Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Sad 1 / 88
1
Sâd! Kasem olsun o (şan ve) şeref/öğüt/beyan/sahibi Kur’ân’a!
M.Ustaosmanoğlu 38:1
2
Doğrusu o kâfir olmuş kimseler (Kur’ân’ da bir yanlışlık buldukları için küfre sapmış değillerdir, bilakis onlar) tam bir büyüklen me ve (Allâh’a ve Rasûlüne karşı) şiddetli bir muhâlefet içerisindedirler (de, bu yüzden inkâr etmişlerdir).
M.Ustaosmanoğlu 38:2
3
Kendilerinden önce (geçmiş olan) nice asırlar (halkın)ı helâk etmiştik de, onlar (yine bir ümit deyip: “İmdat!” diye) bağırıp çağırmıştılar. Oysa (o şiddetli azâbımızla karşılaştıklarında, zaman) asla kurtuluş zamanı değildi!
M.Ustaosmanoğlu 38:3
4
Onlara aralarından bir uyarıcı geldi di ye şaşakaldılar. O kâfirler dedi ki: “İşte bu (kişi), (kendisi ümmî iken, bizim gibi ümmî bir toplum içerisinde bir kitap sahibi olduğunu iddia etmektedir ki, bu kabul edilebilecek bir şey değildir. Ama bizim yapamayacağı mız bazı şeyleri ortaya attığına göre, olsa olsa) büyük bir büyücüdür, (nübüvvet ve vahye mazhariyet gibi Allâh’a karşı yaptığı isnatlar hususunda ise) son derece yalancıdır!
M.Ustaosmanoğlu 38:4
5
O, (tapmakta olduğumuz) tüm ilâhları bir tek ilâha mı çevirmiştir? Şüphesiz ki işte bu elbette çok şaşılacak bir şeydir! (Bizim bunca ilâhımız yeterli ol mazken, tek bir ilâh bütün âlemleri nasıl yönetecektir?)”
M.Ustaosmanoğlu 38:5
6
Derken içlerinden göz dolduran bir cemaat (Ebû Tâlib’in meclisinden şöyle diyerek) fırlayıp gitti de: “Yürüyün! İlâhlarınıza (tapmaya) sebat edin! Gerçekten işte bu, elbette (sizden) istenmekte olan pek önemli bir şeydir!/İşte bu (adamın bir tek ilâha tapma konusundaki kararlılığı), (onun tarafından) ke sinkes arzulanmakta olan çok büyük bir şeydir (ki, kimsenin lafıyla ya da aracılığıyla bu bundan caymaz)!/
M.Ustaosmanoğlu 38:6
7
İşte bu(nun anlattığı tevhîd konusu)nu o sonraki din (olan Hristiyanlık akîdesin)de duymamıştık! İşte bu, ancak bir uydurmadır!
M.Ustaosmanoğlu 38:7
8
O kitap bizim aramızdan (ine ine) on(un gibi yetim ve yoksul bir adam)a mı indirildi?” Doğrusu onlar (körü körüne taklide meyilli oldukları için) Benim kitabımdan büyük bir şüphe için dedirler. Daha doğrusu onlar henüz Benim azâbımı tatmadılar (da, bu yüzden şüphededirler. Onu gördüklerinde ise mecburen inanacaklar)! Rivayete göre; Ömer (Radıyallâhu anh)ın Müslüman oluşu Kureyş’i çok üzünce, yaşça büyükleri olan Velîd, ileri gelen yirmi beş kadar müşriğe, yeğeniyle aralarını bulması için Ebû Tâlib’e gitmelerini önerdi. O da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i yanlarına çağırtıp kavmine karşı insaflı davranmasını teklif edince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onlara isteklerini sordu. Onlar: “Sen bizim ilâhlarımızın aleyhine konuşmayı bırak, biz de seni İlâhınla baş başa bırakalım!” dediklerinde: “Ben de sizden tek bir kelime istiyorum ki, onunla tüm Araplara mâlik olacağınız gibi, yabancı milletler de size boyun eğecektir!” buyurdu. Ebû Cehîl’in: “Ne demek, on kelimeyi bile kabulleniriz!” demesi üzerine, kendilerinden tevhîd kelimesini söylemelerini isteyince o meclisten fırlayıp çıktılar. Bir yandan da: “Duyulmadık bir şey! İlâhları teke mi indirmiş, bu kadar insana bir ilâh nasıl yetsin?” demeye başladılar. (Beyzâvî, Hâzin, Nesefî)
M.Ustaosmanoğlu 38:8
9
Yoksa (her şeye gücü yeten ve karşılıksız bolca ve ren) o Azîz ve Vehhâb olan Rabbinin rahmet hazine leri onların yanında(dır da, peygamberliği diledikle rine verip, istediklerini mahrum bırakan onlar) mıdır?
