Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Zümer 1 / 75
1
O (yüce) kitabın indirilişi, O Azîz ve Hakîm olan (saltanatında pek güçlü olup, kitabına inanma yanlardan intikam alacak olan ve bütün hükümleri yerli yerinde bulunan) Allâh tarafındandır.
M.Ustaosmanoğlu 39:1
2
Şüphesiz o kitabı Biz sana hak (ve indirilmesini gerektiren yüce bir hikmet) ile indirdik. O halde dini (ve taatı, şirk ve riyâ karışıklıklarından arındırıp) Kendisine tahsis edici olarak Allâh’a ibadet et!
M.Ustaosmanoğlu 39:2
3
Âgâh olun! (Şirk ve gösteriş gibi her türlü şâibe den arınmış olan) hâlis din (ve ibadet) ancak Allâh’a mahsustur. (Zira ilâhlık sıfatlarına sahip olan ve gizli açık her şeye vâkıf olan sadece O’dur!) O kimseler ki; O’nu bırakıp (putları, melekleri ve Îsâ (Aleyhisselâm)`ı) birtakım dostlar (ve ilâhlar) edinmişlerdir; -(onlar Allâh’ı inkâr etmiş değillerdir, fakat:) “Biz onlara ancak bizi Allâh’a tam bir yakınlıkla yaklaştırsınlar diye ibadet etmekteyiz! (demişlerdir.)” İşte o (müşriklerle Müslüma)nların, kendisi hakkında ayrılığa düşmekte oldukları şeyler hususunda şüphesiz ki Allâh onların arasında hüküm verecek (bunun neticesi olarak da haklıyı cennete, haksızı cehenneme gönderecek)tir. Gerçekten de Allâh öyle bir kimseyi hidâyet etmez ki, o (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” gibi sözlerinde) bir yalancıdır ve son derece inkârcıdır! Bazı kimselerin; kâfirlerin bu âyette geçen: “Biz onlara ancak bizi Allâh’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz!” sözlerini “Tevessül” ve “Râbıta” aleyhine delil getirmeleri, anlayış kıtlığından nâşîdir. Zira müşrikler bu sözlerinde, putlara taptıklarını açıkça ifade etmektedirler. Bir veli hürmetine Rabbinden bir şey isteyen yahut Allâh için sevdiği mürşidini hayalinde canlandıran kimseler ise, onlara tapmak şöyle dursun, onların da Allâh’ın kulları olduğunu kabul etmektedirler. Ancak onların Allâh-u Te`âlâ’ya kendilerinden daha yakın olduğu hususundaki hüsnü zanlarına ve onlara karşı Allâh için olan sevgilerine binaen, onlarla tevessül etmektedirler. Kendi kafalarından putları ilâh edinip onlara tapanların yaptığıyla, Allâh-u Te`âlâ’nın: “Sizi O’na ulaştıracak vesile arayın!” (Mâide Sûresi: 35’den) emri gereğince, O’nun dostlarını aracı yapanların bu muâmelesi arasında uzaktan yakından hiçbir benzerlik bulunmamaktadır.
M.Ustaosmanoğlu 39:3
4
Eğer Allâh (sizin dediğiniz gibi) bir çocuk edinmek isteseydi, (bu hususta tercihi size bırakmaz) el bette yaratmış olduğu şeylerden dilediğini seçer (ve en mükemmel varlıkları evlât edinir)di. (Sizce bile erkek evlât daha kıymetli görüldüğü halde melekleri kendisine kız edinir miydi? Îsâ ve Uzeyr (Aleyhimesselâm) gibi yiyip içen ve abdest bozan âciz mahlukları evlât seçer miydi? Eş ve evlât edinmekten tenzîh ve) tesbîh O’na! (Doğurmak bir yana benzeri olmaktan dahi mü nezzeh olan yegâne vahdete sahip bulunan ve her şeye zorla da olsa istediğini yaptıran) O Allâh’tır ancak Vâhid ve Kahhâr olan!
