Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Araf 1 / 206
1
Elif! Lâm! Mîm! Sâd!
M.Ustaosmanoğlu 7:1
2
(Bu Kur’ân-ı Kerîm) öyle büyük bir kitaptır ki; kendisiyle (tüm insanlara) uyarıda bulunasın ve ina nanlar için yeterli bir öğüt olsun diye (tarafımızdan) sana indirilmiştir. Artık on(un tebliğinin getireceği sıkıntılar)dan do layı kalbinde hiçbir darlık bulunmasın.
M.Ustaosmanoğlu 7:2
3
Rabbinizden size indirilmiş olan şeye (Kur’ân ve Sünnet’e) hakkıyla uyun! Onu bırakıp da (insan ve cin şey tanları gibi, kâfirliğe ve sapıklığa çağıran) başka birtakım dostlara asla uymayın! Pek az/çok az zaman/ öğütleniyorsunuz (bu yüz den Allâh’ın dinini bırakıp başkalarına uyuyorsunuz)!
M.Ustaosmanoğlu 7:3
4
Kendisini helâke uğrat(mayı arzula)mış oldu ğumuz nice memleket (halkı) vardır ki, (Lût (Aleyhisselâm)`ın kavmi gibi) geceleyin (uyurlarken) ya da (Şu`ayb (Aleyhisselâm)`ın kavmi gibi) kendileri (gündüz ortası uykuya yatmış) kaylûle yapan kimselerken çetin azâbımız on(lar)a gelip çatmıştır.
M.Ustaosmanoğlu 7:4
5
Çetin azâbımız kendilerine geldiği zaman ar tık onların (suçlarını itiraf mâhiyetindeki yakarış ve) duaları ancak: “Şüphesiz ki biz gerçekten (şirk ko şan) zâlim kimseler olmuştuk!” demelerinden baş ka bir şey olmamıştır!
M.Ustaosmanoğlu 7:5
6
Andolsun ki; kendilerine (peygam ber) gönderilmiş olan o kişilere(, elçilerimize tâbi olup olmadık larını) elbette soracağız! Yemin olsun; o (peygamber olarak) gönderilmiş olan kimselere de (ümmetleri ta rafından nasıl karşılandıklarını) mutlaka soracağız!
M.Ustaosmanoğlu 7:6
7
Kasem olsun ki; onlara (peygamberlere de üm metlerine de) elbette (gizli açık her şey hakkında sâhip olduğumuz dosdoğru ve) mükemmel bir ilimle (tüm yaptıklarını) anlatacağız. Zaten Biz (onlardan ve amel lerinden) uzakta kal(ıp habersiz ol)anlar değildik!
M.Ustaosmanoğlu 7:7
8
(Kulların amellerini dosdoğru tartarak) hak (ve adâletin temsilciliğini yapacak) olan tartı, işte (Allâh-u Te`â lâ’nın, peygamberleri ve ümmetleri sorgulayacağı) o günde gerçekleşecektir. Artık kimin tartılan (sevap)ları (günahlarına karşı) ağır gelirse, işte ancak onlar felâh (ve kurtuluş)a erenlerin ta kendileridir! İmam-ı Mücâhid gibi bazı âlimlere göre; burada geçen “Vezn”, kıyâmet gününde kullar arasında verilecek hüküm anlamına gelmekteyse de, müfessirlerin cumhûruna göre bu, kulların amellerinin bir mîzanla tartılmasıdır ki, o terâzinin bir dili iki de kefesi bulunmaktadır, her bir kefe doğu ile batı arası kadardır. Allâh-u Te`âlâ kullarının uzuvlarını kendi haklarında konuşturup şâhit yapacağı