Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Rum 1 / 60
1
Elif! Lâm! Mîm!
M.Ustaosmanoğlu 30:1
2
(Ehl-i Kitap olan) Rumlar(, kitapsız Farslar tarafından) mağlup edildi!
M.Ustaosmanoğlu 30:2
3
(Rum diyârına göre) o (Mekke) toprağ(ın) a en yakın yerde! Ama onlar mağlubiyetlerinin ardından yakında (Farslara) gâlip geleceklerdir!
M.Ustaosmanoğlu 30:3
4
(Üçle on arası) birkaç sene içerisinde! Bun(ların gâlip olmaların)dan önce de, bundan sonra da tüm işler (bütün kararlar ve yetkiler) ancak Allâh’a aittir! İşte o (Rumların Farsları yeneceği) gün müminler sevinecektir.
M.Ustaosmanoğlu 30:4
5
Allâh’ın (kitapsızlara karşı Ehl-i kitaba) yardımıyla! O, dilediğine yardım eder(ek onu düşmanına gâlip kılar). (İstediğine yardım etme gücüne sahip olan) Azîz de, (âhiret rahmetini hak etmeyenleri, dilediğinde dünyadaki rahmetine mazhar kılacak) Rahîm de ancak O’dur. Ehl-i Kitap olan Bizanslılarla, ateşperest Farslar arasında yaşanan savaşlarda, müşrikler, kendileri gibi kitapsız olan Mecûsîlerin gâlip gelmesini, Müslümanlar ise Ehl-i Kitap olan Rumların yenmesini temenni ediyorlardı. Şam arazisinin Arap ve Acem toprağına en yakın bölgesi olan Busrâ yöresindeki karşılaşmalarında Rumlar yenilince, müşrikler: “Bizim gibi kitapsızlar, sizin gibi kitap ehlini yendiği gibi, biz de sizi yeneceğiz!” diyerek sevinçlerini açığa vurunca Müslümanlar üzüldüler. Bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ bu âyetleri indirerek, mağlup olan Ehl-i Kitabın on seneye kalmadan gâlip olacağını haber verdi. O zaman iç ve dış savaşlarla çok zor duruma düşmüş ve hazinesi ta mamen boşalmış olan Bizansın bir daha toparlanıp savaş kazanması hiç düşünülecek bir şey değilken, bu gaybî haberin yedinci senesi bu mûcize gerçekleşerek Rumlar Farsları yenilgiye uğrattı.
M.Ustaosmanoğlu 30:5
6
(Rumların gâlip geleceği ve müminlerin sevineceğiyle alâkalı haber) Allâh’ın vaadi olarak (yerini bulacaktır)! Allâh sözünü bozmaz velâkin insanların pek çoğu (O’na yakışan ve yakışmayan sıfatlardan haberdâr olmadıkları için bu gerçeği) bilmezler.Tefsirlerde rivâyet edildiğine göre; bu vaadi duyan Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) Mekke kâfirlerine: “Kardeşlerinizin gâlibiyetiyle sevindiniz ama, çok sevinmeyin! Zira Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in bildirdiğine göre yakında Rumlar Fars toplumunu yenecektir!” dedi. Bunun üzerine müşriklerden Übeyy ibni Halef kalkarak: “Yalan söyledin! O zaman bir süre tayin et, seninle on devesine iddiaya girelim!” deyince, Hazret-i Sıddîk üç sene şartı koyarak bunu kabul etti. Sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e durumu haber verince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Âyet-i kerîmede geçen {Bıd’} kelimesi, üçle on arasında kullanılabileceği için sen süreyi de deveyi de artır!” buyurdu. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın geldiğini gören Übeyy onun pişman olduğunu sandıysa da, o: “Süreyi dokuz seneye, deveyi de yüze çıkaralım!” dedi. Böylece anlaştılar. Ebû Bekir (Radıyallâhu anh) hicret ederken Übeyy ondan kefil istedi, o da oğlu Abdullah’ı kefil gösterdi. Sonra Bedir savaşına tesâdüf eden günlerde Rumların Farsları yenmesiyle bu mûcize gerçekleşti. Uhud’da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in eliyle aldığı yara neticesinde Übeyy geberince, Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) onun vârislerinden yüz deveyi tahsil edip Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in emriyle fakirlere verdi.
M.Ustaosmanoğlu 30:6
7
Onlar o en alçak hayattan (sadece, ekip biçme ve kazanıp harcama usulleri gibi), görünen bir şeyi bilirler. (En çok bilinmesi gereken) âhiretten gâfil (ve habersiz) olanlar iseonlardır, ancak onlar!