M.Ustaosmanoğlu 39:4
5
O, gökleri ve yeri (var edilmelerini gerektiren bir hikmet ve) hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine sarmaktadır, gündüzü de gecenin üzerine dolamaktadır (ki, böylece birini giderip diğerini getir mekte ve karanlığın yerine aydınlık, aydınlığın yerine karanlık icat etmektedir. Mevsimlere göre bazen de birini artırıp diğerini eksiltmektedir). Güneşi ve ay`ı da (sizin istifadeniz için) emre âmâ de kılmıştır ki, her biri (günlük, aylık ve yıllık tüm dev relerini tamamlamaları için) adı konmuş bir süreye kadar (burçlarında ve yörüngelerinde) sürekli ve sü ratlice akıp gitmektedir. Dikkat edin! (Bu varlıklar hakkında tefekkür et meyip, yaratıcılarına inanmayanlara azap etme gücüne sahip olan) Azîz ve (inananların günahlarını çokça ba ğışlayan) Ğaffâr ancak O’dur!
M.Ustaosmanoğlu 39:5
6
O sizi bir tek nefisten yaratmıştır (ki o da Âdem (Aleyhisselâm)`dır). Sonra onun bir parçası (olan en âlt sol kaburgası)ndan da (Havvâ ismindeki) eşini yaratmıştır. (Deve, sığır, koyun ve keçiden oluşan) davarlardan da (biri erkek biri dişi olmak üzere) sekiz eşi(n yaratılıp istifadenize sunulma fermânını ve onların yaşamaları için gerekli olan yağmurları) O sizin için indirmiştir. O sizi, annelerinizin karınlarında bir yaratışın ardından diğer bir îcatla üç türlü karanlık içerisinde halk etmektedir. İşte size! Rabbiniz olan Allâh, ancak bu(nca fiilleri ve îcatları sayılan) yüce Zât’tır! (Dünyada ve âhirette kayıtsız şartsız) bütün mülkler sadece O’na aittir! Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! (Hal böyleyken) nasıl oluyor da hâlâ (O’na ibadetten) döndürül(üp başkasına tapmaya yönlendiril)ebiliyorsunuz? “Bir yaratışın ardından yeni bir îcat” cümle-i celilesi; insanın, anne karnında geçirdiği devrelere işaret etmektedir ki bunları; menî hâli, sonra pıhtılaşmış bir kan, sonra bir çiğnem et, sonra iskelet, sonra et giydirilmiş beden ve sonunda kendisine ruh üflenmiş canlı bir varlık olarak özetleyebiliriz. “Üç karanlık”tan maksat ise; anne karnının karanlığı, döl yatağının karanlığı ve cenini saran ince zarın karanlığıdır.
M.Ustaosmanoğlu 39:6
7
Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allâh (hiçbir şeye muhtaç olmadığından) sizden (de, imanınızdan da müstağni olan bir) Ğaniyy’dir. Yine de O, (çok merhametli olduğundan) kulları için (zararlı olacak) kâfirliğe (onlar adına) râzı olmaz! Ama şükrederseniz (buna ihtiyacı olduğu için de ğil, ebedî saâdetinize sebep olacağından dolayı) sizin için bundan râzı olur (ve bu yüzden sizi mükâfatlan dırır). Hiçbir (günah) taşıyıcı diğerinin yükünü ta şımayacaktır. (Bu sebeple inkârcıların kâfirliğinin cezası, hiçbir su retle müminlere dokunmayacaktır. Nitekim iman eden ve şirk koşanlar dâhil) sonra (hep birlikte) dönüşünüz ancak Rabbinizedir; O da (her birinize, iyi ve kötü) yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri(n karşılığını vererek, onların gerçek yüzünü) size haber verecek tir. Zira şüphesiz ki O, göğüslerin sahip olduğu şeyi (kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.
M.Ustaosmanoğlu 39:7
8
İnsana (hastalık ve kıtlık gibi) bir zarar dokun duğunda, (her şeyden ümidi kesip) sadece Rabbine yönelici olarak O’na yalvarır. Sonra ona Kendi ta rafından büyük bir nimet verdiğinde ise, önceden O’na dua etmekte olduğu (zararlı) şeyi(n Allâh-u Te`âlâ’nın lütfuyla nasıl açıldığını düşünmeyip, O’na karşı şükür vazifesini) unutur, üstelik O’nun yolun dan (insanları) saptırmak için Allâh’a (farklı) birta kım eşler (ve ortaklar) tanır. (Habîbim! Bu sıfatlara sahip olan Ebû Cehil ve Utbe ibni Rebî`a gibi müşriklere) de ki: “Kâfirliğinle pek az (bir süre daha) faydalan! Çünkü şüphesiz sen o (cehennem) ateşin(in) arkadaşlarındansın!”