gibi, o mîzanı da adâletle konuşturacaktır. Ancak ulemâ bu tartının keyfiyeti hakkında birkaç görüş açıklamışlardır: a) “Sevapların ve günahların yazılı bulunduğu sayfalar tartılacaktır” diyenler, Abdullah ibni Amr ibni’l Âs (Radıyallâhu anhü mâ)dan rivayet edilen şu hadîs-i şerîfi delil getirmişlerdir: “Kıyâmet günü ümmetimden birine bütün yaratıkların huzurunda nidâ edilir ve kendisi için, her biri gözün gördüğü kadar uzun sahayı dolduran doksan dokuz sicil açılır. Allâh-u Te`âlâ bu kişiye, yazıcı meleklerin ona zulmetmediğini ve o dosyalarda yazılı olanları kendisinin yaptığını itiraf ettirdikten sonra, onca günah karşısında bir sevabı olup olmadığını sorar. O kişi dehşete kapılarak ‘Yok!’ dediyse de Allâh-u Te`âlâ: ‘Olur mu, Bizim katımızda senin çok hasenelerin var ve bugün sana zulüm yok!’ buyurur: Bunun üzerine o kişinin okumuş olduğu bir kelime-i şehâdetin yazılı bulunduğu küçük bir kâğıt parçası çıkarır. O kul: ‘Ya Rabbi! Bu kadar dosyanın yanında bu kâğıt parçası ne yapsın?’ dediğinde, Allâh-u Te`âlâ tekrar: ‘Sen zulme uğratılmayacaksın!’ buyurur. Böylece o günah kefesine konmuş olan doksan dokuz sicile karşılık, o küçük kâğıdın konmuş olduğu sevap kefesi ağır basar ve o kul kurtulur.” (İbni Mâce, Zühd: 35, No: 4300, 2/1437; Tirmizî, İman: 17, No: 2639, 5/24) b) İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayete göre; güzel ameller güzel surette, kötü ameller de çirkin suret üzere getirilerek mizana konulacaktır. Böylece Allâh-u Te`âlâ o suretlerde, tartılmaya elverişli olacak şekilde bir ağırlık ve hafiflik yaratacaktır. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)
M.Ustaosmanoğlu 7:8
9
Ama kimin (imanı olmadığı için hiçbir iyiliği itibara alınmayarak) tartılanları hafif gelirse, işte bizim âyetlerimize karşı işlemekte bulunmuş oldukları (inkâr ve) zulüm sebebiyle nefislerini hüsrâna uğrat(ıp ebedî mükâfatlardan mahrum bırak)mış olanlar da ancak onlardır!
M.Ustaosmanoğlu 7:9
10
Andolsun ki; muhakkak Biz sizi yer (yüzün)- de yerleştirdik/size yerde güç ve imkân verdik/ ve sizin için orada (yiyecekler ve içecekler gibi) yaşam vasıtaları belirledik. (Bunca nimetlerimize karşı) pek az/çok az bir zaman/ şükrediyorsunuz?
M.Ustaosmanoğlu 7:10
11
Yemin olsun ki; şüphesiz sizi(n babanız Âdem’i, ilk olarak şekilsiz bir balçık halinde) yarattık, sonra sizi(n babanızı) şekillendirdik, sonra da meleklere: “Âdem’e (bir saygı göstergesi olarak, kıble gibi ona yö nelip Bana) secde edin!” buyurduk, onlar da hemen secdeye vardılar. İblîs müstesnâ; o, secde edenler den olmadı.