M.Ustaosmanoğlu 30:7
8
Onlar (sadece dünya yaşantısının görünen tarafı hakkında kafa yorarken,) kendi içlerinde inceden in ceye hiç düşünmediler mi ki, Allâh gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri (bo şu boşuna değil de,) ancak (ya ratılmalarını gerektiren bir) hak (ve mükelleflere imti han yurdu olma gibi yüce bir hikmet) ile, bir de (süresiz olmayıp, devamı için) adı konmuş bir süreyle yarat mıştır! Gerçekten de insanların birçoğu(, ölümlerinin ardından diriltilip mahşere çıkartılmayı ve bu suretle) Rablerine kavuşmayı elbette inkâr edicidirler.
M.Ustaosmanoğlu 30:8
9
Onlar yer(yüzün)de hiç gezmediler mi ki, ken dilerinden önce (helâke maruz kalmış) bulunan o (Âd ve Semûd toplumları gibi inkârcı) kimselerin (feci) âkıbetinin nice olduğuna baksaydılar? Onlar güç bakımından bunlardan daha kuvvetliydiler. Böylece (su bulmak, madenler çıkartmak ve ekip biçmek için) toprağı alt üst etmiştiler ve onlar onu, bunların onu imar ettiğinden daha fazlaca mamur etmiştiler. Rasûlleri de onlara pek açık mucizeler getirmişti. Fakat (onlar elçileri yalanlayınca İlâhî azâ ba çarptırıldılar. Ama böyle yaparak) Allâh onlara asla zulmeder olmadı, lâkin onlar (gördükleri bunca açık delil karşısında bile bile inkârı sürdürerek, kendilerini İlâhî gazaba müstehak etmekle) sadece kendilerine zulmeder oldular.
M.Ustaosmanoğlu 30:9
10
Sonra kötü işler yapmış olan o kimselerin âkıbeti, Allâh’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlar la alay etmekte bulunmuş oldukları için o en kötü azap (olan cehennem) olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 30:10
11
Allâh halkı ilk başta (yok tan) yaratır, (öldür dükten) son ra da onları (dirilterek sonsuz hayata) geri döndürür. Sonunda ise ancak O’na döndürü leceksiniz.
M.Ustaosmanoğlu 30:11
12
O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, o (şirk gibi en büyük suçu işlemiş) mücrimler bütün hayırlardan tamamen ümit kesecektir/de lilleri tükenip sessiz kalacaktır/ rezil (ü rüsvay) olacaktır/.
M.Ustaosmanoğlu 30:12
13
Onlar için ortakların dan şefaatçiler de bu lun ma ya caktır. Üstelik onlar (putlarının bir işe yaramadığını anlayınca) ortaklarını inkâr eden kim seler olmuşlardır./Hâlbuki onlar (dünyadayken) ortakları sebebiyle (Allâh-u Te`âlâ’yı inkâr eden) kâ firler olmuşlardı./
M.Ustaosmanoğlu 30:13
14
O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, işte o gün (mü minlerle kâfirler birbirlerinden) iyice ayrılacaklardır.
M.Ustaosmanoğlu 30:14
15
İşte o kimseler ki (iman şartlarına şüphesiz bir şekilde) inanmışlardır ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) salih amellerde bulunmuşlardır; artık on lar (ırmaklarla dolu yemyeşil ve) pek değerli bir (cen net) bahçe(sin)de her an (farklı lezzetlerle, nâmeler dinleyerek) sevindirileceklerdir / ik râm e dilecekler dir / taçlandırılacaklardır / süslendirileceklerdir/.
M.Ustaosmanoğlu 30:15
16
Ama o kimseler ki kâfir olmuş lardır ve â yet lerimizi de, âhiret bu luşmasını da yalanlamışlar dır; iş te onlar, o azap içerisinde (dâimî ika met etmek üzere) hazır kılınmışlardır.