M.Ustaosmanoğlu 39:8
9
(Ömrü inkâr ve isyanla geçerek cehennemi boylayan kişi mi) yoksa kendisi âhiret(in azap ve meşakkatlerin)den sakınmakta ve Rabbinin rahmetini ummaktayken, gece saatlerinde (namaz kılan) secde eden ve kıyamda duran biri olarak itaat (ve ibadet vazifelerini îfa) edici (olduğu için, sonsuz cenneti kazanan) kimse mi (dünya ve âhiret bakımından daha iyi konumdadır)? (Habîbim! İlim ve amelin şerefini açıklamak üzere) De ki: “O (İslâm’ı) bilmekte ol(up, ona göre yaşay) an kimselerle, o (hakkı) bilmeyen (bu yüzden de câhilce davranan ve sapıklık içerisinde bocalayıp kalan) kişiler eşit olabilir mi (hiç)?” (Bunca açıklanan nasihatler den) ancak (karışık fikirlerden arınmış) hâlis akıllara sahip kimseler iyice öğütlenir! (Müşriklerde ise böyle bir akıl ne arar!) Âyetteki, methiye, bu vasıflara sahip tüm müminlere şâmilse de, Ebû Bekir, Ömer, Osman, İbni Mes`ûd, Ammâr ve Selman (Radıyallâhu anhüm) gibi özel zatlar hakkında nâzil olduğu rivayet edilmiştir.
M.Ustaosmanoğlu 39:9
10
(Habîbim! Mekke’de müşriklerin eziyetlerine maruz kalan ashâbına tarafımdan) de ki: “Ey Benim iman etmiş olan kullarım! (Emirlerini tutup, yasak larından kaçmak suretiyle) Rabbinizden hakkıyla sa kının! İşte bu dünyada güzel amel işlemiş bulunan o kimseler için, (dünyada zafer ve ganîmet, âhirette ise sonsuz nimet ve cennetler gibi) pek güzel ve çok büyük bir mükâfat vardır. (Eğer Mekke’de İslâm’ı rahatlıkla yaşaya madı ğınızdan şikâyetçiyseniz, orada kalmanız gerekmez.) Zaten Allâh’ın toprağı pek geniştir. (Her amelin belirli bir karşılığı varsa da) ancak sabredenlere ecirleri (ölçü ve tartıya tâbi olmaksızın) hesapsız olarak tastamam ödenecektir.
M.Ustaosmanoğlu 39:10
11
(Rasûlüm! Ümmetini iman ve takvâya teşvik etmek için) de ki: “Şüphesiz ben(im gibi peygamberlerin en üstünü olan bir kişi bile), dîni (ve ibadeti, şirk ve riya gibi se vapları iptal eden her türlü günahtan arındırıp) Allah’a hâlis kılan biri olarak O’na ibadet etmemle emro lundum!
M.Ustaosmanoğlu 39:11
12
Ben (şeref ve mertebe bakımından) Müslüman ların ilki olmam için (bu ihlâsla) memur kılındım! (Zira dinde öncülük, ihlâs nispetinde elde edilir.)”
M.Ustaosmanoğlu 39:12
13
(Habîbim! Seni atalarının dinine çağıran Kureyş kâfirlerine) de ki: “Muhakkak ki ben, (faraza size uya rak) Rabbime isyan edecek olursam; pek büyük bir günün azâbından korkarım!”
M.Ustaosmanoğlu 39:13
14
De ki: “Ben, dinimi Kendisine tahsis edici biri olarak ancak Allah’a ibadet ederim!
M.Ustaosmanoğlu 39:14
15
Artık siz O’nun dışında dilediklerinize tapın (da belânızı bulun)!” (Habîbim! Sana: “Atalarının dinine uymazsan büyük zarara uğrarsın.” diyenlere) de ki: “Şüphesiz o (zarar çeşitlerinin hepsini kendilerinde toplayarak tam manasıyla) hüsrâna uğramış olan lar, (dünyada Allah için yerini yurdunu terk edenler değil) asıl kıyâmet gününde kendilerini ve ailele rini (cennetten mahrum bırakıp, cehenneme sokarak) zarara uğratmış olanlardır. İşte haberin olsun ki; ancak bu, pek açıkhüsrân (ve telâfisi olmayan sonsuz bir ziyân)ın ta kendisidir!
M.Ustaosmanoğlu 39:15
16
Üzerlerinden doğru o (üst üste binmiş) ateşten birçok gölgelikler; altlarından da (yatak ve döşek gibi kendilerini saran) birçok tabakalar onlara âittir. İşte bu (feci azap) ki, Allah kullarını ancak bununla korkutmaktadır. Ey Benim kullarım! Öyleyse Benden hakkıyla sa kının (da gazabımı celb edecek günahlara bulaşmayın)!
