Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Zuhruf 1 / 89
1
Hâ! Mîm!
M.Ustaosmanoğlu 43:1
2
O (hidâyet yollarını) iyice açıklayıcı Kitab (olan Kur’ân)a/o (ince düşünenler için manaları) pek açık olan Kitab’a/ yemin olsun!
M.Ustaosmanoğlu 43:2
3
Gerçekten Biz onu Arapça bir Kur’ân kıldık, tâ ki siz (manalarını ve mûcizelerini gereği gibi) an layasınız!
M.Ustaosmanoğlu 43:3
4
Şüphesiz ki o, o (semâvî) kitapların anası (ve esâsı ola)n (Levh-i Mahfûz)da; Bizim katımızda (diğer kitaplara nazaran) elbette pek yücedir, üstün hik met sahibidir/(hiçbir kitap onu nesh etmeyeceği için) çok sağlamdır/ (diğer kitaplardaki tahrifâtla ilgili ka rar veren bir) hâkim (mertebesinde)dir/.
M.Ustaosmanoğlu 43:4
5
(Evet! Hikmetimiz böyle bir Kur’ân’ın size indiril mesini gerektirmiş bulunmaktadır.) Şimdi siz (sapık lıkta ve cehâlette) haddi aşmış bulunan bir toplum oldunuz diye bu kitabı sizden ayrı bir tarafa mı uzaklaştıralım?
M.Ustaosmanoğlu 43:5
6
Nitekim (sizden) evvelki (inkârcı toplumlar ve haddi aşmış ümmet)ler içerisinde de birçok peygamber göndermiştik!
M.Ustaosmanoğlu 43:6
7
Kendilerine hiçbir nebî gelmiyordu ki, onunla sürekli alay etmekte bulunmuş olmasınlar!
M.Ustaosmanoğlu 43:7
8
Böylece Biz kuvvet bakımından onlardan daha güçlü olanları helâk ettik. Nitekim (bu Kur’ân’da) evvelkilerin şaşılacak kıssaları (defaatle) geçmiştir!
M.Ustaosmanoğlu 43:8
9
Andolsun ki; sen o (şirk koşa)nlara: “Gökleri ve yeri yaratmış olan kimdir?” diye soracak olsan, ye min olsun ki; elbette onlar (putların âcizliğini bil diklerinden ve bu âlemlerin yaratılışının, üstün bir güce ve sonsuz bir ilme sahip olan bir Zât’a dayanması gerek tiğini idrak ettiklerinden dolayı): “Onları O Azîz ve Alîm (olan; O istediğini yaratma gücüne sahip olan ve yaratıklarının yönetimini çok iyi bilen Allâh-u Te`âlâ) yarattı!” diye (kendilerini itirafa mecbur hissede) ceklerdir.
M.Ustaosmanoğlu 43:9
10
(Böylece onlar) O Zât(a işaret etmiş olacaklar dır) ki; sizin için yeri bir döşek yapmış ve orada sizin için birtakım yollar tayin etmiştir, tâ ki siz (o yolları izleyerek maksatlarınıza) ulaşasınız/(onlar hakkında tefekkürde bulunarak asıl maksat olan tev hîd ve marifete) hidâyet bulasınız.
M.Ustaosmanoğlu 43:10
11
O Zât ki; (üstün hikmetlere dayalı olan yüce irâdesiyle tespit edilmiş) bir ölçüyle gökten su indir miştir de, onun sebebiyle Biz (bitkilerden ve ürün lerden tamamen yoksun olan) ölü bir beldeyi can landırmışızdır. İşte siz de böylece (diriltile rek kabirlerinizden) çıkartılacaksınız! (Artık her sene gözünüzün önünde ölü toprağa ha yat veren Rabbinizin, ölümünüzün ardından sizi dirilt mesini nasıl uzak görebiliyorsunuz?)
M.Ustaosmanoğlu 43:11
12
O Zât ki; (ekşi-tatlı, beyaz-siyah, erkekdişi gibi yaratıkların) türlerin(in) tamamını yaratmıştır, bin mekte olduğunuz gemileri ve davarları da sizin için var etmiştir.