M.Ustaosmanoğlu 30:16
17
Akşamladığınız zaman (akşam ve yatsı namazlarını eda ederek ) ve sabahladığınız vakit (sabah namazını kılarak, o anlarda sürekli yenilenen gece ve gündüz nimetine şükür için) tesbîh (ve tenzîhte bulunun) Allâh’a! İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ) gibi birçok müfessire göre; âyet-i celîlede geçen “Tesbîh”; namaz kılınarak îfâ edilen tenzîh ve hamd vazîfelerine işaret etmektedir ki, buna göre mana: “Kudretinin eserlerinin iyice belirgin olduğu sabah ve akşam saatlerinde, Allâh-u Te’âlâ’nın noksan sıfatlardan uzaklığını ifade eden hamd-ü senâlarla dolu namaza devam edin!” demek olur. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`ya: “Beş vakit namazın bahsini Kur’ân’da bulabiliyor musun?” diye sorulduğunda: “Evet!” diyerek bu iki âyeti okumuş ve: “Bu âyetler hem beş vakit namazı, hem de vakitlerini açıkladı.” buyurmuştur. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ”Her kim Rûm Sûresi`nin şu üç âyetini (17-19) sabahladığında okursa, o gün yapamayacağı bütün hayırların sevâbına ulaşmış olur. Akşamladığında bu âyet-i celîleleri okuyan ise, o gece kaçırdıklarına kavuşmuş olur!” (Ebû Dâvûd, Edep: 110, No: 5076, 2/740)
M.Ustaosmanoğlu 30:17
18
Göklerde ve yerde bütün hamdler sadece O’na mahsustur! (Gök ve yer ehlinden akıl ve idrâk sahibi her canlıya gereken, O’na hamd ve tesbîhte bu lunmaktır.) Gün düzün sonunda da (ikindi namazını), öğlene ulaştığınız zaman da (öğle namazını eda edin)!
M.Ustaosmanoğlu 30:18
19
O (Allâh-u Te`âlâ), (meni ve tane gibi kendi başına üremeyen) ölü (bir şey)den (canlı ve bitki gibi üreyen) diri (bir şe)yi çıkarmaktadır, diriden de ölüyü çıkarmaktadır, ölümünün ardından toprağı da O canlandırmaktadır! İşte siz de böylece (kabirlerinizden) çıkartılacaksınız.
M.Ustaosmanoğlu 30:19
20
Sizi(n babanız Âdem’i, kuru kara ve kokmuş) bir topraktan yaratmış olması O (Allâh-u Sübhânehû)nun (var lığının, birliğinin, sonsuz kudret ve hikmetinin) âyet (ve delil)lerin den - dir. Sonra bir den bire siz bir çok in sanlarsınız ki, (ihtiyaçlarınızı görmek için yer yüzünde o yana bu yana) yayılmaktasınız!
M.Ustaosmanoğlu 30:20
21
Kendilerine meyl(edip ülfet) edesiniz diye sizin için kendi ne fis leriniz(in cinsin)den birtakım eşler ya ratması ve aranızda tam bir sevgi (neticesin de hâsıl olan birleşme) ile büyük bir acıma (vesîlesi olan çocuk) meydana getirmesi de O (Allâh-u Sübhâ nehû)nun âyet (ve delil)lerindendir. İşte gerçekten de bu (şe kilde top raktan yarattığı kulları erkek ve dişi olarak sınıflara ayırmasın da ve yedi kat yabancı insanlar ara sına kaynaşma ve acıma hisleri koyması)nda, (Allâh- u Te`âlâ’nın eşsiz fiillerindeki üstün hikmetleri) iyiden iyiye düşün mekte o lan bir toplum için elbette (anlatılamayacak dere cede) çok büyük ve pek çok âyetler vardır.
M.Ustaosmanoğlu 30:21
22
Gökleri ve yeri yaratması da, dillerinizin (lehçelerinizin ve konuş ma şekillerinizin) ve renk leri nizin farklılığı da O ( Al lâh-u Süb hâ nehû) nun âyet le rindendir. İşte ger çek ten de bun(ca farklı dilin konuşulmasında ve aynı mad deden aynı şartlarda ya ratılan ikizlerde bi le rastla nabilen deri renklerinin farklılığın) da, (Al lâh-u Te`âlâ’nın yüce sıfatlarını iyi bilen) âlimler için elbette (kün hüne vâkıf olunamaya cak) çok büyük ve pek çok âyetler vardır.
M.Ustaosmanoğlu 30:22
23
O (Allâh-u Sübhânehû)nun âyet (ve delil) le rinden bir kısmı da; gece ve gündüz (istirahat için) uyumanız ve (her iki vakitte de) fazlından (rızkını zı) arama(k için çalışma)nızdır. İşte gerçekten de bunda, (Allâh-u Te`âlâ’nın âyetlerini an la yış kulağıyla) dinlemekte olan bir top lum için elbette (tarif edilemeyece kadar) çok bü yük ve pek çok âyetler vardır.
M.Ustaosmanoğlu 30:23
24
Yine O’nun âyetlerindendir ki; (yıldırım düş me tehlikesiyle) kor kutmak ve (yağmur beklentisiyle) ümitlendirmek için size şimşeği gös termekte ve gökten bir su indi rip, ölümünün ardından toprağı o nun la diriltmektedir. İşte gerçekten de bunda, (yara tıcının üstün kudret ve hikmetini an lamak için varlıkların oluşum larının bağlı olduğu sebepleri araştırma hususunda) akıllarını kullanan bir ka vim için elbette çok bü yük ve pek çok âyetler vardır.