M.Ustaosmanoğlu 7:11
12
O (Allâh-u Te`âlâ): “Sana emrettiğim zaman secde etmenden seni engellemiş olan şey neydi?” buyurdu. O (İblîs de): “Ben ondan hayırlıyım, çünkü beni üstün bir ateşten yarattın, onu ise âdî bir çamurdan halkettin!” dedi. Tefsirlerde zikredildiği üzere İblîs, yanlış bir kıyas yaparak ateşi topraktan üstün görmüştür. Oysa çamur daha faziletlidir. Zira toprakta bulunan ağırlık ve vakar gibi vasıflar; acele etmeme, utangaçlık ve sabır gibi birçok üstünlüğün kaynağı olduğundan, topraktan yaratılan Âdem (Aleyhisselâm) hata ettiğinde tevbe ve istiğfara sarılmıştır. Ama ateşin tabiatında bulunan hafiflik, hiddet ve yükselme hırsı; kibir ve gurur gibi birçok kötü huyun membaı olduğundan ateşten yaratılmış olan İblîs, Âdem (Aleyhisselâm)`a secde emri karşısında direnerek kâfirlerden olmuştur. Ayrıca toprak, bitirip yetiştirmekte, ateş ise yakıp tüketmektedir. Toprak, ateşi söndürebilmekte ama ateş toprağı yakamamaktadır. İşte İblîs bu faziletlerden gâfil bir vaziyette fâsit bir kıyasta bulunmuştur ki, bu yüzden: “İlk kıyas yapan İblîs’tir!” denilmiştir. Aslında fazîlet birtakım kıyaslarla belirlenecek bir şey olmayıp, ancak Allâh-u Te`âlâ’nın bir şeyi değerli kılmasıyladır ki, bu da ancak emirlere itaatle gerçekleşir. Bu yüzden Habeşli mümin, Kureyşli kâfirden faziletlidir. Şeytanın içine düştüğü bu rezil vaziyetten çıkarılması gereken en büyük ders; âyet, hadîs ve ulemânın beyanları gibi açık nasslar mevcutken inadına birtakım felsefî kıyaslara yönelmemek ve üstünlüğü ancak Allâh-u Te`âlâ’nın emirlerine itaatte aramaktır.
M.Ustaosmanoğlu 7:12
13
(Bunun üzerine) O: “Öyleyse hemen oradan in! Artık orada büyüklük taslamansenin için (bir hak) olamaz! O halde (cennetten ve göklerden) hemen çık! Gerçekten sen alçaklardansın!” buyurdu.
M.Ustaosmanoğlu 7:13
14
O (ölümden kurtulmak için): “(Sûra ikinci defa üfürülüp, Âdem ve zürriyetinin) diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” dedi.
M.Ustaosmanoğlu 7:14
15
O (da ona, ikinci nefhaya kadar yaşam hakkı tanımayıp): “Şüphesiz ki sen (istediğin gibi, dirilme günü ne kadar değil de, sûr`a birinci defa üfürülüp herkesin öle ceği âna kadar) mühlet verilenlerdensin!” buyurdu.
M.Ustaosmanoğlu 7:15
16
O (zaman İblîs kendi sapıtma suçunu Allâh-u Te`âlâ’ya atmak üzere) dedi ki: “Beni azdırmış olma na yemin olsun ki, elbette onlar(ı saptırmak) için senin dosdoğru (İslâm) yolunda mutlaka otur(up onların dini yaşamalarına mâni ol)acağım...
M.Ustaosmanoğlu 7:16
17
Sonra andolsun ki; elbette hem önlerinde( ki âhiret meselelerinde)n , hem arkalarında (kalan dünya ile alâ kalı konulardan, hem sağlarında (yazılacak sevaplarında)n hem de sollarında (kaydedilecek günah larında) n (dolayı vesveseler vermek üzere dört bir taraflarından) onlara geleceğim de, böylece Sen onla rın çoğunu şükredici (mümin) kimseler olarak bu lamayacaksın.”
M.Ustaosmanoğlu 7:17
18
(İblîs’in bu küstahça başkaldırmasına karşı) O buyurdu ki: “Kınanmış ve kovulmuş biri olarak ora dan çık! Yemin ederim ki; (Âdem’in zürriyetinden olan) o (insa)nlardan her kim sana uyacak olursa, andolsun ki; elbette cehennemi topluca sizden dolduracağım!
M.Ustaosmanoğlu 7:18
19
Ey Âdem! Sen eşinle birlikte cennete yerleş de, her ikiniz (orada) dilediğiniz yerden (istediğiniz şeyleri) yiyin, ama (meyvesinden yemek için) işte şu ağaca yaklaşmayın, sonra ikiniz de (nefislerine) zulmeden (ve kendilerine yazık eden) kimselerden olursunuz!”
M.Ustaosmanoğlu 7:19
20
Derken şeytan: “Sırf iki melek olursunuz ya hut her ikiniz de (cennette) sonsuza dek kalanlardan bulunursunuz di ye (bunu istemediğinden) Rabbiniz sizi işte bu ağaçtan engelledi!” dedi de, böylece (nû rânî bir libâsla) kendilerinden örtülmüş bulunan avretlerini onlara (açıp) göstermek için (gereken günahı işlettirmek üzere) ikisine de vesvese verdi.
