Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Münafikun 1 / 11
1
(Habîbim!) Münafıklar sana geldiği zaman: “Biz şâhitlik ederiz ki, şüphesiz sen elbette Allâh’ın Rasûlüsün!” derler. (Seni gönderen) Allâh biliyor ki, gerçekten sen elbette O’nun Rasû lüsün! Ama Allâh şâhitlik ediyor ki, şüphesiz münâ fık lar(ın söyledikleri söz doğru da olsa, manasına kalben inanmadıkları için) elbette (onlar) ya lan cıdırlar!
M.Ustaosmanoğlu 63:1
2
Onlar (kanlarını ve mallarını korumak için) yeminlerini bir kalkan edinmiştirler de, bu sebeple (Müslüman görünerek elde etmiş oldukları güvenlik içerisinde, samimi Müslümanları) Allâh’ın yolunda (cihatta bulunmakta)n engelle(me gayretine gir)miş tirler. Şüphesiz ki onlar; yapmakta bulunmuş oldukları şeyler ne kötü olmuştur! (İşte onlar evvelden beri kötü amellere alıştıkları için, yalan yere yemin gibi en büyük bir günahı bile kolayca işleyebilmişlerdir.)
M.Ustaosmanoğlu 63:2
3
İşte (onların) bu (şekilde yalan yeminlere sığınarak münafıklıklarını sürdürmeleri) şu se beple dir ki; gerçekten onlar (kelime-i şe hâdet okuyarak) iman etmiş (görüntüsü vermiş)ler, sonra (: “Muham med’in dedikleri haksa, biz eşekten beteriz!” gibi laflar konuştukları fark edilince bu) inkâr(larından herkesi haberdâr) etmişlerdir. Bu nedenle de kalpleri üzerine mühür vurul muştur! Artık onlar (ölünceye kadar gerçek iman hakkında) ince anlayışa sahip olamazlar!
M.Ustaosmanoğlu 63:3
4
Sen o (münafık ola)nları gördüğün zaman, cisimleri(nin iriliği ve kılık-kıyafetlerinin güzelliği) seni hayran bırakır. Konuşacak olsalar, (dillerinin tatlılı ğından ve çok edebiyatlı konuştuklarından dolayı) sen bile onların sözünü dinlersin! Sanki gerçekten onlar (senin meclisinde yaslanarak otururlarken, tek başına duramayıp duvara) dayandırılmış birtakım kütüklerdir (, ruhsuz bedenlerdir, imandan ve hayırdan tamamen arınmış cisimlerdir)! Onlar (korkaklıkların dan ve dünyaya düşkünlüklerinden dolayı) her nârayı kendi aleyhlerine sanırlar! (Bir kayıp ilanı için bile bağırılacak olsa, “Acaba kanlarını ve mallarını mubah edecek bir vahiy mi geldi?” diye akılları başlarından gider.) Gerçek düşman ancak onlardır! Öyleyse (görün tülerine aldanmayı bırak da) onlardan sakın! Allâh onları katletsin (, kahretsin. Ey müminler! Siz de on lara böylece beddua edin)! Nasıl da (bile bile haktan bâtıla) döndürülüyorlar?
M.Ustaosmanoğlu 63:4
5
O (münâfık ola)nlara: “Gelin, Allâh’ın Rasûlü sizin için mağfiret talebinde bulunsun!” denildiği za man, (kibirlerinden dolayı) başlarını çevirirler. Bir de sen onları (bu sözü kendilerine diyenden) yüz çevirir oldukları halde görürsün. Üstelik onlar pek büyük lenen kimselerdir!
M.Ustaosmanoğlu 63:5
6
Sen onlar için bağışlanma talebinde bulunmuşmusun, ya da onlar için istiğfar etmemişsin, (bir şey değişecek değildir, zira iki durum da) onlara karşı eşittir. Allâh asla onları bağışlayacak değildir! Çünkü şüphesiz Allâh (imanlarını gerektiren bunca açık delil gördükleri halde ve dilleriyle iman açıklamalarına rağmen, kalben iman etme dâiresinin dışına çıkmış olan) o fâsıklar toplumunu (gerçek imana) hidâyet etmez!
M.Ustaosmanoğlu 63:6
7
Ancak onlardır o kimseler ki (muhâcirlere yardım eden ensâra): “Rasûlûllâhın yanında bulunan (fakir ve muhâcir) kimselere infakta bulunmayın ki tamamen dağılsınlar!” demektedirler. Oysa, göklerin ve yerin hazineleri ancak Allâh’a aittir. (Dolayısıyla Medîne ehli, fakir muhâcirlere yar dımı kesse de, tüm rızıkların sahibi olan Allâh onların geçimini temin etmeye Kadirdir.) Lâkin, o münafıklar (Allâh-u Te’âlâ’nın bu üstün gücünü) iyice anlaya mazlar!