M.Ustaosmanoğlu 39:16
17
O kimseler ki, (büyücü, falcı, azgın cin ve şeytan gibi son derece saptırıcı) tâğût(lara inanmak)tan da, ona tapmaktan da tamamen uzak durmuşlardır ve (tüm bâtıllardan yüz çevirip, bütünüyle) Allâh’a yönelmişlerdir, işte (ölürken de, mahşerde de, sonra sında da) bütün müjdeler ancak onlara âittir. (Habîbim!) Artık kullarımı müjdele!
M.Ustaosmanoğlu 39:17
18
O kimseleri ki (din konusunda söylenen) sözü iyice dinlerler de, (rastgele hükümlere uymayıp, bu hususta ciddi davranarak, güzelle en güzelin, iyiyle da ha iyinin arasında seçim yapar ve) onun en güzeline uyarlar. (Bu yüzden vâcip ve mendup olan iki işle karşılaşsa lar vâcibi seçerler, müstehapla mübah arasında kaldık larında ise müstehabbı tercih ederler.)/O (İlâhî) kelâm (olan Kur’ân)ı dinlerler de, (onda geçen bağışlamak veya kısas, intikam almak ya da göz yummak gibi hükümler arasından) en güzel olanına uyarlar!/ İşte ancak onlardır o kimseler ki Allâh onları (di nini doğru anlamaya) hidâyet etmiştir. Ve işte ancak onlar (körü körüne taklit fikrinden ve nefsin kötü arzusuyla çekişmekten arınmış) hâlis akıllara sahip kimselerin ta kendileridir!
M.Ustaosmanoğlu 39:18
19
(Bizim: “Andolsun ki; cehennemi kâfir olan insanlar ve cinlerden dolduracağım!” şeklindeki) o azap sözü(müz) kendisi üzerine hak olmuş bulunan kim seyi mi; artık o ateş içerisinde ol(ması kesinleşmiş ol)anı sen mi kurtaracaksın? (Habîbim! Kâfir olarak öleceğini bildiğimiz kimseyi sen bile kurtaramazsın!)
M.Ustaosmanoğlu 39:19
20
Lâkin Rablerinden hakkıyla sakınmış olan o kimseler; onlar için öyle değerli konaklar var dır ki; üstlerinde de (yüksekçe) bina edilmiş birçok konaklar vardır. Altlarından da sürekli ırmaklar akmaktadır. (Bunlar) Allâh’ın vaadi olarak (gerçekleşecektir) Allâh sözü bozmaz!
M.Ustaosmanoğlu 39:20
21
(Ey dünyaya aldanan kişi!) Görmedin mi ki; şüphesiz Allâh gökten bir su indirmiştir de, onu yerdeki birtakım menbalara girdirmiştir. Sonra türleri/şekilleri/renkleri/ farklı birçok ekini onun sebebiyle çıkartmaktadır. (Yemyeşil ve taptaze hâ linden) sonra o (ekinler) kurur da sen onu sapsarı bir halde görürsün. Sonra da O onu (ele alındığında) darmadağın olan bir kırıntı yapar. İşte hâlis akıllara sahip kimseler için gerçekten de bunda (dünyanın fâniliğini anlamaları hu susunda) elbette pek büyük bir öğüt vardır!
M.Ustaosmanoğlu 39:21
22
O (yanlış seçimler yaparak Al lâh’ın fıtratını bozduğu için göğsü daralan ve kalbi katılaşan) kimse (, o kimseyle bir) mi(dir) ki; Allâh onun (, irâdesini iyi yol da kullandığını ve hidâyet aradığını bildiğinden ötürü) göğsünü İslâm(ı kabullenip kolayca tatbik edebilmesi) için genişletmiştir de bu nedenle o, Rabbinden büyük bir nur (ve İlâhî bir lütuf) üzeredir! Artık Allâh’ın zikrinden dolayı kalpleri (yumuşayacak yerde, O’nun adını ve âyetlerini duydukları zaman nefretleri artıp, gönülleri) kaskatı olanlar için büyük bir helâk (ve sonsuz bir azap) vardır. İşte onlar pek açık bir sapıklık içerisin dedirler. Âyet-i kerîme, Ebû Bekir, Ali ve Hamza (Radıyallâhu anhüm) gibi, göğüsleri İslâm için şerh edilmiş kimselerle, Übeyy ibni Halef, Ebû Leheb ve oğlu gibi kalpleri katı olan kâfirlerle ilgili olarak nâzil olmuşsa da, bu vasıflara hâiz tüm mümin ve kâfirler hakkında umumi kabul edilebilir.