M.Ustaosmanoğlu 7:20
21
Bir de o (onları inandırmak için) ikisine de kuvvetlice yemin etti (de dedi) ki: “Gerçekten ben özellikle ikinize elbette nasihat edenlerdenim (zaten ben sizin iyiliğinizi istediğim için bu sırrı size veriyorum)!”
M.Ustaosmanoğlu 7:21
22
İşte böylece o, (Allâh adına yalan yere yemin edip, bâtılı hak göstermek suretiyle yapmış olduğu) bir aldatma yüzünden ikisini de (sahip oldukları yüksek dereceden ayırıp, günah işlemek gibi bir aşağılığa) tenezzül ettirdi. Bunun üzerine her ikisi o ağaçtan (az bir şey) tat tıklarında hemen avretleri kendilerine beliriverdi de, cennet(teki incir) yaprağından üzerlerine ya mayıp yapıştırmaya başladılar. (O zaman) Rableri (sitem ve uyarı yoluyla) kendilerine nidâ etti (de dedi) ki: “İşte her ikinize! Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim ve size: ‘Şüphesiz şeytan özellikle ikinize pek açık büyük bir düşmandır!’ dememiş miydim?”
M.Ustaosmanoğlu 7:22
23
(Bunun üzerine o ikisi kendi suçlarını itiraf etmek üzere): “Ey Rabbimiz! Biz (emrine muhalefet edip, kendimizi cennetten çıkartacak iş yaparak) nefislerimize zulmettik! Eğer Sen bizim için (günahlarımızı) bağışlamada bulunmazsan ve bize acımazsan andolsun ki; elbette biz (iki cihanda da en büyük zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan oluruz!” dediler. Bu âyet-i celîleye dayanarak kimse, peygamberlerin de günah işlemiş olduğu gibi yanlış bir hükme varmamalıdır. Zira nebîlerin derecesi ve Allâh-u Te`âlâ’yı bilme hususundaki mertebeleri çok yüksek olduğundan çoğu kere onlar, başkalarının mesûl tutulmayacağı, unutma ve yanılma gibi şeyler sebebiyle de İlâhî siteme mâruz kalmışlardır ve böylece onlar nefislerini kırmak için kendilerine zulüm ve günah isnat etmişlerdir. Ama bu onların da başkaları gibi günahları ve mâsiyetleri olduğu anlamına gelmez. Sadece makamlarının yüceliğine ve mârifetlerinin üstünlüğüne nispetle günah sayılabilecek, ama haddizatında günah olmayan birtakım yanılgılar olarak değerlendirilebilir. Ehli Sünnet ulemâsının birçoğuna göre; Âdem (Aleyhisselâm)`ın cennetten çıkarılmasına sebebiyet veren o yasaklı ağaçtan yemesi, bir unutma nedeniyle gerçekleştiği için, burada büyük değil, küçük bir günah dahi mevzuu bahis değildir. Zaten bu, Âdem (Aleyhisselâm)`ın peygamberliğinden önce vuku bulmuştur. Zira nübüvvetten sonra peygamberler hakkında ne küçük ne de büyük hiçbir günahın sudûruna inanmak câiz görülmemiştir. (Hâzin, Âlûsî)
M.Ustaosmanoğlu 7:23
24
(O zaman Allâh, Âdem, Havvâ ve İblîs’e hitâben) buyurdu ki: “Bir kısmınız diğer bir kısma düşman olarak (cennetten) inin. Sizin için yerde bir yerleşim ve (ecellerinizin biteceği) bir zamana kadar yaşantı vardır.”
M.Ustaosmanoğlu 7:24
25
(Allâh) buyurdu ki: “O (yeryüzünün toprağı) n da yaşayacaksınız, yine onda öl(üp gömül)eceksi niz ve (diriltilirken) yine ondan çıkartılacaksınız!”
