2
İşte bu (sûrede buluna)nlar (Allâh-u Te`âlâ tarafından indirildiği âşikâr olan ve muhataplarınca manaları) pek açık olan /(hidâyet ve rüşdü açıkça ortaya koyan ve gerekli bilgileri) iyice açıklayan/ o (yüce) kitabın âyetleridir.
3
Onlar inanan kimseler olmayacaklar diye (üzüntünden) ola ki sen kendini öldüreceksin! (Böyle yapma! Kâfirler için bu kadar üzülmene değmez!)
4
(Kâfirleri zorla inandırmak) isteseydik üzerlerine gökten bir âyet indirirdik de, (imana mecbur bırakan o bela karşısında) boyunları ona eğilenler oluverirdi/toplulukları/önderleri (bile) ona boyun eğenlere dönüşüverirdi./
5
O (müşrik ola)nlara (çok acıyan) Rahmân (Te`â lâ)dan o yeni bir öğüt/yeni bir âyet/ geldikçe, mut laka onlar ondan yüz çevirici kimseler oldular.
6
Şimdi gerçekten de onlar (kendilerine gelen Kur’ân’ı) yalanlamışlardır. Fakat kendisiyle alay etmekte bulunmuş oldukları o şeyin (dehşet verici) haberleri (dünyada İslâm’ın parlamasıyla yenilgiye uğradıklarında, âhirette ise cehennem azâbına düştük leri zaman) muhakkak onlara gelecektir.
7
Onlar yere bakmadılar mı ki; (kupkuru hâlinin ardından) Biz orada (türlü bitkilerden, övgüye değer ve çok faydalı) her güzel çiftten nicelerini bitirmi şizdir.
8
İşte muhakkak ki bu (anlatıla)nda, (o ürünleri bitirenin, kudret ve hikmeti mükemmel, nimet ve rahmeti bol bir Zât olduğuna dâir) elbette pek bü yük bir âyet (ve alâmet) vardır. Ama onların çoğu (hayra kapalı ve şerle damgalı oldukları için bu âyete) inanan kimseler olmamıştır.
9
Şüphesiz senin Rabbin, elbette (bu kadar âyet leri görüp de inanmayanlardan in tikam alma gücüne sa hip olan) Azîz de, (âyetlerden ibret alarak iman eden kullarına son derece acıyan) Rahîm de ancak O’dur.
10
Rabbinin Mûsâ’ya nidâ ettiği zamanı da (kav mine anlat) ki: “Git o (İsrâîloğullarının çocuklarını bo ğazlayarak haksızlık yapan) zâlimler toplumuna!..
11
Firavun’un (kendisine ve) kavmine! On lar (iman edip itaat ederek, Allâh’ın azâbından hâlâ) hiç sakınmayacaklar mı?”
12
(Bu emri alan Mûsâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Gerçekten de ben, onların beni (hiç konuş tur ma dan) yalanlamalarından korkmaktayım!
13
(Onlar beni inkâr edecek diye) göğsüm daralı yor, (peltekliğimden dolayı) dilim de çözülmüyor. Öyleyse Sen (bana yardım etmesi için) Hârûn’a da (peygamberlik vermek üzere Cibrîl’i) gönder!
14
Bir de onlar için benim üzerimde (Kıptî’nin öldürülme davasıyla ilgili) bir suç (iddiâsı) vardır. Bu yüzden (tek başıma gittiğim takdirde elçilik görevimi tebliğ edemeden) beni öldürmelerinden de endişe duymaktayım.”
15
(Allâh-u Te`âlâ onun bu iki isteğine cevaben) buyurdu ki: “Hayır! (Korkma! Onlar sana bir şey ya pamazlar.) İkiniz de âyet (ve mûcize)lerimizle gidin! Gerçekten de Biz sizinle beraberiz ve (karşılaşacağı nız cevapları) hakkıyla dinleyicileriz!
16
Hemen ikiniz Firavun’a gidin de deyin ki: “Muhakkak biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz...
17
İsrâîloğullarını bizimle birlikte (Şâm diyârı na) gönder (diyelim) diye (sana gönderildik)!”
18
(Mûsâ (Aleyhisselâm) bunu Firavun’a tebliğ edince, hiç beklemediği bir teklifle karşılaşan Firavun) dedi ki: “Biz seni yeni doğmuşken (himâye etmek üzere) içimizde büyütmedik mi? Sen ömründen yıllarca aramızda kalmadın mı?
19
Ve sen (bunca iyiliklerime) nankörlük eden lerden olarak, yapmış olduğun o işini yaptın (da benim yakınımı öldürdün)!”
20
(Mûsâ (Aleyhisselâm) Firavun’a cevaben) dedi ki: “O zaman onu yaptım ama ben (onun bir tokatla öleceğini) bilmeyenlerdendim…
21
Nihâyet sizden korktuğumda hemen aranız dan kaçtım! Sonra Rabbim bana büyük bir hüküm (; peygamberlik, özel ilim ve isâbetli anlayış) bağışladı ve beni gönderilen (peygamber)lerden biri yaptı.
22
İşte şu (: ‘Otuz sene seni ben baktım!’ diye kendisini başıma kakmakta olduğun nimet ise, İsrâ îloğullarını köle yapmış olmandır. (Sen onların erkek çocuklarını öldürdüğün için senin eline düştüm, yoksa annem-babam bana pekâlâ bakabilirdi. Şimdi sen işkence olan bir şeyi mi iyilik sayıyorsun?)”
23
Firavun dedi ki: “O (seni gönderdiğini iddiâ ettiğin) âlemlerin Rabbi de neymiş?”
24
O dedi ki: “(O,) göklerin, yerin ve ikisi ara sındakilerin Rabbidir (; yaratıcısı ve yöneticisidir). Eğer (varlıkların gerçeğini) yakînen inceleyen kim seler olduysanız (, gördüğünüz bunca cismin bir ta kım parçalardan derlenen ve dâima değişikliğe maruz kalan, dolayısıyla da sonradan yaratıldıkları ortada olan varlıklar olduğunu ve mutlaka tek bir yaratıcıya muhtaç olduklarını bilirsiniz)!”
25
O, etrafındakilere: “(Göklerin ve yerin sonra dan yaratıldığı hakkında bunun söylediklerini) işit(ip de taaccüp et)miyor musunuz?” dedi.
26
O (, göklerin ve yerin sonradan yaratılışını kabul etmeyen bu kişilere, hâdis ve fânî olduğunu dâimâ müşâhede ettikleri diğer bazı şeyleri örnek göstermek üzere): “(O) sizin de Rabbinizdir, evvelki babala rınızın da Rabbidir!” dedi.
27
O: “Şüphesiz ki; size gönderil miş olan bu rasûlünüz elbette bir delidir!” dedi.
28
O: “(Benim Rabbim) doğunun, batının ve iki si arasında bulunanların Rabbidir! Eğer siz anla makta olduysanız (sözümün doğruluğunu bilirsiniz)!” dedi.
29
O: “Andolsun ki; benden başka bir ilâh edinecek olursan, yemin olsun elbette seni mutlaka o (benim işkenceli) haps(im)e atılanlardan kılarım!” dedi.
30
O: “Ben sana pek açık/(doğruluğumu) açık layıcı/ bir şey getirsem de mi (böyle yapacaksın)?” dedi.
Sonraki 30 ayet →