Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Fussilet 1 / 54
1
Hâ! Mîm!
M.Ustaosmanoğlu 41:1
2
(Kur’ân-ı Kerîm, kullarına son derece acıdığı için onlara dîni ve dünyevî tüm yararlarını temin etmek üzere yüce bir kitap indirmeyi murad eden) O Rahmân ve O Rahîm tarafından indirilmiştir.
M.Ustaosmanoğlu 41:2
3
(O) öyle yüce bir kitaptır ki, (manalarını) bilmekte olan bir toplum için Arapça bir Kur’ân olarak âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerinin tafsîli, lafzan ve manen olmak üzere iki türlüdür: Lafzıyla ilgili tafsîl; her bir âyetinin diğerinden, duraklarla, hiziplerle, sûre başlangıçları ve bitimleriyle ayrılmış olmasıdır. Manası hakkındaki tafsîl ise; inanç ve tarih, müjde ve tehdit, emir ve nehiy, helâl ve haram gibi konularının birbirinden ayrılacak şekilde belirli ve tafsilatlı oluşudur.
M.Ustaosmanoğlu 41:3
4
(O yüce Kitap, iman edip amel-i salih işleyenleri cennet ve rıza ile) çokça müjdeleyici ve (inkâr edip isyan edenleri de azap ve gazapla) iyice uyarıcı ola rak (indirilmiştir)! Ama onların pek çoğu (bunca ilmî konuyu barın dıran böyle eşsiz bir kitabı incelemekten) yüz çevir miştir. Bu sebeple onlar (kabul kulağıyla) işitmezler.
M.Ustaosmanoğlu 41:4
5
(Ebû Cehil ve arkadaşları) dediler ki: “Senin bizi kendisine davet etmekte olduğun (iman ve tevhîd gibi) şey(ler)den, bizim kalplerimiz birtakım sıkı örtüler içerisindedir, kulaklarımızda da büyük bir ağırlık (ve sağırlık) vardır. Ayrıca bizim aramızdan da, senin arandan da ayrı ayrı (bir halde) başlay(ıp, ortada hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde aramızdaki tüm mesafeyi kaplayan ve böylece bizi birbirimize ya bancı ve düşman yap) an kalın bir perde vardır. Öyleyse sen (kendi dinin üzere sebat ederek bizim yolumuzu iptal hususunda) çalış, şüphesiz bizler de (kendi yolumuzda kalıp, senin davanı bozma uğrunda olanca gücümüzle) çalışıcılarız!”
M.Ustaosmanoğlu 41:5
6
(Habîbim! Kendi söylediklerine inanmayan bu kişilere cevaben) de ki: “Ben (melek ve cin değilim ki, görüşüp tanışmamız mümkün olmasın, ayrıca ben sizi akıl almaz birtakım şeylere çağırmıyorum ki davetim kabul görmesin, bilakis ben) ancak sizin gibi bir be şerim ki, bana İlâhınızın ancak ve ancak bir tek İlâh olduğu vahyedilmektedir. (Artık aklî ve naklî tüm delillerin lehine şahitlikte bulunduğu “Tek bir İlâh’a ibadet” çağrısı nasıl redde dilebilir?) Öyleyse siz (şirkin güvenilmez kulpuna tutunarak, sizi tevhîde çağıranlara: “Kalplerimiz kılıflı!” demeyi bırakın da, tevhîd ve ihlas gibi sımsıkı kulptan tutarak) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na doğru yönelin ve (geçmiş teki yanlış inanç, söz ve davranışlarınızdan dolayı) O’ndan bağışlanma talep edin! O müşrikler içinse (Rablerine ortak koşmayı sür dürmeleri nedeniyle) büyük bir helâk (ve sonsuz bir azap) vardır.
M.Ustaosmanoğlu 41:6
7
O kimseler ki; (cimrilik ve merhametsizlikleri yüzünden) zekâtı vermezler; zaten onlar âhireti inkâr eden kimselerin de ta kendileridirler.
M.Ustaosmanoğlu 41:7
8
O kişiler ki; (Rablerinin âyetlerine) iman et miştirler ve (bu iman gereği; namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiştirler; şüphesiz onlar için (ardı arkası) kesilmeyen/ başa kakılmayan/ pek büyük bir ecir vardır.”
