1
Gerçekten o insan üzerine sonsuz uzun bir zamandan sınırlı bir zaman geçmiştir ki; (o sırada) o, (anne karnında kendisine ruh üflenmeden önce, adı sanı bilinip) anılan bir şey değildi!
2
Muhakkak Biz insanı, (kadın ve erkeğe ait) birbirine karışmış azıcık sâfî bir sudan yarattık ki onu imtihan (edenin muâmelesine tâbi) edelim, işte bu nedenle onu pek iyi işiten ve çok iyi gören biri yaptık!
3
Gerçekten Biz (âyetler indirerek ve deliller ortaya koyarak) ona o (doğru) yolu gösterdik; artık ya şükredici (bir mümin) ya da büyük bir kâfir (olur)!
4
Muhakkak Biz, o kâfirler(i cehennemde sürüklemek) için müthiş zincirler, (ellerini boyunlarına bağlayacak) şiddetli bukağılar ve çokça alevlendi rilmiş büyük bir ateş hazırladık.
5
Şüphesiz o (iman etmiş) iyi kullar öyle dolu bir kadehten içeceklerdir ki, onun karışımı (serin, tatlı, hoş kokulu ve beyaz) bir kâfûr olmuştur.
6
Bir göze ki; Allâh’ın (seçkin) kulları ondan içecektir de, onu tam (ve kolay) bir akıtmayla (diledik leri yerlere) iyice akıtacaklardır. (Böylece o su, par maklarıyla işaret ettikleri yöne doğru akıp gidecektir.)
7
O (müjdelere nâil olacak ola)nlar (bir iyilik nezrettikleri zaman) adağı yerine getirirler ve şerri pek yaygın olan büyük bir günden korkarlar.
8
(Açlık ve kıtlık yüzünden yiyecek ihtiyacına ve) sevgisine rağmen yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.
9
(Bunu yaparken de derler ki:) “Biz sizi ancak Allâh’ın Zât’ı(nın rızasını kazan mak) için yediriyoruz! Sizden ne (hediye gibi) bir karşılık, ne de (övgü gibi) bir teşekkür istemiyoruz!
10
Muhakkak ki biz, kaşlarını çatan ekşi suratlı bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz (ki; o gün kâfirlerin gözleri arasından katran gibi terler aka cak ve suratları çok kötü olacaktır)!”
11
İşte bu yüzden Allâh onları o günün şerrinden korumuş ve kendilerini (yüzlerinde) bir güzellik ve (kalplerinde) bir sevinçle karşı karşıya getirmiştir.
12
(İbadetlerin zorluğuna ve kâfirlerin eziyetlerine) sabretmiş olmaları nedeniyle de onları pek kıy metli bir cennet ve çok değerli bir ipekle mükâfat landırmıştır.
13
Orada (paha biçilmeyen mücevherlerle donatılmış, kıymetli perdelerle kapatılmış) kubbeler içe risindeki tahtlar üzerine yaslanan kimseler olarak! Onlar orada ne (yakıcı) bir güneş, ne de şiddetli bir soğuk görmeyeceklerdir. (Böylece cennetin havası mutedil ve gölgesi sürekli olacaktır.)
14
Bir de üzerlerine (ağaçlarının) gölgeleri pek yakın olan (ikinci bir cennet) ile (mükâfatlandırılacak lardır)! Meyveleri de (diledikleri şekilde ulaşımı ko lay kılınarak) tam bir boyun eğdirilmekle emre âmâ de kılınmıştır.
15
Gümüşten kaplarla ve birtakım kulpsuz ibrik lerle de etraflarında dönülecektir ki; onlar (Allâh’ın îcadıyla) pek değerli (şeffaf) billurlar olmuştur.
16
Gümüşten birtakım billurlar ki; kendileri onları(n özel birtakım şekillerde olmasını zihinlerinde) tam bir ölçüp biçmeyle kurmuş (ve arzulamış)lardır (da, onlar da temenni ettikleri şekilde meydana gelmiş tir)/ onlar(a bu kâseleri sunan hizmetçiler,) bu (cennet ehlini)n (arzuladık)ları (miktarı, fazla veya noksan ol maksızın) tam bir ayarlamayla takdir etmişlerdir/!
