1
Andolsun (Mûsâ (Aleyhisselâm) ile konuştuğumuz o) Tûr (dağın)a!
2
(Kulların amelleri kendisinde) düzenli şekilde yazılmış (olup kıyâmet günü kimine sağından, kimine solundan verilecek) olan bir kitaba da!
3
(Meleklerin kendisine müracaatı ve insanların okuması çok kolay olsun diye) yayıl(ıp açıl)mış ince bir deri içerisinde!
4
(Yedi kat semanın üzerinde, Kâ`be’nin hizasında ve Arş’ın altında bulunan ve her gün farklı yetmişbin meleğin tavafıyla ihyâ edilen) Beyt-i Ma`mûr’a da!
5
O yükseltilmiş tavan (olan göğe de, cennetin tavanı olan Arş)a da!
6
O dolu denize (; büyük okyanuslara)/o (kıyâmet günü tandır gibi) tutuşturulmuş (ve kendisiyle cehennem kızdırılmış olan) denizlere/de (yemin olsun)!
7
Şüphesiz ki senin Rabbinin azâbı elbette gerçekleşecektir!
8
Onu savuşturacak hiçbir şey yoktur!
9
Göğün acayip bir çalkantıyla sallanacağı gün (azap başlayacaktır)!
10
(O gün) dağlar da (yerlerinden kopup) eşsiz bir yürüyüşle (havada bulut gibi) yürüy(üp, savrulan bir duman hâline gel)ecektir!
11
İşte o gün büyük bir helâk vardır o yalanlayıcılar için!
12
O kimseler ki onlar yalan yanlış şeylere ilginç bir girişim içerisinde (eğlenip) oynamaktadırlar.
13
(Elleri boyunlarına bağlı ve perçemleri ayaklarıyla birleşik bir halde) şiddetli bir itilişle cehennem ateşine itilecekleri gün (, onlara denilecektir ki):
14
“İşte ancak buydu o ateş ki siz onu yalanlamakta bulunmuştunuz!
15
(Dünyadayken size bu azâba düşeceğinizi haber veren vahye büyü diyordunuz, onun doğruluğunu gös teren) işte bu (manzara) da mı bir büyüymüş, yoksa siz (evvelce gerçekleri görmediğiniz gibi, burada da) görmüyor musunuz?
16
Girin oraya! Artık (cehennemdeki azaplara) sabredin ya da sabretmeyin, (bir şey fark edecek de ğildir, her iki durum da) size göre eşittir! Çünkü siz ancak yapmakta bulunmuş olduğunuz şeylerle ce zalandırıl(dığınıza göre hiçbir haksızlığa uğratılma) maktasınız!”
17
Şüphesiz ki o (haramlardan hakkıyla sakınan) takvâ sahipleri, pek değerli cennetler ve çok büyük nimetler içerisindedirler.
18
Rablerinin kendilerine vermiş olduğu şeylerle lezzetleniciler olarak! Rableri onları o şiddetle tutuşmuş ateşin azâbından da korumuştur!
19
(Cennete girdiklerinde kendilerine denilecektir ki:) “(Dünyadayken) yapmakta bulunmuş olduğunuz (güzel) şeylere karşılık sıkıntısız bir şe kilde yiyin için (, hazmı âsân olsun, afiyet olsun)!”
20
(Böylece onlar) düzgün bir sırayla yerleştirilmiş pek değerli tahtlar üzerinde (kurulup) yaslanan lar olarak (o cennetlere yerleşeceklerdir)! Üstelik Biz onları iri gözlü, beyaz tenli kadınlarla da eşleştirdik!
21
O kimseler ki; (inanılması gereken hususlara) iman etmişlerdir, zürriyetleri de tam bir imanla onları iyice izlemişlerdir; (fakat babaları ve dedeleri kadar iyi amel işleyememişlerdir,) Biz onların zürri yetlerini onlara kat(ıp cennette aynı derecede yerleş tirme kararı al) mışızdır, ama (bu iyiliğimiz nedeniyle) onlar(ın ataların)a da amellerinden hiçbir şeyi ek sik etmemişizdir. Her kişi (iyi veya kötü) kazanmış olduğu şey kar şılığında bir rehindir. (Salih amel sahibi olan, bu re hinini ödeyerek canını cehennemden azad ettirir, kötü amel sahibi olan ise, bu tutsaklığını hiçbir şekilde kal dıramaz.)
22
Biz onlara canlarının çekmekte olduğu türlü türlü meyveleri ve lezzetli etleri de (bunca nimetle rine ilâveten) fazlaca verdik.
23
(Aralarındaki sevgi ve kaynaş manın bir neticesi olarak) onlar orada şarap dolu öyle bir kadehi ka pışırlar ki; (dünya şaraplarında olduğu gibi) on(un içimi esnasın)da ne bir boş söz, ne de bir günaha sokma mevcut değildir.
24
Kendi özel mülkleri olan (, büluğ çağına yaklaşmış) birtakım genç hizmetçiler de onların etrafında (pervâne gibi) döner ki, sanki onlar (sedefinde) saklı inci (gibi, ak-pâk ve tertemiz)dirler.
25
(Onlar bir muhabbet ve sohbet esnasında) aralarında (birbirinin hal ve hatırından) soruşurlarken, onların bazısı diğer bir kısma yöneldi de,
26
Dediler ki: “Şüphesiz ki biz bundan ön ce (dünyada) ailemiz arasında (yumuşak kalp li, Allâh’a isyan dan korkan, taatına önem veren ve sonumuzla ilgili) endişe taşıyan kimselerdik!
27
Bu sebeple Allâh bize lütfetti de, gözenekle rin içine kadar nüfuz eden o ateşin azâbından bizi korudu.
28
Çünkü gerçekten biz daha önce sürekli O’na ibadet etmekteydik/(bizi bu ateşten koruması için) dua etmekteydik/. Şüphesiz ki O; (sonsuz iyilik sahibi olan) Berr de, (büyük rahmet sahibi olan) Rahîm de ancak O’dur! (Bu yüzden ibadetlerimize mükâfat vermiş ve duala rımızı kabul etmiştir.)”
29
(Habîbim!) Öyleyse sen (onların lüzumsuz konuşmalarına hiç önem vermeyip,) öğüt ver(meye devam et)! Rabbinin (lütfettiği üstün akıl ve peygamberlik) nimet(ler)i sayesinde sen asla ne (kendi kafasına göre gayptan haber veren) bir kâhin, ne de bir deli değilsin!
30
Yoksa onlar (senin için): “(O,) bir şâirdir ki; onun hakkında, ömürleri tü keten uzun zamanın ızdırap veren hâdiselerin( e çarpılmasını ve böylece bir an önce kendisinden kurtu luşa ermey)i bekliyoruz!” mu diyorlar?
Sonraki 19 ayet →