M.Ustaosmanoğlu 41:8
9
(Habîbim! O yüce yaratıcıyı kabullenmeyenlere) de ki: “Yoksa gerçekten şüphesiz siz mi yeri (tüm kat manlarıyla birlikte, dünya günlerinden) iki gün (kadar az bir süre) içerisinde yaratmış olan o Zât’ı inkâr et mektesiniz ve O’na birtakım eşler tanımaktasınız?! İşte (sadece yeryüzünün değil) bütün âlem lerin Rabbi (de) ancak O’dur. (Hal böyleyken yarattığı bir şeyin, mülkünde O’na ortak olması nasıl düşünü lebilir?)
M.Ustaosmanoğlu 41:9
10
O (Rabbiniz) orada (sütun gibi aşağı uzanmasın, çivi gibi yapışık da olmasın ki, kendilerinden çok yönlü istifade edilebilsin diye); onun üzerinde (yükselen) sabit sabit birtakım dağlar yerleştirmiş, (sular ve ekinlerle, ağaçlar ve ürünlerle) orada çokça bereket (ve hayır) meydana getirmiş ve orada (hem insanlar hem de hayvanlar için uygun olan) azıklarını(n çeşit lerini ve miktarlarını) takdir etmiştir. (İşte Rabbiniz, yeryüzünün ve barındırdığı şeylerin yaratılış müdde tinden) soranlar için (bildirmiştir ki, yerin yaratıldığı iki günle birlikte hesap edildiğinde) tam olarak dört gün (eden az bir zaman diliminin bitimin)de (bütün bunlar gerçekleşmiştir)!
M.Ustaosmanoğlu 41:10
11
Sonra (irâdesi hiçbir şeye tealluk etmeksizin, sadece) göğe, o (Arş’ın altında bulunan sudan yükse len) bir (buhar ve) duman hâlindeyken yönelmiş de, ona ve yere: “(Sizde yarattığım faydaları ortaya çıkarmak üzere) isteyerek ya da istemeyerek (emrime) gelin!” bu yurmuş, o ikisi de: “Biz itaat edenler olarak geldik!” demişlerdir.
M.Ustaosmanoğlu 41:11
12
Böylece o (gök katma)nları(nı, dünya günlerin den) iki gün (kadar kısa bir zaman) içerisinde yedi (kat) gökler olarak sağlam bir şekilde yaratmış ve her semada ona ait (yaratılış) emrini vahyetmiş (de, bu suretle yaratmak istediği melekler, aydınlatıcı ci simler ve Kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği şeyler hemen istenilen yerlerinde meydana gelmiştir) /ve her semaya (yerleştirdiği ahâliye) onunla alâ kalı emrini (ve yasağını) vahyetmiş (de, böylece on ları kendilerine münasip birtakım sorumluluklara tâbi etmiş)tir./ Biz o (yeryüzüne) en yakın olan (birinci kat) se mayı da kandiller (gibi parlayan yıldızlar ve geze genler)le iyice süslemişizdir. Bir de (çatlama ve yı kılma gibi âfetlerden ve vahye kulak kabartan şeytan lardan) tam bir korumayla (onu muhafaza ettik)! İşte bu (anlatılanlar), O Azîz ve Alîm’in (dilediği her şeye son derece gücü yeten ve yaratıkları hak kındaki tüm malumatı hakkıyla bilen Allâh-u Te`â lâ’nın eşsiz ayarlaması ve üstün) takdîri(nin eseri)dir.
M.Ustaosmanoğlu 41:12
13
(Habîbim!) Artık (bunca açıklamadan sonra yine de) onlar (bu büyük âyetleri düşünmekten) yüz çevirirlerse, sen de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd’un azâbına benzer bir azâb ile uyarmış bulundum!”
M.Ustaosmanoğlu 41:13
14
Hani onlara: “Allâh’tan başkasına ibadet etmeyin” diye önle rin den ve arkalarından rasûller gelmişti (de, onlar her taraflarından gelerek onları hak ka davet hususunda olanca güçlerini sarf etmişlerdi). Ama onlar: “Rabbimiz (peygamber göndermek) dileseydi, elbette (sizin gibi yiyip içen insanları de ğil de, bize karşı üstünlüğü olan) birtakım melekler indirirdi. Bu sebeple biz, sizin kendisiyle gönderilmiş olduğunuz(u iddia ettiğiniz) şeyi inkâr edicileriz!” demişlerdi.
M.Ustaosmanoğlu 41:14
15
Âd (toplumun)a gelince; onlar yer(yüzün) de (zulüm ve) haksız olarak iyice büyüklendiler ve (boylarının uzunluğuna ve bedenlerinin büyüklüğüne aldanarak): “Kuvvet bakımından bizden daha güçlü olan kimdir?” dediler. Onlar, kendilerini yaratmış olan O Al lâh’ın; ger çekten O’nun, kuvvet bakımından onlardan daha güçlü olduğunu hiç mi görmediler? Bir de onlar Bizim âyetlerimizi (hak olduklarını) bile bile inkâr etmekte idiler.