17
Onlar orada dolu bir kâseden daha içirile ceklerdir ki; onun da karışımı zencebîl olmuştur.
18
Orada bir göze ki; (boğaza takılmadan kolayca akıp gitme ve pek tatlı olma vasıfları münasebetiyle) Selsebîl diye adlandırılmaktadır.
19
Onların etrafında (hiç ölmeyecek şe kilde) ebedî(liğe mazhar) kılınmış birtakım çocuklar dönüp dolaşacaktır (ki; Allâh onları müminlere hizmet için orada yaratacaktır). Sen onları gördüğün zaman (, renklerinin berraklığından, hizmet için meclislerde ya yılmalarından ve parıltılarının birbirine yansımasın dan dolayı) kendilerini saçılmış birer inci sanırsın!
20
Sen orada(ki imkânları) gördüğün zaman, pek bol bir nimet ve geniş olan çok büyük bir mülk görürsün! (Nitekim cennet ehlinin en aşağısı bile, ken dine ait mülkü, bin senelik mesafe olarak bulacak ve en uzağı en yakını gibi görecektir.)
21
Üzerlerinde ince ve kalın ipekten yemyeşil giyecekler vardır! Onlar gümüşten bileziklerle de takılanmışlardır. Bir de Rableri onları (dünya şarapları gibi murdar olmayan) çok temiz bir içecekle suvarmıştır!
22
(O gün onlara:) “(Siz kimseden karşılık ve teşekkür beklemediğiniz için) gerçekten işte bu (nimet ler) sizin (amelleriniz) için tam bir karşılık olmuştur, sa’y ü gayretiniz de kabule elverişli bulunmuştur.” (denilecektir.)
23
Şüphesiz ki Biz, bu Kur’ân’ı sana (bir hikmet gereği) peyderpey olan bir indirişle ancak Biz indirmişizdir!
24
Öyleyse Rabbinin (, yardımı geciktirme) hükmüne sabret! O (şirk koşa)nlardan bir günahkâra ya da son derece kâfir olan(ın çağrısın)a itaat etme!
25
Sabahleyin (sabah namazını eda ederek) ve zevâlden sonra (öğle ve ikindi namazlarını kılarak) Rabbinin ismini zikret!
26
Gecenin bazı saatlerinde de (akşam ve yatsı namazlarını kılmak üzere) O’na secde yap! Bir de (teheccüd namazı kılarak) geceleyin O’nu uzunca tesbîh et!
27
Şüphesiz ki işte bu (Kur’ân’ı inkârcı ola) n lar o peşin olan (dünyay)ı sevmektedirler, arkalarına ise pek ağır bir gün bırakmaktadırlar!
28
Onları Biz yarattık, yaratılışlarını da sağlam yaptık/(eklemlerinin) bağlantılarını da (sinir ve damarlarla) sağlamlaştırdık/! (Onla rı helâk etmeyi) dilediğimizde ise, (yaratı lış ta) onların benzerlerini (fakat inkârda hiç de ben zemeyen imanlı ve taatli kimseleri) kolay bir değiş tirme ile yerlerine getiririz!
29
Gerçekten işte bu (sûrede bulunan â yetler) büyük bir hatırlatmadır/öğüttür/! Artık (iki cihan saâdetine ulaşmak) dileyen (iman ve ibadet ile) Rabbine doğru bir yol edinir!
30
(Ey müşrikler! Siz: “Madem bu irade bize bıra kılıyor, dilediğimiz zaman yola geliriz!” diyorsunuz,) ama Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Allâh ise, ancak doğru yol arayışında olduğunu bildiği kimsele rin hidâyetini diler.) Şüphesiz ki Allâh dâimâ (kimin neye lâyık olduğunu hakkıyla bilen bir) Alîm ve (hik metsiz bir şeyi dilemeyen bir) Hakîm olmuştur.
Sonraki 1 ayet →