M.Ustaosmanoğlu 39:22
23
Allâh, kelâmın en güzelini, (mu cizelik, sağlamlık, yararlılık ve doğrulukta, âyetleri) birbirine benzeyen ve (kıssaları, haberleri, emir ve yasakları, müjde ve tehditleri, vaaz ve öğütleri) mükerrer olan pek değerli bir kitap olarak indirmiştir ki; Rable rinden kork makta olan o kimselerin derileri onda (ki azap ve tehdit âyetlerini duyduklarında)n dolayı titreyerek ürperir. Sonra (müjde ve rahmet âyetlerini duyduklarında ise) derileri ve kalpleri Allâh’ın zikrine doğru yatışıp yumuşar. İşte bu, Allâh’ın hidâyetidir ki; buna dilediğini eriştirir. (Kendisini hak ka irşad edecek âyetleri dinlemekten yüz çevirdiği için) Al lâh kimi de sap tırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur!
M.Ustaosmanoğlu 39:23
24
O (hiçbir şeyden sakınmaya ihtiyaç duymayan güvenli bir kişi, o) kimse (gibi) mi(dir) ki; kıyâmet günü (eli boynuna bağlı olduğu için) o kötü azaptan yüzüyle sakınmaktadır! Böylece o zâlimlere: “Kazanmakta bulunmuş olduğunuz (inkâr gibi kötü) şeyleri(n vebâlini) tadın (bakalım)!” denilecektir.
M.Ustaosmanoğlu 39:24
25
Onlardan önce olan o kimse ler de yalanlamıştı, ama azap onlara hiç fark edemedikleri (ve ha tırlarından dahi geçirmedikle ri) bir yönden gelmişti.
M.Ustaosmanoğlu 39:25
26
Böylece Allâh o en yakın (dünya) hayat(ın)da (katliâm, esâret, sürgün, yerin dibine batma ve maymuna domuza döndürül me gibi) rüsvaylığı onlara tattır mıştı. Âhiret azâbı ise (çok şiddetli ve sonsuz olduğu için) elbette daha büyüktür. Eğer (bunu) bilmekte bu lunmuş olsalardı (mutlaka iman ederlerdi)!
M.Ustaosmanoğlu 39:26
27
Andolsun; muhakkak Biz o insanlar için işte bu Kur’ân’da her bir(i birer) misal (niteliğ) i (taşıyan ilginç konuları) elbette açıkladık. Tâ ki onlar iyice düşünsünler (de amel etsinler)!
M.Ustaosmanoğlu 39:27
28
(Biz o yüce Kitab’ı) hiçbir eğriliğe (çelişkiye, ihtilâfa ve karışıklığa) sahip olmayan (ve şüpheli bir tek âyeti dahi bulunmayan) Arapça bir Kur’ân olarak (indirdik)! Tâ ki onlar (onun yasaklarından) hakkıy la sakınsınlar.
M.Ustaosmanoğlu 39:28
29
Allâh (bir olan Allâh’a ibadet eden müminin güzel hâliyle, birçok putlara tapan müşriğin kötü duru munu göz önünde canlandıran) bir misal olmak üze re (köle) bir adamı açıklamıştır ki, kendisi hakkında çekişmeli (geçimsiz ve kötü huylu) birtakım ortaklar vardır (bu yüzden o, kime ne cevap vereceğini ve nereye yetişeceğini şaşırmıştır), bir adamı da ki, sadece tek bir adama aittir. Bir örnek olarak bu ikisi eşit olabilirler mi? Bütün hamdler Allâh’a mah sustur (ki, tevhîd eh lini bu meziyete muvaffak kılmıştır)! Doğrusu onların pek çoğu (bu kadar açık örnekleri dahi) bilmezler!
M.Ustaosmanoğlu 39:29
30
Habîbim! Sen bu kadar hakikatleri kendilerine beyan ettiğin halde hâlâ hakka dönmüyorlarsa, onlar adına üzülmene değmez, zira) şüphesiz sen de öle ceksin, muhakkak onlar da öleceklerdir!
M.Ustaosmanoğlu 39:30