1
Şüphesiz ki Biz: “Onlara çok acı verici büyük bir azap gelmeden önce kavmini uyar!” diye Nûh’u kavmine gönderdik.
2
Dedi ki: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben sizin (faydanız) için (gerçekleri) iyice açıklama yapan (ve sizden hiçbir ücret istemeyen) bir uyarıcıyım!
3
Şöyle ki; Allâh’a ibadet edin, O’n(a karşı çıkmak)dan hakkıyla sakının ve bana itaat edin!
4
(Böyle yaparsanız, Allâh-u Te`âlâ) sizin için günahlarınızı/(kul haklarına tealluk etmeyen) bazı gü nahlarınızı/ bağışlar ve sizi (kâfirlik ve isyan hali üzere kalmanız durumunda takdir etmiş olduğu ömrü nüzden öte, iman ve taat şartıyla takdir buyurmuş ol duğu) adı konmuş bir süreye kadar geciktirir. Zira gerçekten Allâh’ın (, kâfir olarak kalmanız halinde takdir ettiği) eceli geldiği zaman geciktiril mez! (O halde siz, o gelmeden önce iman ve taata ko şun ki, ileri bir süreye kadar ertelenme şartını elde edebilesiniz!) Eğer bilmekte bulunmuş olsaydınız (, elbette em rettiğim şeylere çabucak icabet ederdiniz)!”
5
(Nûh (Aleyhisselâm) dokuz yüz elli sene gibi uzun bir süre tebliğ görevini yerine getirdiği halde birkaç ki şiden başkasının iman etmediğini görünce, bu hususta şikâyetini Allâh-u Te`âlâ’ya arz etmek üzere) dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz ki ben (hiçbir gevşeklik yapmaksızın) gece-gündüz kavmimi (gizlice imana) davet ettim!
6
Ama benim çağrım onların kaçıştan başka bir şeylerini artırmadı!
7
Muhakkak ki ben, (iman etsinler de bu sayede) Sen onları bağışlayasın diye her ne zaman onları çağırdıysam, (benim vaazımı duymamak için) par maklarını kulakları içerisine yerleştirdiler, (bana karşı olan nefretlerinden dolayı beni görmesinler diye) elbiselerine tamamen büründüler, (kâfirlik ve günah larda) ısrarcı oldular ve görülmemiş bir büyüklenmeyle (, bana itaat etmekten) iyice kibirlendiler!
8
Sonra şüphesiz ben (değişik tebliğ usulleri de nemek üzere, hafif olan gizli davet usûlünü bir kenara bırakıp en güçlü şekle dönerek) onları açıkça(; ulu orta) /yüksek sesle/ davet ettim.
9
Sonra (bu usûlün de tesir etmediğini görünce, üslûp değiştirip, üçüncü bir yol deneyerek, gizli ve açık davetin arasını birleştirdim, böylece) muhakkak ben onlara (davetimi) ilan ettim ve onlara tam bir giz leyişle (çağrımı) gizledim.
10
Nihâyet dedim ki: ‘(İman ederek) Rabbinizden bağışlanma talebinde bulunun! Şüphesiz ki O dâima (tevbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğaffâr olmuştur.
11
(İstiğfar edin ki; yetmiş sene süren kuraklık ve kısırlıktan sonra Rabbiniz) göğü(n yağmurunu) üze rinize (bardaktan boşanırcasına) bolca akan bir hal de/art arda/ salsın;
12
Mallarla ve oğullarla size yardım etsin (ve geniş imkân versin), sizin (faydalanmanız) için pek kıymetli bostanlar yapsın ve sizin için (gürül gürül akan) ırmaklar meydana getirsin!’
13
Ne oldu size ki; Allâh’a ait bü yük bir vakar (ve ululuğ)a inanmıyorsunuz (da, bu nedenle O’na isyandan sakınmıyorsunuz)/ Allâh’ın (, Kendisine iba det ve itaatte bulunana, âhiret yurdunda) değer ver mesini ummuyorsunuz/?