M.Ustaosmanoğlu 7:25
26
Ey Âdemoğulları! Gerçekten Biz sizin üzerini ze, avretlerinizi örtecek bir elbise, bir de (süslenece ğiniz) ziynet libâsı(nı temin edeceğiniz ürünleri yetişti ren suyu) indirdik. (İman, Allâh korkusu, güzel ahlâk ve avret yerlerini örtme gibi) takvâ elbisesi(ne bürünmek) ise; işte bu (süslü elbiselerden) daha iyidir! İşte bu (libâsların indirilişi), Allâh’ın (gönderdiği) âyetlerindendir, tâ ki onlar (nimetlerini) iyice düşünsünler (de çirkin işlerden sakınsınlar)!
M.Ustaosmanoğlu 7:26
27
Ey Âdemoğulları! Sakın şeytan (cennete girme nize mâni olacak gü nahlar işleterek) sizi fitnelendir mesin/sıkıntıya sokmasın/aldatmasın/ sap tır ma sın/. Nitekim o, ikisine de avretlerini göstersin diye elbiselerini onlardan soy(duracak günaha sok)arak ana-babanızı cennetten çıkarmıştı. Şu bir gerçek ki o (şeytan), zürriyeti/orduları/ ile birlikte sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedir. (Bu yüzden onlardan sakınmanız gerekir.) Muhakkak Biz, şeytanları o iman etmeyen kimseler için dostlar yapmışızdır (ve aralarında bir uyum yaratıp onları birbirlerine musallat kılmışızdır).
M.Ustaosmanoğlu 7:27
28
O (şeyta)nlar(ın dostları olan müş rikler, putlara tapmak ve tavafta avret yerlerini açmak gibi) çok çirkin bir iş yaptıkları zaman (özür dileme adına): “Biz baba larımızı bunun üzerinde bulduk (da onlara uyduk), Allâh da bize bunu emretti!” derler (böylece kabahatlerinden daha çirkin bir mâzeret ortaya koyarak körü körüne taklitle övünür ve Allâh’a iftira ederler)! (Habî bim!) De ki: “Şüphesiz ki (güzel işleri emreden ve üs tün ahlâka teşvikte bulunan) Allâh (putlara tapmak gibi akl-ı selîmin reddedeceği ve dosdoğru tabiatların asla kabullenemeyeceği) çirkin işleri emretmez! (Doğruluğunu) bilmemekte olduğunuz şeyleri mi Allâh’a karşı (uydurup) söylüyorsunuz?”
M.Ustaosmanoğlu 7:28
29
(Rasûlüm!) De ki: “Rabbim (bana, her akıllı nez dinde güzel sayılan ve aşırılıkla geri kalma uçlarından uzak olan, doğruluk ve) adâleti emretmiştir. Ayrıca her secde (ve namaz) vaktinde/ her secde mekânın da/yüzlerinizi (O’nun ibadetine) doğrultun/(kıbleye) doğru tutun/da böylece ibadeti sadece Kendisine tahsis ediciler olarak O’na kulluk edin! (Çünkü sadece O’nun huzuruna toplanacaksınız.) Sizi baştan ya rattığı gibi (tekrar diriltince de ancak O’na) dönecek siniz/sizi ilk başta (topraktan) yarattığı gibi (yine toprağa) döneceksiniz/sizi ilkin (yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak) yarattığı gibi (Allâh’ın huzuruna yine o halde) döneceksiniz/. (İşte o zaman O size amel lerinizin karşılığını verecektir. Dolayısıyla ibadetlerin sadece O’na tahsisi gerekir.)”
M.Ustaosmanoğlu 7:29
30
O (Allâh-u Te`âlâ) bir fırkayı (imana muvaffak ederek) hidâyet etmiştir. Bir fırkaya gelince de, on lar üzerine sapıklık (hükmü) hak olmuştur. Çünkü gerçekten onlar (kendi istekleriyle) Allâh’ı bırakıp şeytanları dostlar edinmiş (bu yüzden de saptırılmayı hak etmiş)tirler. Hâlâ da kendilerinin gerçekten hidâyete ermiş kimseler olduklarını sanmaktadırlar.
M.Ustaosmanoğlu 7:30