M.Ustaosmanoğlu 41:15
16
Bu sebeple Biz o en yakın (dün ya) hayat(ın) da kendilerine alçaklık azâbını tattıralım diye onlar üzerine (yedi gece sekiz gün süren) o uğursuz günlerde dondurucu soğuk/( kulakları patlatırcası na) çok ses çıkaran/ bir rüzgâr gönderdik (de, dağ lardan kayaları elleriyle yontup kaldıracak kadar güçlü olan ve metrelerce uzunluktaki dizlerine kadar yerin dibine gömülerek birbirine tutunan o kavmi, böylece havaya kaldırıp birbirine çarptırarak içi boş hurma kütükleri gibi yere serdik). Âhiret azâbı ise (dünya azâ bının vereceği rezilliğe göre) daha fazla rezil edicidir. Zaten onlar (orada herhangi bir suretle kendile rinden azâ bın kaldırılması için) yardım olunmazlar!
M.Ustaosmanoğlu 41:16
17
Semûd’a gelince; (doğru yolu kendilerine açıklamak suretiyle) Biz onları hidâyet ettik. Ama onlar hi dâyete karşı körlüğü (ve sapıklığı) sevip tercih ettiler. Derken kazanmakta bulunmuş oldukları o (kötü) şeyler sebebiyle, o alçaklığın ta kendisi olan nâra azâbı onları yakalayıverdi (de, Cebrâîl (Aleyhisselâm)`ın attığı bir nâra ile hep birden helâk oldular).
M.Ustaosmanoğlu 41:17
18
Böylece Biz (Sâlih (Aley hisselâm)`a) iman etmiş olan o kimseleri ve (Bizden) hakkıyla sakınmakta bulunmuş olanları (inkârcıları kuşatan o azaptan) kurtardık!
M.Ustaosmanoğlu 41:18
19
Allâh düşmanlarının o (cehennem) ateş(in)e doğru (itile kakıla) sürüklendiği günü (bir hatırla) ki; işte onlar, (çok kalabalık olduklarından) öndekileri arkadakiler(e kavuşabilsinler) için durdurulu(p toplanı)yorlar.
M.Ustaosmanoğlu 41:19
20
Nihâyet (hep birlikte) oraya geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri, (özellikle de tenâsül uzuvları dile gelerek dünyadayken) yapmakta bulun muş oldukları (haram) şeylere dâir şâhitlikte bulunmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 41:20
21
Onlar derilerine: “(Biz sizi kurtarmak için günahlarımızı inkâr ederken, ya) siz niçin bizim aley himize şahitlikte bulundunuz?” dediler. Onlar: “(Biz kendimiz isteyerek konuşmuş değiliz, lâkin konuşturmak istediği) her şeyi konuşturmuş olan O Allâh bizi de konuşturdu. (Artık bu suâlinizin ne anlamı var?) İlk defa sizi yaratmış olan da O’dur ve (şu anda) siz ancak O’na döndürülmektesiniz.” dediler.
M.Ustaosmanoğlu 41:21
22
(İşte o zaman Allâh onlara şöyle buyurur:) “Siz (dünyada günah iş lerken duvar ve perde gibi şeylerle örtünüyordunuz, ama) ne kulaklarınızın, ne gözleri nizin, ne de derilerinizin sizin aleyhinize şahitlik yapmasından (korkarak) örtünmekte değildiniz. Lâkin siz gerçekten de Allâh’ın, yapmakta olduğunuz şeylerden birçoğunu (gizli yaptığınız için, onları) bilmemekte olduğunu (dolayısıyla onları açığa çıka ramayacağını ve uzuvlarınızı konuşturamayacağını) zannetmiştiniz (de, o yüzden yaratıcıdan sakınacak ken yaratıklardan örtünmüştünüz).
M.Ustaosmanoğlu 41:22
23
İşte size! Rabbiniz hakkında zannetmiş bulunduğunuz bu düşünceniz sizi helâk etmiştir. Bu sebeple siz (iki cihan saadetini kazanasınız diye ken dinize verilmiş olan uzuvları, ebedî azâba sebebiyet verecek olan inkâr ve isyanlara harcayarak en büyük zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan oldunuz.”