M.Ustaosmanoğlu 30:24
25
Göğün ve yerin O’nun (“İkiniz de Benim kud retimle durun!”) emriyle durması da O (Allâh-u Süb hânehû)nun (birliğinin) âyetlerindendir. (Ka bir ler de kalma süreniz dolduktan) sonra sizi (“Ey ölüler!) yerden (çıkın!” buyurarak) bir davetle çağırdığında (ister istemez) siz birdenbire çıkacaksınız!
M.Ustaosmanoğlu 30:25
26
(Meleklerden ve ins-ü cinden) göklerde ve yer de bulunanlar (yaratılma, mülkiyet ve yönetim bakı mından) sadece O’na âittir. Hepsi de (ister istemez) ancak O’na boyun eğ(erek kendilerinden istenileni yerine getir) icidirler.
M.Ustaosmanoğlu 30:26
27
Ancak O’dur O Zât ki; halkı ilk başta (yoktan) yaratmaktadır, (öldürdükten) sonra da onları (diril terek, sonsuz hayata) geri döndürecektir. Zaten O’na göre (hiçbir şeyde zorluk ve kolaylık söz konusu de-ğilse de, sizce bir şeyi yoktan yapmaktansa) bu (tekrar diriltme) daha kolaydır/pek kolaydır/. Gökler de de, yerde de (eşten, ortaktan ve evlâttan münezzeh olmak, yoktan yaratmak, tekrar diriltmek, var etmek ve yok etmek gibi) o en üstün mükemmel sıfat lar yalnızca O’na mahsustur. (Yaratmak istediği bir şeyi yoktan yaratmaktan ve tekrar diriltmekten âciz bırakılamayacak üstün bir güce sahip olan) Azîz de, (tüm işlerini hikmetüzere icrâ eden) Hakîm de an cak O’dur!
M.Ustaosmanoğlu 30:27
28
(Ey müşrikler!) O (Allâh-u Te`âlâ, ortağı olmadı ğına dâir) size kendi nefislerinizden bir misal açık lamıştır (şöyle ki); sağ ellerinizin sahip bulunduğu (köle ve câriye gibi) şeylerden, size verdiğimiz rı zıklar(ı harcama) hususunda size ait ortaklar var mıdır ki, siz on(ca mal)da (onlarla) eşit (ve ortak) olasınız da, bu sebeple kendileriniz(e ortak olan hür ler)den korkmanız gibi, onlardan da korkasınız? (Peki siz, insanlıkta müşterek olduğunuz köleleri nizin, malınıza ortak olmasına râzı gelmezken, ya Bizim yarattığımız şeyleri nasıl Bize ortak koşabiliyor sunuz?!) İşte (tüm önemli konuları, özellikle de tarafımızdan açıklanan misalleri anlama noktasında) akıl larını kullanan bir toplum için Biz âyetleri (rast gele değil de) ancak böylece (üstün bir açıklama üs-lûbuyla ve) tafsîlatlıca îzâh ediyoruz.
M.Ustaosmanoğlu 30:28
29
Doğrusu o (şirk koşarak) zâlim olmuş kim seler (bunca âyetlerden bir şey anlamayıp, yollarının yanlışlığı hakkında) bilgiden yoksun olarak tama men kendi (eğri-büğrü) arzularına uymuştur. Artık Allâh’ın (kendisine verilen irâ de ve kudreti yanlış yolda kullandığı için) saptırmış olduğu kim seyi (doğru yola) kim hidâyet edebilir? Onlar(ın dalâletten kurtulmaları) için yardımcı lardan hiçbir kimse de yoktur!
M.Ustaosmanoğlu 30:29
30
(Habîbim!) O halde sen (onların inanıp inanma masından etkilenmeyerek, tüm bâtılları bırakıp hakka yönelen) bir hanîf olarak yüzünü o (İslâm) din(i n)e doğrult! (Ey müminler! Siz de) Allâh’ın o (İslâm) fıtratına (hep birlikte sıkıca sarılın) ki, O, tüm insan ları onun üzerine yaratmıştır. (Nefsin kötü arzusu na uyularak ve şeytanın vesveseleri kabul edilerek) Allâh’ın yaratışına (karşı yapılacak) hiçbir değiş tirme (doğru ve düzgün bir şey) olamaz!/(Hiçbir kim se) Allâh’ın (fıtratını bozacak güce sahip olmadığın dan O’nun) yaratması için hiçbir değiştirme olamaz!/ İşte (kendisinde hiçbir eğrilik bulunmayan) dosdoğru din ancak budur! Lâkin insanların pek çoğu (düşüncesizlikleri yüzünden bu hakikati) bil mezler.
M.Ustaosmanoğlu 30:30