M.Ustaosmanoğlu 63:7
8
Onlar: “Andolsun eğer (Benî Mustalık gazvesinden) Medîne’ye dönecek olursak, yemin olsun ki; elbette o en izzetli kişi, o en alçak olanı mutlaka oradan çıkaracaktır!” diyorlar. Oysa izzet (ve şeref) ancak Allâh’a mahsustur, Rasûlüne aittir ve mü minler içindir! Lâkin, o münâfıklar (aşırı cehâletlerinden ve aldanmışlıklarından dolayı bu gerçeği) bilmezler! Rivayete göre; Benî Mustalık gazası bitmişti ki; insanlar bir suyun başında toplanmışken, Ömer (Radıyallâhu anh)ın işçisi Cehcâh ibni Sa’îd ile münafıkların reisi olan İbni Übeyy’in antlaşmalısı Sinan el-Cühenî su kuyruğunda kapıştılar. Cehcâh muhâcirleri, Sinan da ensârı yardıma çağırınca, fakir muhacirlerden biri Cehcâh’a yardıma geldi ve Sinan’a bir tokat attı. O zaman ibni Übeyy ona: “Bunu sen mi yaptın? Zaten biz Muhammed’in yanına tokat yiyelim diye geldik! Vallâhi onlarla bizim durumumuz, ancak ‘Besle köpeğini yesin seni!’ dendiği gibidir! Ama, vallâhi Medîne’ye dönersek, en ulu olan kişi, en alçak olanı oradan çıkaracak!” dedi ve “En ulu” tabiriyle kendini, “En alçak” ifadesiyle de Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i kastetti. Derken, kendi adamlarına dönüp: “Vallâhi siz bu fakirlere artıklarınızı yedirmeseydiniz, şimdi boyunlarınıza binemeyeceklerdi! Öyleyse artık bunlara yardım yapmayın ki Muhammed’in etrafından dağılsınlar!” dedi. O sıra da yaşı genç olan Zeyd ibni Erkam (Radıyallâhu anh) bunu duyunca: “Vallâhi kavmi arasında sevilmeyen zelil ve fakir sensin! Muhammed ise, miraç tâcı başında olan, Rahmân’ın izzetiyle azîz ve Müslümanlardan güç almış biridir!” dedi. İbni Übeyy: “Sus! Ben ancak şaka yapıyordum!” dediyse de, Zeyd (Radıyallâhu anh) hemen Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gidip duyduklarını anlattı. O sırada Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in yanında bulunan Ömer (Radıyallâhu anh): “Ya Rasûlallâh! Bırak beni de şu münafığın boynunu vurayım!” deyince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “O zaman Medîne’de çok burunlar titrer (, herkes korkuya kapılır ve güven ortamı bozulur)!” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu anh): “Onu bir muhacirin öldürmesini istemiyorsan, o zaman bir ensârîye bunu emret!” deyince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Peki insanlar: ‘Muhammed adamlarını öldürüyor!’ diye konuşurlarsa ne olacak?” buyurdu. Sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) İbni Übeyy’i çağırarak: “Bu sözleri sen mi konuştun?” diye sorunca, o: “Sana kitap indiren Allâh’a yemin ederim ki, bunlardan hiçbirini ben demedim! Zeyd yalancıdır!” dedi. Orada bulunanlar: “Ya Rasûlallâh! Bir çocuğun lafını bizim büyüğümüzün sözüne tercih mi ediyorsun? Belki o yanlış anlamıştır!” dediler. Bu hâdise üzerine Zeyd (Radıyallâhu anh) utancından bir süre evinden çıkamadı. Fakat bu sûre inince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Ey genç! Gerçekten Allâh seni doğrulamış, münafıkları ise yalancı çıkarmıştır!” buyurdu. İbni Übeyy’in yalanı ortaya çıkınca, bazıları ona: “Senin hakkında çok şiddetli âyetler indi, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gidip günahını itiraf et de, senin için istiğfar etsin!” dediler. O da bu görüşü reddetmek üzere başını çevirerek: “İman et dediniz, iman ettim, zekât vermemi söylediniz, onu da yaptım, artık bana Muhammed’e secde etmemi emretmenizden başka bir şey kalmadı!” dedi. Bu hal üzere birkaç gün daha yaşayıp geberdi. (Nesefî, Hâzin)
M.Ustaosmanoğlu 63:8
9
Ey iman etmiş olan kimseler! Ne mallarınız(la uğraşmanız), ne de çocukları nız(a vakit ayırmanız, namaz, cihat ve Kur’ân okumak gibi) Allâh’ın zikrinden (ve ibadetinden) sizi alıkoymasın! İşte her kim bunu yaparsa; işte (değerli ve sonsuz olan bir şeyi, basit ve fâni bir hayat karşılığında sattıkları için) ancak onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir!
M.Ustaosmanoğlu 63:9
10
Sizin birinize ölüm (emâreleri) gelmeden önce, Bizim size rızık olarak vermiş olduğumuz şeyle rin bir kısmını (âhirete bir hazırlık olarak, muhtaçlara) infakta bulunun ki, sonra (zoru görünce): “Ey Rab bim! Beni(m ölümümü) pek yakın bir süreye kadar geciktirseydin ya, bolca sadaka vereydim ve (Sana karşı vazifelerini yerine getiren) salih kimselerden olaydım!” deyiverir.
M.Ustaosmanoğlu 63:10
11
Allâh eceli geldiği zaman hiçbir nefsi asla geciktirecek değildir! Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden) de (hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.
M.Ustaosmanoğlu 63:11
Münafikun suresi tamamlandı