M.Ustaosmanoğlu 38:9
10
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında kilerin mülkü (ve saltanatı) onlara mı aittir? Öyleyse (kendilerini Arş’a çıkaracak) o basamaklarda iyice yük selsinler (de Arş’tan doğru âlemleri yönetsinler ve istediklerine vahiy indirsinler)!
M.Ustaosmanoğlu 38:10
11
(Habîbim!) İşte (onlar, peygamberler aleyhine) birlik yapan cemaatlerden oluşan az ve değer siz bir ordu(dur) ki; (Bedir denen) o uzak yerde (çok kısa bir zaman sonra) bozguna uğratılmıştır. (Artık laflarına aldırma ve hezeyanlarını önemseme!)
M.Ustaosmanoğlu 38:11
12
Onlardan önce Nûh kavmi de, Âd (toplumu) da, o (demir) kazıklar sahibi (olan, dilediğinin el ve ayaklarını onlara bağlayarak e ziyet yapan)/kazıklar (la çakılmış gibi sabit mülk) sahibi/ ordular sahibi/ Firavun da (peygamberlerini) yalanlamıştı.
M.Ustaosmanoğlu 38:12
13
Semûd (toplumu) da (Sâlih (Aley hisselâm)`ı), Lût kavmi de (Lût (Aleyhisselâm)`ı), (sık ağaçlıklı bir korunun sakinleri bulunan) Eyke ashâbı da (Şu`ayb (Aleyhisselâm)`ı yalanlamıştı)! İşte ancak onlardır o (pey gamberlere karşı) birlik yapan (ama bozguna uğra maktan kurtulamayan) toplumlar!
M.Ustaosmanoğlu 38:13
14
Hepsi de (hiçbir iyilikle tanınmamış,) ancak peygamberleri yalanlamış (olmakla şöhret bulup anılmış)tı da, bu yüzden azâbım (onlar üzerine) hak olmuştu!
M.Ustaosmanoğlu 38:14
15
(Habîbim!) İşte bu (senin düşma)nlar(ın) da (İsrâfîl (Aleyhisselâm)`ın Sûr’a ilk üfürüşüyle gerçekleşe cek) tek bir nâradan başkasını beklemiyor(lar) ki, (vakti geldiğinde) onun için (bir hayvanın) iki sağım arası kadar bile bir duraklama/ onun için bir geri dönüş/ yoktur!
M.Ustaosmanoğlu 38:15
16
Onlar (azaplarının âhirete tehirini duyunca, dalga geçmek için): “Ey Rabbimiz! (Azaptan) nasibimizi bize hesap gününden önce acele ver!” dediler.
M.Ustaosmanoğlu 38:16
17
(Habîbim! Kâfirlerin) söylemekte oldukları (üzücü) şeylere sabret ve Bizim (dinde) kuvvet sahi bi Dâvûd kulumuzu yâd et! Şüphesiz ki o, (Bizim taa tımıza ve rızamızı kazanmaya) son derece yönelici biriydi.
M.Ustaosmanoğlu 38:17
18
Muhakkak Biz, onunla birlikte dağları emre âmâde kılmıştık da, gündüzün sonunda ve (güneşin parladığı) işrak vakti (lisân-ı halleriyle ve kudretten yaratılmış dilleriyle Bizi takdîs, tenzîh ve) tesbîh edi yorlardı.
M.Ustaosmanoğlu 38:18
19
(Her bir cihetten kendisine doğru) toplanan kuşları da (onun emrine verdik)! Hepsi de onun(la birlikte tesbîh etmek) için çokça dönücü idi!
M.Ustaosmanoğlu 38:19
20
Biz (kendisine verdiğimiz heybet ve nusretle) onun mülkünü güçlendirdik, ayrıca ona hikmet (nübüvvet, üstün ilim, güzel amel ve Zebûr kitabı) ile (hakkı bâtıldan) ayırıcı (kararları net bir şekilde ifade eden) bir hitâbet verdik.
M.Ustaosmanoğlu 38:20
21
(Habîbim!) O hasımların önemli haberi sana geldi değil mi? Hani onlar (nöbetçilerden geçit bula mayınca) o (Dâvûd (Aleyhisselâm)`ın mescidinin) mihrap duvarına tırmanmışlardı.