14
Oysa O sizi (bir damla su, bir pıhtı kan ve bir çiğnem et gibi) farklı tavırlar(a sahip olan ve halden hale dönen kimseler) olarak yaratmıştır.
15
Görmediniz mi ki; Allâh yedi göğü (üst üste gelen) tabakalar halinde nasıl (muhteşem bir nizam ile) yaratmıştır?
16
Onlar içerisinde ay`ı (gece karanlığında yer küreyi aydınlatan) bir nur kılmış, güneşi de (hem aydınlatan, hem ısıtan) bir kandil yapmıştır.
17
Allâh sizi(n babanız olan Âdem (Aleyhisselâm)`ı) mükemmel bir bitirişle (ve eşsiz bir yaratışla) top raktan bitirmeye başlamıştır.
18
Sonra sizi (öldürdüğünde, gömülmeniz için) onun içerisine iade edecektir ve (dirilteceği zaman) sizi kesin bir çıkarışla (oradan) çıkaracaktır.
19
Allâh yeri sizin (rahatça kullanabilmeniz) için bir döşek kılmıştır;
20
Tâ ki ondan birtakım geniş geniş yollar (edinip onlar)a giresiniz!”
21
Nûh ((Aleyhisselâm) bunca vaazlarından hiç etkilenmeyen kavmini Allâh-u Te`âlâ’ya şikâyet etmek üzere) dedi ki: “Ey Rabbim! Gerçekten onlar bana is yan(a devam) ettiler ve malıyla çocuğu, kendisini zarar bakımından artırmaktan başka bir şey yapmamış olan kimselere iyice uydular.
22
Onlar(ın uydukları liderler) son derece çok büyük bir hile yaparak tuzak kurdular.
23
Bir de onlar: ‘Sakın ha ilâh larınız(a tapmay)ı bırak(ıp Nûh’un Rabbine ibadete başla) mayın; özel likle de (en büyük putlarınız olan) ne Vedd’i, ne Süvâ’ı, ne de Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i asla terket meyin!’ dediler.
24
Böylece o (reis konumunda ola)nlar gerçek ten birçoklarını saptırdılar! (Ey Rabbim!) Artık o zâlimlerin sapıklıktan başka bir şey lerini artırma!”
25
(İşte Nûh (Aleyhisselâm)`ın kavmi) sadece o (şirk gibi) büyük hatalarından sebep suyla boğuldular, ardı sıra hemen (berzah â leminde, kabir azâbına çarpılmak üzere) büyük bir ateşe girdirildiler de artık kendileri için Al lâh’tan başka yardımcılar bulamadılar!
26
(Allâh-u Te`âlâ) Nûh ((Aley hisselâm)`a; o güne kadar inanan birkaç kişi dışında artık kimsenin ken disine iman etmeyeceğini bildirince, onların bedduayı hak ettiklerini anladı da) dedi ki: “Ey Rabbim! Yer üzerinde kâfirlerden gezip do laşan bir fert bile (sağ) bırakma!
27
Zira gerçekten Sen onları bırakırsan, (sayıları az da olsa inanmış olan) kullarını saptırırlar. Zaten onlar (bülûğa erdiğinde) çokça kâfir ve fâcir (; inkârcı ve günahkâr olacak) kimseden başkasını da doğurmazlar! İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`nın rivayetine göre; onlardan biri oğlunu alıp Nûh (Aleyhisselâm)`ın yanına getirerek, onu gösterip: “Aman bundan sakın! Bu büyük bir yalancıdır! Babam da beni bundan sakındırmıştı!” derdi. Sonra o öldüğünde, çocuğu da o şekilde inkârcı yetişirdi. (Hâzin)
28
Ey Rabbim! Beni de, (Şemhâ ve Lemk adların daki) anne-babamı da, evime/mescidime/ gemime /dinime/ imanlı olarak girmiş olan kimseleri de, (kıyâmet gününe kadar gelecek) imanlı erkeklerle imanlı kadınları da bağışla! O zâlimleri ise büyük bir helâkten (ve yıkıma uğ ratılmaktan) başka bir şey bakımından artırma!”