M.Ustaosmanoğlu 43:12
13
Tâ ki siz onların sırtları üzere yerleşesiniz, sonra üzerlerine oturdu ğunuzda Rabbinizin nime tini(n büyüklüğünü kalben) hatırlayasınız da (dille rinizle bu nimete şükretmek için) diyesiniz ki: “(Bütün noksan sıfatlardan ve şanına yakışmayan vasıflardan tenzîh ve) tesbîh (olsun) O Zât’a ki; işte bunu bize itaatkâr kılmıştır. Oysa biz bun(ca ağır gemiyi ve vasıtayı kullanma y) a güç yetirebilen kimseler değildik.
M.Ustaosmanoğlu 43:13
14
Şüphesiz ki biz (bugün bu vası talarla kısa yol culuklara çıkmaktaysak da, ölümle birlikte uzun yolcu luğa çıkarak) ancak Rabbimize elbette dönücüleriz!”
M.Ustaosmanoğlu 43:14
15
Ama o (şirk koşa)nlar (göklerin ve yerin ya ra tıcısının tek olduğunu itiraf ettikleri halde: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” diyerek) kullarından O’na bir parça ayırdılar (ve O’na yara tıkların sıfatını taktılar). Gerçekten de insan elbette (inkârı) pek açık/(gâ vurluğunu) açığa vuran/büyük bir kâfirdir.
M.Ustaosmanoğlu 43:15
16
Yoksa O (Allâh-u Te`âlâ), yaratmış olduklarından birtakım kızlar(ı evlat) edindi de sizi oğul larla mı seçkin kıldı?!
M.Ustaosmanoğlu 43:16
17
Oysa onlardan biri, Rahmân’a (kız çocuklar isnat etmek sûretiyle O’na) bir benzer olarak açık lamış olduğu şey ile müjdelendiğinde, (üzüntü ve utancından) yüzü kapkara oluverir, üstelik o öfke dolu biridir.
M.Ustaosmanoğlu 43:17
18
Yoksa (Allâh-u Te`âlâ bula bula ) o takılar içe risinde büyütülen ve kendisi mücâdelede (delilini ve davasını) açıklayıcı olamayan (ve merâmını an latmaktan âciz olan dişi) birini mi (evlat edinmiş)?!
M.Ustaosmanoğlu 43:18
19
O (şirk koşa)nlar o melekleri birtakım dişiler saydılar ki, aslında onlar Rahmân’ın kullarıdırlar. Yoksa yaratılışlarına mı şâhit oldular (da, Allâh’ın onları dişi olarak yarattığını görerek bu kanaate var dılar)? (Onların: “Biz babalarımızdan böyle işittik, onların yalan söylememiş olduklarına da şâhitlik ederiz!” di yerek melekler hakkında yaptıkları) bu şâhitlikleri (amel defterlerine) muhakkak yazılmaktadır ve on lar (kıyâmet günü bundan dolayı) sorumlu tutula caklardır.
M.Ustaosmanoğlu 43:19
20
Onlar: “Rahmân (bizim meleklere tapmayı bırakmamızı) dileseydi, biz onlara tapamazdık. (Biz şu anda onlara taptığımıza göre, bu ibadetimizin Allâh indinde de makbul ve güzel bir şey olduğu anlaşılmaktadır.)” dediler. İşte bu hususta onlara ait hiçbir bilgi yoktur. Onlar ancak (zan ve) tahmine dayalı bir yalan söylemektedirler. Nitekim Allâh-u Te`âlâ’nın bir şeyi dilemesi, onu emretmiş olması yahut o şeyden râzı olması anlamına gelmez. Çünkü meşî’et; Allâh-u Te`âlâ’nın, Kendi katında güzel veya çirkin olması fark etmeksizin, bir hikmetten dolayı mümkinâttan birini diğerine tercih etmesi demektir.
M.Ustaosmanoğlu 43:20
21
Yoksa Biz onlara o (Kur’â)ndan ön ce bir ki tap vermişiz de onlar (: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” derken, naklî bir dayanak olarak) ona mı sımsıkı tu tunucudurlar?
