne itaat edin (, emirlerini tutup, yasaklarından kaçın) ve on(a uymak)dan yüz çevirmeyin! Zaten siz (peygambere itaati emreden âyetleri) dinlemektesiniz siz (inanma ve kabul etme kulağıyla) dinlemekte olduğunuz halde (inanmayan kâfirler gibi) ondan yüz çevirmeyin!
M.Ustaosmanoğlu 8:20
21
O (Yahudi, Hristiyan ve münafık) kimseler gi bi olmayın ki: “Dinledik!” demişlerdir, hâlbuki kendileri (anlayıp faydalanma niyetiyle) dinleme mektedirler.
M.Ustaosmanoğlu 8:21
22
Gerçekten de (yeryüzünde) depreşen (canlı nesne)lerin Allâh katında en şerlisi, o (doğruları duymayan) sağırlar ve (gerçekleri konuşmayan) dil sizlerdir ki, onlar (hakkı) anlamamaktadırlar! Sağır ve dilsizin aklı yerinde olursa, bazı şeyleri anlayıp birtakım isteklerine ulaşabilir. Aklı olmayan ise, şerlilik ve kötü konumda zirveye ulaşmış demek tir. İşte böylece; kendilerini diğer canlılardan ayıran aklî melekelerini iptal ettikleri için hakkı anlayamayan ve bu nedenle iman edemeyen kâfirlerin, tüm hay van türlerinden daha şerli olduğu gerçeği belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. (Âlûsî)
M.Ustaosmanoğlu 8:22
23
Eğer (bu sağır ve dilsiz kâfirlerde, doğru yolu arayıp bulma isteği olsaydı da,) Allâh onlarda (böyle) bir hayır (bulunduğunu) bilseydi, elbette onlara (düşünüp anlayacakları bir şekilde hakikatleri) duyu rurdu. Ama (kendileri hidâyete karşı isteksiz bir hal deyken) on lara (anlayacakları bir surette) işittirsey di bile, (inatlarından dolayı) elbette onlar (duydukla rından faydalanma yıp, imandan) yüz çevirici kimse ler olarak dön(üp gid)erlerdi (iman etseler bile, sebat göstermeyip, tasdik ve kabullerinin ardından irtidâd ederek) elbette (dinden) dönerlerdi.
M.Ustaosmanoğlu 8:23
24
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a ve sizi (maddeten ve manen) diriltecek olan (cihat, ilim ve şehitlik gibi güzel) şeylere sizi çağırdığında o Rasûle (güzelce boyun eğip, bu çağrıyı teslimiyetle karşılaya rak) tam manasıyla icâbet edin! Bilin ki şüphesiz Allâh kişiyle kalbi arasına girmektedir. (Böylece onda bulunan bütün sırlara vâkıf olmaktadır. Ayrıca o kalbin sahibi olan kişiyi öldürerek, elinde bulunan iman ve ihlâs fırsatını kaybettirme gücüne sahiptir. Yine o dilerse, kişinin uzun yaşantı gibi bek lentileriyle arasına engel sokarak tüm azim ve kararlarını feshe debilir.) Şu da bir gerçektir ki, muhakkak siz an cak O’n(un huzurun) a haşrolunacaksınız! (O halde fırsatı kaçırmadan O’nun Rasûlünün taatına koşmakta çabuk davranın.)
M.Ustaosmanoğlu 8:24
25
Öyle büyük bir günahtan (günahların sebe biyet vereceği kargaşa ve) azaptan iyice sakının ki o, içinizden özellikle o zulüm(leri) işlemiş olan kimselere isabet etmez (, bilakis eseri hepinizi etki ler)! Bilin ki gerçekten Allâh, azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır!
M.Ustaosmanoğlu 8:25
26
(Ey Habîbimin ashâbı!) Hatırlayın o zamanı ki; siz o toprakta(; vatanınız olan Mekke’de müşrikler ta rafından âciz tanınan, horlanıp hakir görülerek) zayıf tutulan bir azınlıktınız ve o insanların sizi (her an) çabukça yakalayabileceğinden endişe etmektey diniz. Ama O (Allâh-u Te`âlâ) sizi (Medîne’ye) sığındır mış, yardımıyla sizi desteklemiş ve o pek hoş şey (olan ganimet)lerden sizi rızıklandırmıştı. Tâ ki siz (bunca nimetine karşı O’na) şükredesiniz!