M.Ustaosmanoğlu 38:21
22
Vaktâ ki onlar Dâvûd’un yanına girmişler de, o (kimsenin yanına giremeyeceği bir günde ve bazı yardımlar almadan çıkılamayacak kadar yüksek olan makamına) onlar(ın girip âniden karşısına çıkmaların) dan sebep telâşa kapılmıştı. Dediler ki: “Korkma! (Biz) iki hasım(ız) ki; birimiz diğerine karşı haksız lıkta bulunmuştur. Artık sen aramızda hak (ve adâlet) ile hüküm ver de haddi aşma ve bizi yolun doğrusuna ulaştır!
M.Ustaosmanoğlu 38:22
23
(Sonra biri söz alarak dedi ki:) Gerçekten de işte şu benim (din) kardeşim; onun doksan dokuz dişi koyunu vardır, benim içinse (sadece) bir tek dişi koyun bulunmaktadır. Yine de o (benim koyunu ma göz dikerek): ‘Beni ona (da) kefil yap (da, elimin altındakileri sahiplendiğim gibi ona da mâlik olayım)!’ demiştir ve (merâmını benden daha iyi anlatabildiği için) karşılıklı konuşmada bana gâlip gelmiştir!”
M.Ustaosmanoğlu 38:23
24
(Bunun üzerine Dâvûd (Aleyhisselâm):) “Yemin olsun; muhakkak o, senin koyununu kendi koyunla rına katma isteğiyle elbette sana haksızlık etmiştir. Zaten şüphesiz ki (mallarını birbirine) katıp karıştı ran (ortak)lardan birçoğu, elbette onların bazısı di ğer bir kısma karşı haksızlık eder. Ancak o kimseler müstesnâ ki, iman etmiştirler ve salih ameller işle miştirler! (Çünkü onlar zulüm ve saldırıdan son derece kaçınırlar.) Onlar ise ne kadar da azdır!” dedi. Derken Dâvûd Bizim onu gerçekten imtihan (edenin muâmelesine tâbi) ettiğimizi yakînen bildi ve (zellesinden dolayı) hemen Rabbinden mağfiret talebinde bulundu. Böylece o, rükû` edici olarak (başlattığı tevbesini) yere kapan(ıp secde yaparak tamamla)dı ve (böylece Allâh-u Te`âlâ’ya hakkıyla) yöneldi!
M.Ustaosmanoğlu 38:24
25
İşte biz de hemen kendisi için bu (suçu)nu bağışladık. Gerçekten onun için Bizim katımızda elbette (mağfiretten öte) tam bir (manevî) ya kınlık ve (cennet gibi) çok güzel bir dönüş yeri vardır.
M.Ustaosmanoğlu 38:25
26
(Nitekim bu yakınlığın bir ifadesi olarak kendisi ne şöyle vahyettik:) “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yer(yüzün)de (yönetimi üstlenmiş) bir halife tayin ettik/(senden önce geçmiş peygamberlerin yerine ge çen) bir halife kıldık/! Artık insanlar arasında hak (ve adâlet) ile hüküm ver de (nefse âit) kötü arzuya uyma, sonra o seni Allâh’ın yolundan saptırır. O kim seler ki Allâh’ın yolundan sapmaktadırlar; hesap gününü unutmaları sebebiyle gerçekten onlar için pek şiddetli büyük bir azap vardır.” Dâvûd (Aleyhisselâm)`ın zellesi hakkında değişik rivayetler varsa da, kıssanın aslı şöyledir: Dâvûd (Aleyhisselâm)`ın şerî’atinde bir insanın, diğerine: “Hanımını boşa da ben alayım!” demesi câizdi, hatta ümmeti arasında âdet hâlini almış bir durumdu ki, böyle bir teklifin iki taraf için de şahsiyeti zedelemesi söz konusu değildi. Nitekim hicretten sonra, ensâr arasında da iki eşi olanlardan bazısı, bir eşini boşayıp muhâcirlerden kardeş edindiği kişiyle evlendirmiştir ki bu hiç yadırganmamış, bilakis sahâbe nin üstün bir ahlâkı olarak tarihe geçmiştir. İşte Dâvûd (Aleyhisselâm)`da ümmetinden Üvriyâ adlı kişiye böyle bir teklif yapmış, o da utancından bu teklifi geri çeviremeyip hanımını boşamış, Dâvûd (Aleyhisselâm)`ın bu evliliğinden de Süleymân (Aleyhisselâm) dünyaya gelmiştir. Görüldüğü üzere; bu kıssada hiçbir günah söz konusu olmayıp, ancak Dâvûd (Aleyhisselâm) gibi yüksek mertebe sahibi bir peygamber hakkında yakışıkalmayan bir durum mevzuu bahistir. Bu yüzden davalı insan suretinde iki melek gönderilip, ümmetinden herhangi bir ferdin yapabileceği her şeyin ona yakışmayabileceği, özellikle de birçok hanımı varken, bu teklifi sadece bir hanımı olan kişiye yapmış olmasının, makamına nispetle onun hakkında bir zelle sayılacağı kararı kendisine verdirtilmiştir. Ama bazı kıssacıların anlattığı şekilde: “Hanımı kendisine kalsın diye o kişiyi ölmesi için harplerde defaatle en ön safa yerleştirdi!” gibi, sıradan bir Müslümana dahi yakıştırılamayacak bir suçu, kitap sahibi bir peygambere isnat etmek, büyük bir iftira olur. Bu yüzden Ali (Radıyallâhu anh): “Dâvûd (Aleyhisselâm)`ın hâdisesini kıssacıların anlattığı şekliyle anlatana yüz altmış sopa vururum! Çünkü peygamberlere iftiranın cezası iki kattır.” demiştir. Ancak peygamberleri tenzîh adına: “Burada hiçbir zelle söz konusu değildir!” demek veya bu zelleyi, âyet-i kerîmede açıklanan misalle hiç bağdaşmayan farklı rivayetlerle izaha kalkışmak, Âlûsî (Rahimehullâh)ın da beyanı vechile; hiçbir insaflı kişinin kabule yanaşmayacağı bir durumdur. Zaten onun istiğfarından ve Mevlâ’nın affından bahsedilmesi, burada bir zelle vukûunun kabulünü kaçınılmaz hâle getirmiştir. Tabiî nübüvvet makamını ihlâl edecek rivayetler kabul edilemeyeceğinden, doğru olan tek görüş; “Onun, kendi yüce makamına göre evlâ olan bir şeyi terk ettiği için istiğfar ettiği” hususudur ki bu da, peygamberlerin ismetine halel getirmez (ve günahsızlık vasfını zedelemez)! (Ebussuûd, Beyzâvî, Şihâb, Nesefî, Hâzin, Rûhu’l-beyân, Âlûsî)
M.Ustaosmanoğlu 38:26
27
Biz gökle yeri ve ikisi arasındakileri (gayesiz ve maksatsız bir şekilde) bâtıl olarak yaratmadık! İşte (dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi inkâr ederek) bu(nca yara tığın boşuna halk edildiğini ve herkesin yaptığının, yanına kâr kalacağını kabullenmek), o kâfir olmuş kimselerin düşüncesidir. Artık o inkâr etmiş kimseler için o (cehen nem) ateş(ine gireceklerin) den dolayı büyük bir helâk vardır.
M.Ustaosmanoğlu 38:27
28
Yoksa Biz o iman etmiş olanları ve sâlih ameller işlemiş bulunanları, yer(yüzün)de bozgunculuk yapan (kâfir) kişiler gibi (dünya ve âhirette aynı imkânlara sahip) kılarmıyız? Ya da Biz takvâ sahiplerini(n hayat ve ölümlerini), fâcir (ve fâsık kişi) ler gibi yaparmıyız? İbni Abbas (Radıyallâhu anhümâ)ya göre bu âyet, bütün Müslümanlar ve kâfirler hakkında umûmî ise de, diğer bir rivayette: “Âhirette bize, size verilmeyecek şeyler verilecektir.” diyen bir takım müşrikler hakkında, özellikle de Bedir günü harp öncesi vuruşmak için karşılaşan Ali, Hamza ve Ubeyde (Radıyallâhu anhüm) ile Utbe, Velîd ve Şeybe (Le’anehümullâh) hakkında nâzil olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 38:28
29
(Kur’ân-ı Kerîm, dîni ve dünyevî birçok menfaat ve bereketlerle dolu) pek mübârek yüce bir kitaptır ki, o (insa)nlar onun âyetlerini iyice düşünsünler ve (nefsânî arzuların karışıklıklarından arınmış) hâlis akıllara sahip olanlar hakkıyla öğütlen(ip, gereğince amel et)sin diye onu sana indirdik!
M.Ustaosmanoğlu 38:29
30
Dâvûd’a da Süleymân’ı Biz bağışladık. (O) ne güzel bir kuldu! Çünkü gerçekten o (en ufak bir zelle işle diğinde pişman olarak Rabbine) çokça tevbe edici idi.
M.Ustaosmanoğlu 38:30