1
Battığı an yemin olsun o (Süreyyâ) yıldız(ın)a ki;
2
Arkadaşınız (olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hak yoldan) sapmamıştır ve bâtıla inanıp cehâlete düşmemiştir.
3
O nefsânî bir arzudan dolayı konuşmaz!
4
O(nun söyledikleri), ancak (Al lâh-u Te`âlâ tara fından Cebrâîl (Aley hisselâm) vasıtasıyla kendisine) vah yedilmekte olan bir vahiydir.
5
O kuvvetleri çok şiddetli olan (Cebrâîl) ona (Kur’ân’ı) öğretmiştir. (İşte o kuvvetinin bir gösterge si olarak, Lût kavminin beş vilayetini tek kanadıyla kö künden söküp göğe kaldırmış sonra ters çevirmiştir.)
6
O sağlam görüş sahibi/güzel görünüm sahibi (olan yüce melek)/! Derken o (Cibrîl (Aley hisselâm)), (her biri ufku kapatacak kadar büyük olan altı yüz ka nadıyla Hırâ’da Rasû lûl lâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e) doğruca belirdi!
7
Böylece o, (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e göre, doğuda) en üst ufukta idi.
8
Sonra (Cibrîl Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e) yanaştı da, (havadan aşağı doğru) sarkıp yanına indi.
9
Artık (Cibrîl ile Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) arasındaki mesafe, bakanlara göre, birbirine yapış tırılan) iki yay kadar yahut daha yakın oluverdi.
10
Bunun üzerine o (Cibrîl) O (Allâh-u Sübhâ ne hû)nun (şerefli) kulu (olan Muhammed Mus tafa’sı)na, vahyetmiş olduğu (pek önemli) şey leri vahyetti!
11
O (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`- in) kalb(i, Cibrîl’i asıl sureti üzere gördüğün de,) görmüş olduğu şeye dâir yalan söyle (yerek:“ Seni tanımadım!”de)medi.
12
Şimdi yoksa siz, gördüğü şeye karşı mı onunla çekişiyorsunuz?
13
Andolsun ki; elbette o onu (Mi’râc ge cesinde ki,) diğer bir inişte de (asıl yaratıldığı şekli üzere) gerçekten görmüştü!
14
(Yedinci kat semada Arş’ın sağında bulunan ve bütün kulların ilimlerinin, amellerinin, şe hitlerin ve müminlerin ruhlarının son durağı olan) o son nokta daki Sidre’nin (; o altında top landıkları Arabistan ki razını andıran ağacın) yanında,
15
Ki (takvâ sahiplerinin barınağı olan) Me’- vâ cen neti de onun yanındadır!
16
Hani o Sidre’yi kaplayan (İlâhî nur, yeşil kuş lar, altın çekirgeler, inci, yakut, zebercetler ve her yap rağına konan melekler) kapladığı zaman;
17
O (Rasûlün) göz(ü, bakmakla emrolunduğu şeyleri görmekten başka bir tarafa doğru) kaymamış ve (onların dışına) taşmamıştır.
18
Andolsun ki; elbette o, Rabbinin en büyük âyet lerinden önemli bir kısmını (Mi’râc gecesinde) kesinlikle görmüştür.
19
Gördünüz mü (; söyleyin bana) o (taptığınız) Lât ve Uzzâ’yı!
20
Bir de o çok geri kalmış üçüncü (put olan) Me nât’ı (ki, Allâh-u Te`âlâ’nın sahip olduğu sonsuz kudret karşısında onlar en ufak bir gü ce mi sahiptirler?)!
21
Yoksa erkekler sizin de, o (hoşlanmadığınız ve) dişi (sandığınız melek)ler O’na mı aittir?
22
İşte o takdirde bu, pek zâlimâne bir tak simdir!
23
O(tapı)n(dığınız put)lar ancak, sizin ve baba larınızın kendilerini ad olarak taktığınız birtakım isimlerdir ki, Allâh onlar(ın ilâhlığı) hakkında hiç bir delil indirmemiştir! Onlar ancak zanna (ve birtakım varsayımlara), bir de canların(ın) arzulamakta olduğu şeye harfiy yen uymaktadırlar. Oysa andolsun ki; elbette Rable rinden onlara gerçekten hidâyet gelmiştir.
24
Yoksa temenni etmiş olduğu her şey, insanın mı olacaktır?
25
Hâlbuki âhiret de, o en ilk olan (dünya) da sadece Allâh’a aittir. (Dolayısıyla sizin arzunuz değil, O’nun dilediği olacaktır.)
26
Göklerde nice melek vardır ki, şefaatleri hiç bir şeyle yararlı olamayacaktır! Ancak Allâh’ın di lediği ve râzı olduğu (iman ehli) kimselere (şefaat etmeleri için) izin vermesi müstesnâ! (İman etmeden meleklerin şefaatini bekleyenlerin durumu buyken, ya putlardan medet umanların hâli ne olur!)
27
Şüphesiz o kimseler ki, âhirete iman et me mektedirler, elbette onlar (“Melekler Allâh’ın kızları dır!” diyerek) dişi adı takmak suretiyle melekleri (birtakım bâtıl adlarla) isimlendirmektedirler.
28
Oysa kendileri için bu hususta hiçbir ilim bulunmamaktadır! Onlar ancak tamamen zanna (ve boş kuruntulara) uymaktadırlar. Hâlbuki zan (ve tahmin denen şey), haktan yana hiçbir şeyle fay dalı olamaz!
29
(Habîbim!) O halde sen Bizim zikrimizden (ve gerçek bilgi sağlayan kitabımızdan) yüz çevirmiş bu lunan ve o en alçak (dünya) hayat(ın)dan başka bir şey arzulamamış olan (Nadr ibni Hâris ve Velîd ibni Muğîre gibi) kimselerden yüz çevir!
30
İşte onların ilim olarak ulaştıkları son nokta ancak budur! Şüphesiz senin Rabbin; Kendi yolundan sapmış olan kimseleri pekiyi bilen ancak O’dur, hidâyet bulmuş olan kimseleri de en iyi bi len ancak O’dur!
Sonraki 30 ayet →