M.Ustaosmanoğlu 8:26
27
Ey iman etmiş olan kimseler! (Farzları ve sünnetleri yerine getirmeyerek, niyetlerinizin tersini açıklayarak ve ganimet mallarından çalarak) Allâh’a ve o Rasûl`e hâinlik etmeyin, (aranızda bulunan) emânetlerinize de (riâyetsizlik ederek) hıyânet et meyin! Oysa siz (yaptığınız işin vebâlini ve nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu) bilmektesiniz! Rivayete göre; Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sözleşmeyi bozup müşriklerle birleşen Yahudilerden Kureyza oğullarını yirmi bir gece muhasara altında tuttu. Onlar Nadîr oğullarıyla yapıldığı gibi kendileriyle de sürgün anlaşması yapılmasını istediler, fakat Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Sa’d ibni Mu’âz (Radıyallâhu anh)ın hükmüne razı olmaları hususunda ısrarcı oldu. Onlar, çoluk çocuğu ve malı kendi yanlarında bulunduğu için haklarında iyi karar vereceğini umdukları Ebû Lübâbe (Radıyallâhu anh)ı kendilerine göndermesini istediler. O onların: “Sa’d ibni Mu’âz’ın hükmüne râzıolalım mı?” şeklindeki sorularına karşılık: “Boğazınız kesilir, sakın bunu yapmayın!” dercesine eliyle boğazına işâret etti. Ama Ebû Lübâbe (Radıyallâhu anh) daha ayakları yerinden kıpırdamadan Allâh’a ve Rasûlüne hâinlik yapmış olduğunu anladı. Bu hâdise üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olunca, kendisini mescidin bir direğine bağlayarak ölünceye ya da tevbesi kabul oluncaya kadar hiçbir yiyecek ve içecek tatmayacağına yemin etti ve o hal üzere yedi gün bekleyerek baygınlık geçir di. Sonra Allâh-u Te`âlâ tevbesini kabul edince ona: “Tevben kabul oldu, kendini çöz!” denildiyse de o: “Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) beni çözmedikçe ben kendimi çözmem!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanına gelerek onu çözdü. O da tevbesinin tamamlanması için, günahına sebep olan malının tamamını bağışlamak istedi, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “Üçte birini bağışlaman sana yeterli olur!” buyurdu. (Beyzâvî, Hâzin)
M.Ustaosmanoğlu 8:27
28
(Şu gerçeği iyice) bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak (günaha ve azâba düşmenize sebebiyet verecek) birer fitnedir(Allâh’ın sizi kendileriyle sı nayacağı) birer imtihan vesilesidir (, sakın onların sevgisi yüzünden hâinliğe yönelerek imtihanı kaybet meyin)! Allâh ise, (rızâsını her şeye tercih edenler için) gerçekten pek büyük bir mükâfat sadece Kendi nezdindedir. (O halde mallarınız ve çocuklarınız hak kında Allâh’ın hududunu gözeterek, O’nun katındaki mükâfatlara kavuşmaya çalışın.)
M.Ustaosmanoğlu 8:28
29
Ey iman etmiş olan kimseler! (Yapacağınız ve bırakacağınız her işte) Allâh’tan hakkıyla sakınır sanız, (o takvâ sayesinde) O sizin için (hakkı bâtıldan ayıracak) bir (nur ve) Furkan(, haklıyı haksızdan ayı racak bir yardım, iki cihanda kurtuluş ve şüphelerden çıkışa vesile olacak bir hidâyet) yaratır, (dünyada) sizden kötü işlerinizi(n eserini) örter ve (âhirette) sizin için bağışlamada bulunur. Zaten Allâh pek büyük bir fazl u(u ikram, lütf u ih sân) sahibidir! (Bu yüzden Kendisine hiçbir şey vâcip olmadığı halde, takvâya karşılık bu kadar büyük vaat lerde bulunmuştur.)
M.Ustaosmanoğlu 8:29
30
Hani o kâfir olmuş kimseler, seni tutup (bir evde hapsederek) bağlasınlar yahut seni öldürsünler ya da seni (Mek ke’den sürgün edip) çıkarsınlar diye sana tuzak kuruyordu. Oysa onlar hile yapıyorlar ken Allâh da (Müşrikleri Bedir’e çıkarıp, Müslümanları onlara az göstererek savaşa girişmelerini sağladıktan sonra kâfirleri bozguna uğratarak, onların) hileler(in)e karşılık veriyordu. Zaten hilelere karşılık verenlerin hayırlısı ancak Allâh’tır. (Nitekim O’nun mekri o kadar güçlüdür ki, ona nispetle kimsenin hile ve tu zağına itibar olunmaz.)
M.Ustaosmanoğlu 8:30