M.Ustaosmanoğlu 43:21
22
Doğrusu onlar(ın bu hususta ne aklî ne de naklî hiçbir delilleri mevcut olmayıp, tek dayanakları kendileri gibi cahil olan geçmişlerini körü körüne taklit etmektir, bu yüzden savunmalarında): “Gerçekten biz, babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Muhakkak biz de onların izleri üzere doğruya ermiş kimseleriz.” demişlerdir.
M.Ustaosmanoğlu 43:22
23
(Habîbim!) İşte (bu kör taklitçilik, sadece senin dönemindeki müşriklere mahsus değildir, nitekim) senden önce de hangi memlekete bir uya rıcı göndermişsek, mutlaka oranın nimetlendi rilmiş kişileri (dünyanın zevk ü sefâsına dalarak, ger çekleri araştırma ihtiyacı duymamış ve) böylece: “Gerçekten biz, babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Mu hakkak biz de onların izlerine uymuş kimseleriz!” demiş(ler)di.
M.Ustaosmanoğlu 43:23
24
(Bu sözle muhatap olan peygamberlerden her biri, ümmetine) demişti ki: “Ben size, babalarınızı üzerinde bulmuş olduğunuz o (hidâyetle hiçbir alâ kası olmayan) şeyden çok daha doğru olan (bir inan c)ı getirmiş olsam da (, siz yine atalarınızın yanlış yo luna) mı (uyacaksınız)?” Onlar (ise, o peygamberin getirdiği dini inceleme gereği bile duymadan): “Muhakkak biz sizin kendi siyle gönderilmiş olduğunuz şeyi inkâr edicileriz!” demişlerdi.
M.Ustaosmanoğlu 43:24
25
Bunun üzerine Biz de onlardan intikam al(mak üzere kendilerini kıtlıklara, katliâmlara, esâret ve sürgünlere uğrat)mıştık. Artık bak ki o (peygamberlerini) yalanlayanların (feci) âkıbeti nasıl ol muş?
M.Ustaosmanoğlu 43:25
26
(Hatırla) o zamanı ki; İbrâhîm babasına ve (taklitçilik üzere tökezlenmiş olan) kavmine demiş ti ki: “Muhakkak ben sizin tapmakta olduğunuz şeylerden tamamen uzağım!
M.Ustaosmanoğlu 43:26
27
Lâkin beni yoktan yaratmış olan O Zât müstesnâ! Şüphesiz ki O, muhakkak beni hidayet(te sabit) edecektir.” (Habîbim! İşte kavmine, kendisine intisapla iftihar ettikleri en büyük ataları olan İbrahim (Aleyhisselâm)`ın bu sözlerini hatırlat ki, taklit edecek lerse, câhil atalarını değil de onu taklit etsinler.)
M.Ustaosmanoğlu 43:27
28
Böylece o, onu (o tevhîd kelimesini) zürri yeti içerisinde bâki kalan bir kelime yaptı. Tâ ki (ardından gelecekler içerisinde şirke düşecek) o(la)n lar (yanlış yoldan) dönsünler! (Bu yüzden kıyâmete kadar onun nesli içerisinde Allâh-u Te`âlâ’yı tevhîd eden ve O’nun birliğine davet edenler bulunacaktır.)
M.Ustaosmanoğlu 43:28
29
(Habîbim!) Doğrusu Ben işte bu (sana düşman ola)nları da, babalarını da (uzun ömürlerle ve bol ni metlerle) iyice yaşattım, neticede onlara o (Kur’ân gibi) hak (olan bir kitap) ve (risâleti) pek açık/(tevhîd yolunu delillerle) iyice açıklayan/ (senin gibi) büyük bir rasûl geldi.
M.Ustaosmanoğlu 43:29
30
Ama o (gafletten uyarıcı ve hidâyete irşad edi ci) hak (ve hakikatler) kendilerine geldiğinde (hiç düşünmeden): “İşte bu büyük bir büyüdür ve ger çekten biz onu inkâr edicileriz!” dediler.
M.Ustaosmanoğlu 43:30