M.Ustaosmanoğlu 41:23
24
Artık onlar (dünyada olduğu gibi sabrederek selâmete eremezler. Zira) sabredecek olurlarsa (da, olmazlarsa da, değişecek bir şey yoktur), (çünkü) o (cehennem) ateş(i) onlar için (ebedî) bir ikametgâh tır. Ama eğer (bulundukları azaptan sıkılarak, sevdik leri bir yere) dönüş isterlerse, artık onlar, istekleri yerine getirilen kimselerden değildirler./Eğer özür dileyecek olurlarsa, onlar özrü kabul edilen kimselerden değildirler./
M.Ustaosmanoğlu 41:24
25
Biz onlara (azgın şeytanlar ve onlardan daha tehlikeli olan insanlar gibi) birtakım yakın dostlar takdir ettik/musallat ettik/ de onlar bunlara önle rinde bulunan (dünya ile ilgili kâfirlik, sapıklık ve nef sin arzularına uyma gibikötü) şeyleri de, arkaların da olan (âhiretle alâkalı) şeyleri de iyice süslediler. Böylece (onlara dünyada yaptıkları fenalıkları iyi bir şey olarak gösterdikleri gibi, dirilme, cennet ve ce hennem gibi âhiretle ilgili konuları da yok saydırttılar ve) kendilerinden önce geçmiş bulunan birçok (kâ fir ve âsî) cin ve insan toplulukları arasında bunlar üzerine de o (: “Andolsun; elbette cehennemi, cinler ve insanların kâfir ve âsîlerinden topluca dolduraca ğız!”) söz(ümüz) kesinlikle hak oldu. Çünkü gerçekten onlar (da, bunlar da, imanı ter cih ederek ebedî saadet kazanacak yerde, inkâra mey lederek, telâfisi mümkün olmayan bir zarar ve) hüs râna uğramış kimseler oldular.
M.Ustaosmanoğlu 41:25
26
O kâfir olmuş kimseler(in ileri gelenleri, Rasûlûllâh (Sallâl lâhu Aleyhi ve Sellem)`i seslice Kur’ân okur ken duyduklarında, onu dinleyen insanların İslâm’a mey ledeceğinden korkarak): “İş te bu Kur’ân’ı din lemeyin ve on- (un okunması esnasın)da (ıslık çala rak, alkış tutarak, gürültü kopararak ve şiir okuyarak) boş şeyler yapın (da okuyan şaşırsın)/onun hakkın da tenkit yapın/onu bırakın/! Tâ ki siz (Muhammed’e) gâ lip gele(rek onun kı ra atini engelleye)bilesiniz!” dedi.
M.Ustaosmanoğlu 41:26
27
Yemin olsun ki; elbette Biz o kâfir olmuş kimselere çok şiddetli pek büyük bir azâbı mut laka tattıracağız ve yine kasem olsun ki; elbette onları yapmakta bulunmuş oldukları o çok kötü şeylerle/(fakir doyurmak ve misâfir ağırlamak gibi iyiliklerine göre değil de) yapmakta bulunmuş ol dukları şeylerin en kötüsüyle/ cezalandıracağız.
M.Ustaosmanoğlu 41:27
28
İşte bu, Allah düşmanlarının cezası olan o ateştir ki, Bizim âyet lerimizi bile bile in kâr etmekte bulunmuş olmalarına tam bir karşılık olarak, onun içerisinde onlar için ebe dîlik yurdu vardır.
M.Ustaosmanoğlu 41:28
29
O kâfir olmuş kimseler (cehennemde bunalın ca, oraya girmelerine sebep olanlara karşı hınçlanarak): “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olan o iki fırkayı bize göster de, onları ayaklarımızın altına yerleştir(ip çiğney) elim, tâ ki onlar (her yönüyle) en alçak kimselerden olsun lar!” dedi.
M.Ustaosmanoğlu 41:29
30
O kimseler ki: “Rabbimiz ancak Allah’tır!” de(mek suretiyle tüm iman şartlarına şüphesiz inanç larını ifade et)mişlerdir, sonra da (şirke dönmeyip bu ikrarda sebat etmişler ve farzları ihlas üzere edâ ederek) istikamet göstermişlerdir; şüphesiz me lekler (dünyada ve âhirette karşılaşacakları tüm teh likeli geçitlerde, özellikle korku ve üzüntüye kapıldıklarında, ölüm ânında, kabirde ve dirilme sırasında) sürekli onlar üzerine inmektedir ki: “(Geleceğinizle alâkalı herhangi bir şeyden) kork mayın ve (geride bıraktıklarınıza da hiç) üzülmeyin, bir de siz, (peygamberler vasıtasıyla dünyada) vaad olunmakta bulunmuş olduğunuz o cennetle müj deleni(p sevini)n!
M.Ustaosmanoğlu 41:30